- Kategori
- Gündelik Yaşam
Zamanın bilinci

Zamanın, parçalayıcı, yok edici gücü her gün, her saat her saniye, üzerimizden acımasızca geçiyor. Tutunduklarımız, değerlerimiz, sağlam diye üstüne bastığımız zeminler kayıyor, dallar elimize geliyor. Ama ben inanıyorumki; değerler asırlık çınarlar gibidirler. Onlar bu yokoluş oyununda , kendilerini öteye hiç bir kayba , bozulmaya uğramadan taşıyacaklar, küllerinden yeniden doğacaklardır.
Değerin Türk Dil Kurumu Sözlüğündeki anlamı; yerinde olan, aykırı görülmeyen, layık, şayan, zahmete değer bir sonuç, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet, bir şeyin yada bir kimsenin taşıdığı yüksek değer ve yararlı nitelikler.
Demek ki varoluş boyutunda zahmetle varolanlar, uğruna emekler verilenler karşılığı varolanlar, taşıdıkları yüksek ve yararlı nitelikler onları bu bozum sürecinden öteye sağ taşıyacakdır
Görkemli bir çınarın, bir tufan sonrası dimdik ayakta, yıkımı nasıl seyrettiği, yıllara nasıl tanık olduğu gibi kızımın ilkokula gittiği yıllardı. Ogünlerde öğretmeninden sürekli şikayet ederek, öğretmeninin sınıfta hep bir arkadaşları ile ilgilendiğini diğerlerine yeterince ilgi göstermediğini söylüyor. Çocukluğun verdiği duygularda işe karışınca şikayet uzadı. Bende sorunu yine kendisinin çözebileceğini öğretmeniyle konuşmasını söyledim. Öğretmenin bu yaşlarda çocuğun algılarında ne denli kutsal apayrı bir yeri olduğunu kendi çocukluğumdan anımsadığım için bunun imkansız olduğunu biliyordum. Nitekim konuşamayacağını söyledi .
Birgün onunla vitrinlerin önünden geçiyorduk, heyecanla koştu , vitrindeki bir barbi bebeği göstererek , almamı istedi, sonrada ekleyerek maaşını alınca değilmi? diyerek kendisi cevapladı.
Cevabım onu şaşırtmıştı. ''bebeği hemen alabilirim ama bir koşulla, öğretmeninle seni üzen konuyu konuşursan'' dedim. Bebeğin sevinci onu konuşmaya ikna etmişti tamam dedi.
Ertesi gün telefon çaldı arayan kızımın öğretmeniydi, ama gülmekten konuşamıyordu. Olay onuda etkilemişti.''çocukları biliyorsun küçük müfettişlerdir, onlardan asla birşey kaçmaz'' dedim.
Ertesi gün bebeği kızıma aldım.
Aradan yıllar geçti. Kızımın pek çok oyuncakları oldu.Yaşamımızda ev değiştirmeler, şehir değiştirmeler, onca taşınmalara rağmen, onun çocukluğundan bugüne kalan bu bebeği olmuştu.
Kızım otuz yaşında evli bir bayan oldu.
Şair ve yazar sevgili SUNAY AKIN bir oyuncak müzesi açtı. Ve bebeği müzeye hediye etmek için gittiğimde çok etkilenmiştim. Müzede 1920'li, 30'lu, 40'lı, 50'li yıllardan günümüze gelene kadar binlerce oyuncak. MÜJDAT GEZEN'İN minicik davulu sanki sahibinin ilerde tiyatrocu olacağını darbukacı BARYAM olacağını bana söyler gibiydi. Oyuncaklar sahiplerinin geleceklerini bilir gibi vakur ve gururlu sanki bana bakıyorlardı. Biz yıllar içinden dağılmadan, kırılmadan bu güne geldik dercesine. Çok duygulanmıştım.
Neydi onları bu güne dek, saklayan koruyan?
Elbetteki ZAMAN. zaman; nitelik kazanan oyuncakları ve içinde bizim bebeğide MÜZEYE seçmişti.
Çünkü bu bebek kızıma bir ERDEM öğretmişti. Kimbilir diğer oyuncakların ne öyküleri vardı?
Diyorum ki; zaman üzerimizden yıkarcasına, yok edercesine geçsede, ZAMAN'IN BİLİNCİ var.
Niteliklileri, değerlileri, uğruna emek verilenleri seçiyor , saklıyor.
Belki nitelik sıfatına ulaşamayanlar dağılıyor kayboluyor ama nitelik kazananlar bu metamorfozdan değişmeden geçiyor...
KIZIM EMEĞ'E SEVGİYLE
Kızımın bebeği barbi,
O'na bir ERDEM öğretmişti ,
Bu yüzden mi zaman onu,
Oyuncak müzesine seçti.?
18/02/2008 ANTALYA