- Kategori
- Gündelik Yaşam
Masum günler

Olaylar, ölenler, dükkan kapatmalar, hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Hatta bazı büyüklerimiz, sakin bir sesle ‘terörle yaşamaya’ alışmalıyız diyor. İnsan haklarından ya da kul hakkından hiç bahsetmiyor. Ama başörtüsüne gelince aynı ses güçlü bir şekilde gürlüyor. ”Bu kadar sabrettik, daha ne istiyorsunuz?” diyor.
Kaçak elektrik kullananlara af geliyor. Peki, şimdiye kadar faturalı elektrik kullananların hakkını kim ödeyecek? Başörtüsü için gürül gürül konuşanlar, elektrik faturalarını daima düzenli ödemiş olan kulların hakkını kim savunacak? Kaçak elektrik kullananlara neden af çıkarıyorlar? Kimden izin almışlar acaba? Kul hakkı ile ahirete varacaklarını akıllarına getirmiyorlar mı acaba? Dişinden tırnağından kesip elektrik faturalarını ödeyen bunca insanın hakları ne olacak? İllaki AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne) mi gitmek lazım.
Başörtüsü ile üniversiteye giriş için serbesti istediler, sokaklarda alenen sevişecekleri ve bira içecekleri hesapta yoktu, söyleyecek bir söz bulamıyorum. Belli ki mekânın önemi yok, kendilerinden geçecek kadar arzulu görünüyorlar. Ama ne yapsınlar, onlar da etten kemikten insanoğlu, nefsine yenilmiş işte. Mutlaka münferit bir olaydır.
* * *
30 sene önceleri, 78’li yıllar, liseden mezun oluyorum, Annem üniversiteye gitmemi istemiyor. İri yapılı ve cüsseli olmasına rağmen hiçbir görüş sempatizanı olmayan İTÜ’de okuyan bir tanıdığımız, karşıt görüşlü öğrencilerin arbedesinde minik bir zincir darbesinden nasibini almıştı. Hem böyle korkunç olaylara maruz kalırım diye hem de üniversiteye giden kot pantolon giyinmiş kızlardan olmamı istemiyordu. O zamanlar kot pantolon dışardan gelirdi, kıymetli ve pahalıydı ayrıca zaten almaya gücümüz de yetmezdi.
Okul tatillerinde camiye gitmemi isteyen, her gün bir cüz okumam için günlük 5 lira teklif eden Annem, adının Makbule olmasıyla övünürdü, Atatürk’ün kız kardeşinin adı olduğunu da her seferinde belirtirdi. Atatürk ilkelerinden son derece memnundu.
Çocukluk işte, okumamak için inat ederdim, hatta para teklif ettiği için de gizlice Anneme kızardım. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun.
Yeri, zamanı, ahlak ve görgü kuralları (adabı muaşeret) çerçevesinde, mahremiyet sınırları içerisinde pikniğe giderken kırlara uygun bir kıyafet, işe giderken çalışma ortamına uyan bir kıyafet, ya da okumak veya ibadet etmek için başka bir kıyafet seçiyorum. Ve hepsinin yerini ve zamanını birbirine karıştırmıyorum.
Bu fotoğrafları görünce o masum günleri hatırladım. Sokakta ve şehvetle erkek arkadaşına yaklaşan fotoğraftaki kızımızın başı örtülü olduğuna göre cüz okumasını biliyordur gibi bir önyargıya kapılıyorum. Okuma yazma biliyorsa bu işlerin sokakta yapılmayacağını da biliyor olması gerekmez mi?