- Kategori
- Kitap
Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk

Sıkı bir Orhan Pamuk okuru değilim. Hatta sadece birkaç kitabını okuduğumu söyleyebilirim. O da yıllar önceydi ve edebi tarzından, içeriklerinden ve romancılığından hazzetmediğim için sonra yayınladığı kitaplarına ilgi göstermedim.
Nobel alması, kitaplarının çok satanlar listelerinde olması, dünyaya açılması gibi konular; benim, Orhan Pamuk edebiyatı hakkındaki kanaatlerimi ve hissiyatımı fazlaca değiştirmedi. Ancak o çok fiyakalı ödülünü aldıktan sonra yayınladığı ilk romanı olması nedeniyle “<ı>Masumiyet Müzesiı>” ni okumak istedim. Öyle ya artık dünya çapında tescilli bir yazardı ve ortaya nasıl bir edebi eser çıkardı merak ettim.
Tabi ki bu tip değerlendirmelerin tamamı sübjektif özellikler taşır ve sadece değerlendireni bağlar. Benimkiler de aynen öyle. Orhan Pamuk, son romanında da beni şaşırtmadı. Aslında çok önyargısız ve yüksek beklentiler içerisinde okumaya başlamıştım Masumiyet Müzesi’ni. Ancak sonunu zor getirdim.
Yazarın, kitap içerisinde kendisini çok fazlaca tekrar ettiğini düşünmekteyim. Masumiyet Müzesi, özünde bir aşk romanı. Ve nitelikli aşk romanları, okuru daha ilk sayfasından kavrayıp, son satırına dek hiçbir yerlere bırakmayan özellikler gösterirler. O son sayfalarını okuyup da kapağını kapattığınızda, masanın üzerine bırakmaya bile içinizin el vermediği eserlerdir. Ama ben Masumiyet Müzesi’ni, acaba darbe son sayfalarda mı, son paragrafta mı, hatta son cümlede mi gelecek diyerek; kendimi zorlayarak bitirebildim.
Bir kitap eleştirmeni, yazısında, Masumiyet Müzesi’ni; Ayfer Tunç’un “<ı>Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecekı>” adlı eserine benzetmiş. Ayfer Tunç’un, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan söz konusu kitabını, daha piyasaya çıktığı günlerde almış ve bir solukta okumuştum. Yanlış hatırlamıyorsam, iki günde bitirmiştim. Ki o eser, çok fırtınalı bir aşk romanı falan da değildi. Ama harikulade bir sosyal gözlem kitabıydı, eskilere dair.
Ayfer Tunç’un kitabıyla, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi arasında; pek çok yönden zerrece benzerlik yoktur bana göre. Pamuk, roman kurgusu içerisinde, yetmişli ve seksenli yılların sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel özelliklerini ele almaya çalışmıştır, doğrudur. Bunu bir ölçüde yapabilmiştir. Ama ben, koskoca Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarımızdan çok daha nitelikli bir eser beklemiştim, bulamadım.
Bazı kitapları okurken, bir sayfasında, bir paragrafında hatta bir tek cümlesinde tüylerinizin diken diken olduğunu hissedersiniz ya hani? Hatta benim öyle kitaplarım vardır ki neredeyse başından sonuna bu hissiyatla okumuşumdur. Mesela Binchy’nin “İtalyanca Aşk Başkadır”ı, mesela Peyami Safa’nın “Yalnızız”ı, mesela Coelho’nun “Simyacı”sı. İşte Masumiyet Müzesi’ni okurken de böyle duygular aradım satır aralarında ama bulamadım.
Mesela tüm kurgunun inşa edildiği ve baş kahraman Kemal’in, uğruna tüm hayatını alt üst ettiği, sevgilisi Füsun’dan izler taşıyan eşyalardan kurulu ve adını da “Masumiyet Müzesi” olarak koyduğu hayali müzeyi görmek gibi bir istek içimde oluşmadı. Oysa ki Çukurcuma’daki o müze eve gidebilmeyi delicesine olmasa da en azından turistik bir ziyaret amacıyla olsa dahi istemeliydim. Olmadı.
Sanıyorum “Masumiyet Müzesi”, Orhan Pamuk tarafından yazılmış ve yazılacak romanlar içerisinde okumaya çalıştığım son kitap olacak.
@Geçen sene bugün "Ceset Torbalarından Gelen Telefon Sesleri": http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=78745