- Kategori
- Tarih
Matbaanın dönüşümcü gücü

1517’de Martin Luther tezlerini Wittenberg katedralinin kapısına çiviledikten hemen sonra tezlerin Almanca çevirisi matbaa denen icat ile yayımlanmış ve 15 günde ülkede Luther’in düşüncelerini bilmeyen kalmamıştı. Hıristiyanlığın Roma’da Papa ve Katolik Kilisesi tarafından aslından saptırıldığı ve hurafelerin din diye pazarlandığı iddialarını savunan Martin Luther’in tezleri Almanca konuşan tüm prensliklerde yankı buldu. Kısa bir süre sonra da Latince olan İncilde yazılanlardan kilise aracılığıyla haberdar olabilen geniş yığınlar için İncili Almanca’ya çevirdi. 1518-1525 yılları arasında 430 edisyon halinde yayımlandı. İlk kez, Almanca konuşan köylüler kendi kutsal kitaplarına bir aracı olmadan ulaşmaya başladılar. Kitlesel bir okura hitap eden Almanca İncil, tarihin kaydettiği ilk best-seller kitap oldu. Nitekim kısa bir süre sonra Calvin Cenevre’de Fransızca İncil ile aynı yolda ilerlediğinde dünya artık eskisi gibi olmaktan çıkmıştı. Kültür dili olan Latince, özel eğitim görmüşlerin ikinci dili ve yazılı metinlerin tek evrensel anlaşma dili iken sınırlı sayıda insana hitap ediyordu, oysa kendi yerel dilinden başka bir dil bilmeyen geniş köylü yığınları kutsal kitaplarına kolayca ve aracısız ulaşırken; Hıristiyanlığın kaynaklarına inebilme olanaklarından faydalanarak, biraz da kendi kaderini belirlemeye başladı. Bu arada merkezi yayınlar sayesinde, kendi dil birliğini sağlayan Prenslikler merkezi devletlerini matbaa sayesinde güçlendirmişlerdi. Hepsinden önemlisi söyleyecek bir tezi olan herkes geniş yığınlara ulaşmak için bir yol bulmuş olmanın yani düşünsel iktidarın araçlarına ulaşır oldu. Kitabın düzenli aralıklarla basılan hali olan gazete de kısa süre sonra ortaya çıkınca, toplumdaki çok sesliliğin nüveleri oluşmaya başladı. Oysa matbaadan önce yeni fikirleri topluma duyurmak teknik olarak imkânsız gibi bir şeydi. Bacon, Matbaa için “dünyanın görünüşünü ve durumunu değiştirmiştir” derken iletişimin toplumlar üzerindeki değişimini de formüle etmişti. Kısa süre sonra Aydınlanma düşüncesi bilgiyi ve aklın tüm ürünlerini geniş yığınlara ulaştırmaya başlarken özgürlük, eşitlik ve kardeşlik düşünceleri de egemenlerin geleneksel otoritelerini değiştirmeye başlayacaktı.
1789 devrimi önce düşüncelerde devrim yapan Aydınlanma çağının doğal bir ürünüdür. Rousseau, Voltaire, Montesquieu ve bir dizi aydınlanmacı düşünür, devrim öncesi tüm avrupanın en çok okunan yazarları olarak devrimin iklimini oluşturmuşlardı. Devrimin fiili önderleri arasında Marat, Desmolins gibi gazetecilerin olması matbaanın her gün binlerce kez yığınlara yönelik propaganda ile neler yapılacağının somut kanıtı gibidir. Zaten devrimin tüm örgütlenmeleri öncelikle bir yayın organı aracılığıyla geniş kitlelere ulaşmak zorundaydı. Hiçbir zaman bir araya gelemeyecek milyonlar basılı ürünler sayesinde sesini duyuracak ve hiç görmediği yoldaşlarıyla kader birliği yapacaktır artık.
Matbaa sayesinde ortaya çıkan bu güç yeni düşüncelerin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı kadar, egemenlerin iktidarının kalıcılığı için, gücün ve tahakkümün aracı olarak da kullanılacaktır artık. Devletler, merkezi yapılarını pekiştirmek, iktidarlarını güçlendirmek için basını kullanırken, merkez-kaç kuvvetler de otoritenin sorgulanması, düzenin değiştirilmesi amacıyla basını kullanacaktır.
Çıkışından itibaren batılı toplumlarda çok sesliliğin bir vasıtası olan matbaa, İslam coğrafyasına 300 yıllık bir gecikmeyle 1734 de girer. Osmanlı’da İlk basılan 17 eser, halkın ilgisini çekmeyen ağır tarih kitapları veya sözlüklerden oluştuğu için alıcı bulamaz. Tekrar basımları için 100 yıl daha beklememiz gerekecektir. Almanya’da olduğu gibi Kutsal kitabı kendi anladığı dilde basmayı değil, Arapça dahi basılmasını yasaklayan bir padişah fermanıyla açılan matbaa, biraz da ölü doğmuş bir çocuk gibiydi. Zaten baskı adetleri bini geçmeyen kitaplar okuma alışkanlığı olmayan bir toplumda kısa sürede kapısına kilit vurarak yayımını noktalamasıyla sonuçlanır. Fakat daha sonra matbaanın bir ürünü olarak haftalık gazete çıkarmaya başlayan devlet, merkezi otoritesini güçlendirmek için matbaadan faydalanmak isterken, kısa süre sonra aydınlar, yeni bir düşünce sunmak için aynı mecrayı kullanarak ilk özel gazeteyi çıkardılar. Şinasi, Namık Kemal gibi matbaanın dönüşümcü gücünü kullanan aydınlar İslam dünyasında da anlaşılır oldu. Gazete, yenilikçilerin düşüncelerini açıkladığı mecralar haline gelerek iktidarın mutlak otoritesini sorgulayan ve halkı bilinçlendiren bir muhtevaya büründü. Kısa sürede düşüncelerini geniş yığınlara duyuran aydınlar, tıpkı batıdaki işlevi gibi kullanmaya başladılar gazeteyi. Bu da mutlak iktidarın sansürüyle rejim muhaliflerinin susturulmasıyla sonuçlanır, hemen akabinde de avrupaya kaçan aydınlar jön Türkler diye anılmaya başlarlar. Ama bundan böyle muhalefet dışarıda da olsa hep bir yayın faaliyetiyle sesini duyurmaya çalışacaktır. Matbaa geniş yığınların aydınlanma işlevini İslam dünyasında da cılız da olsa yerine getirmeye başlayacaktır artık. Namık Kemal gibi aydınlar susturulsalar da yenilikçi düşüncelerini gazetede ya da kitapta bir araya getirirken kendilerinden sonraki kuşakların hafızasından silinmeyecek kalıcı eserler vücuda getirmişlerdi matbaa sayesinde. Nitekim ilk jön Türklerin eserlerini gizli gizli okuyarak ve çoğaltarak işe başlayan yeni kuşaklar Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirmişlerdir.
Cumhuriyetle birlikte, Martin Luther’den 400 sene sonra, Müslümanların kutsal kitabının Türkçeye çevrilmesi, kendi kutsal kitabını okuyup anlamak için bir şeyhin müntesibi olmaya ihtiyaç duymayan kuşakların doğumuna yol açarken, matbaanın Bacon’un dediği gibi dönüştürücü gücü geç de olsa İslam coğrafyasına da sirayet etmiştir.
200 yıllık, ağır aksak yürüyen modernleşme sürecimiz, biraz da matbaanın bu topraklardaki gecikmiş ve ağır aksak yürüyen serüveni değil midir?
Günümüzde iktidarların geniş yığınları basın ve iletişim organları olmaksızın idare etme imkânı kalmamıştır. Ama iktidarların karşısında kolayca organize olabilen geniş yığınları idare etmek daha da zorlaşmaktadır. Zira çağdaş iletişim araçlarının imkânları herkese kendi gazetesini yazılı ve görsel olarak basıp yayma fırsatını vermektedir. Matbaanın çağdaş ve olağan üstü gelişmiş versiyonları cebimize girecek kadar küçülürken, tek sesli despotik toplumların inşasını da güçleştirmektedir.