Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
 

Meçhul'e yol arkadaşım (7)

Meçhul'e yol arkadaşım (7)
 

Hiçbir şey göründüğü kadar değildir


Gece ilerliyor… Çay kesmedi sanki dur, şöyle az şekerli bir de kahve yapayım kendime diyorum, uykum kaçsa bile yarın pazar; mesai yok nasılsa. Kahve, sigara ve şimşeklerin ışıltıları kahvemi yudumlarken iş yerindeki kahve sohbetlerimiz geliyor. Sohbetsiz kahve de çekilmiyor hani…

Şimşek sesleri hafif bir öfke, yağmur ise merhamet sanki… Narında hoş Nurunda, Yarabbi derken, bir yıldırım sesiyle irkiliyorum yakında bir yerlere düştü sanırım… Ama içimdeki korku yatışmıyor bir türlü ve anlıyorum ki; Narından korkuyorum, bu normal mi acaba? Sıradan bir bakış açısı için normal olabilir ama gerçek Âşıklar için normal değil ki… Aşkı ve âşıkları düşünüyorum…

Leyla’nın Kays’nı düşünüyorum. Kays’ı, Mecnun-i Amiri yapan aşkı düşünüyorum. Öyle bir aşk ki; sevilene olan bağından kurtulup, doludizgin sonsuzluğa uzanıyor ve seven sevdiğinin peşine değil, sonsuzluğa uzanan o aşkın, peşine takılıyor. Kays’ın Leyla’sı, bir basamaktı aşka ve Leyla’nın aşkı da bir buraktı, Mecnun-i Amiri’yi Sonsuz Aşka taşımaya.

Hallac-ı Mansur’u düşünüyorum; hani soruyorlar ya, Hallac-ı Mansur’a sabır nedir diye "Sabır odur ki; iki elini ayağını keserler, onu köprünün üzerine asarlar ve hattâ bundan daha acâib muâmeleler yaparlar da bir kere âh etmez." Diye cevap veriyor. Böyle bir sabrın sonundaki mükâfat ne acaba? Nasıl bir mükâfat bu kadar acıya sabredecek gücü verir insana? Tabii ki Aşk-ı İlahi…

Hz. Peygamber A.S. Miraca çıkarken, kendisine Cebrail A.S refakat etmekteymiş, Sidretü’l Münteha denilen makam için, Cebrail A.S. buradan öteye geçersem yanarım demiş. İnsan şöyle düşünmez mi “dört büyük melekten biri olan Cebrail A.S. yanarsa ben n’olurum”. Ama âşık sevdiği uğruna yanabilen kişi değil midir zaten… Kerem, Aslı için yanmamış mıydı? Bir Nebiyi yaşarken, Sidretü’l Münteha’ya nasıl bir aşk taşır ki?

Kendimi düşünüyorum sanırım ben korkuyu aşktan fazla tanıyorum… Hatta bir itiraf ben aşkı hiç tanımıyorum.

Düşüncelerim meçhul yol arkadaşıma kayıyor birden; acaba O Aşk-ı İlahi tanıyor mudur? Keşke bana düşündüklerimi anlatacağına Aşk-ı İlahiyi anlatsaydı… Ben korkularıma yoğunlaşacağıma, Aşk-ı İlahiyi düşünseydim belki de bana anlatırdı… Birden Onun yeniden karşıma çıkmasını istiyorum. Ama elimde olmadan; sanki aç bir kedi yavrusunun bir parça yiyecek istediği çaresizlik ve yürekten gelen bir ısrarla… Daha önce de Onu görmek istedim ama daha çok meraktan, şimdi ise ihtiyaçmış gibi algılıyor sanki kalbim… Vakit gece yarısını geçmiş, artık uyuma saati; uykuya abdestli dalmak, sünnetmiş o nedenle yatmadan önce abdest alırım… Mümkün olduğunca her abdest aldığımda da bir vakit kaza kılarım. Yine kaza namazımı kılıyorum ve dualarım eşliğinde uykuya dalıyorum. Gece yarsı kulağımın dibinde bir ses “ben geldim”… Sanki uyumamış gibi gözlerim fal taşı gibi açılıyor. Ses o kadar yakından ve gerçek geliyor ki afallıyorum. Korkudan yine kalbim çarpmaya başlıyor. Gece lambam yanıyor ve odada hiç kimse yok. Yok yok rüya gördüm herhalde diye düşünüyorum. O da ne aynı ses “ ben geldim” diyor. Sanki kulağımın dibinde konuşuyor. Ben bu sesi tanıyorum…

 

 
Toplam blog
: 20
: 523
Kayıt tarihi
: 13.07.08
 
 

Kütahya; doğduğum ve doyduğum yer, yani her anlamda memleketim. Kamu da çalışıyorum, Lisans mezun..