- Kategori
- Siyaset
Meclisin en aklıselim kişisi, yegâne "sosyalisti" Ufuk Uras’tı

Dün mecliste olup bitenler Türkiye siyaset tarihini yakından tanıyanlar için önceden tahmin edilebilen ve beklenen bir görüntülere sahne oldu.
Muhalefet çıktı, kendisinden beklenen şeyleri sıraladı, hükümet de çıkıp aynı üslupka sadece onlara cevap verdi.
Başbakan’ın konuşmasının büyük bölümünü ayırdığı Deniz Baykal’ın ve peşinden CHP grubunun meclisi terk etmesi hoş olmadı. Demokrasi öyle ya da böyle bir mücadeledir. Mücadele sırasında mevzilerinizi boşalttığınızda hele meclis dışına çıktığınızda o zaman sizden başka eylemler beklenir. Oysa CHP lideri başbakan’ın sözlerini sonuna kadar dinledikten sonra elini kaldırıp söz hakkı istedikten sonra o kürsüye tekrar gelmeyi seçebilirdi. Bence çok daha doğru bir tavır olurdu.
Açıkçası Sn. Erdoğan’ın bazı vurgulamaları da yanlış değildi, CHP için. Örneğin Türkiye’nin ana muhalefet partisinin Sivas’ın öte yanına gidemiyor oluşu çok düşündürücüdür. Ben o koltukta oturuyor olsam her şeyden çok bunu dert edinirdim kendime. 10 Kasın tarihli oturumda Onur Öymen’in Dersim’i hatırlatan konuşması da bölge insanı ile CHP arasındaki gerilimin artmasına neden oldu. Diyelim ki 2011'de seçimler oldu ve CHP-MHP bir koalisyon kurdu. Ne yapacak bu biri başbakan diğeri başbakan yardımcısı olacak bu iki lider? O bölgeyi hükümet ettikleri dönem boyunca hiç gitmeyecek mi?
Belki şu oturum CHP için önemli bir fırsattı. Deniz Baykal, Türkiye’de ekranları, radyoları, internetleri başından görüşmeleri takip eden insanları, momentumu hükümetin elinde olan süreci yirmi sene önce hazırladığı programı uygulama önerisi ile bir anda kendi tarafına çekebilirdi. O ana kadar iktidarın yürüttüğü sürece dahil olabilirdi.
CHP bu oturumdan yepyeni bir vizyon, hareket ve dinamizm ile çıkabilir, Başbakan’ın “yarından tezi yok 81 vilayette çalışmalara başlıyoruz” hamlesinden önce pozisyon almış olurdu.
Sn. Deniz Baykal yıllar önce yine kendisinin hazırladığı ve dönemin en ilerici metinlerinden biri olan programı anlatırken sorunu çok iyi özetledi. Olması gerekenlerin altını çizdi. Ancak bu programın taşıdığı gücü ve olanaklarını, CHP’nin tekrardan bölge ile kucaklaşma şansını elinin tersi ile itip, AKP’nin kucağına bırakmasını siyaseten doğru kabul edemiyorum.
Ancak o bunu yapmak yerine böylesi önemli ve bütün Türkiye’yi ilgilendiren konuya 20. yüzyıl bakış açısı ile yaklaşmayı tercih etti; üstelik belki de hakarete varan söylemler karşısında da küstü, kalktı gitti.
Peki, Sn. Başbakan ne yaptı?
Benim Baykal’dan sonraki en büyük hayal kırıklığım Erdoğan’dı. Meclis’te karşısında oturanlar milletin vekilleriydi. Sn. Erdoğan bu ülkenin %47 oyu ile başbakan olmuş olabilir ancak o sıralarda oturan kişilerden hiçbir ayrıcalığı ve farkı yoktur. Sorumlulukları vardır. Ancak kendisi zaman zaman sokak ortasında çiftçiye, memura, esnafa nasıl davranıyorsa öyle aynı üslupla kürsüde konuştu durdu.
Böylesi bütün ülkeyi ilgilendiren sorun karşısında kürsüden tutumlarını eleştirdiği diğer liderlerden farkının ne olduğunu bize anlatmak, göstermek yerine onlar gibi olduğunu ispat edercesine duruş sergiledi.
Hele CHP grubu giderken “Ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna güle güle diyorum. Siz olmadan daha rahat konuşuruz, güle güle. Ben burada Grubumla, kalanlarla beraber yola devam ederim.” Tarzındaki uğurlama cümlesi meclisin varlığına, işleyişine, derin anlamına ters bir tepkisellikti. Demokrasi bu demek değildir. Sn. Başbakan'ın demokrasi kültüründen gelmiyor oluşu sanırım içinde bulun duğu eylemsellikler içinde yaşadığı en büyük çelişki oluyor.
Kuşkusuz meclisin en aklıselim kişisi, yegâne sosyalisti Ufuk Uras’tı.
On dakikalık kısa konuşması sırasında yapılması gereken her şeyi yaptı. Durumu özetledi, neden bunları yaşıyor olduğumuzun altını çizdi, sonra çözüm önerilerini sıraladı. Acil eylem paketlerini açtı. Gerektiği yerde atıştı, polemik yaptı. Yetmedi stand-up’vari espriler patlattı.
“…Beşinci olarak da Doğu ve Güneydoğu’nun güçlü bir plan dahilinde yeniden ayağa kaldırılması gerekiyor. Bunun için, bölge halkının mevcut örgütleriyle iş birliği gerekir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN (Adana) – Bir on dakika daha konuşsun!
BAŞKAN – Sayın Uras, süreniz doldu, size makul bir süre daha veriyorum. İki dakikada toparlayabilir misiniz?
MEHMET UFUK URAS (Devamla) – Tabii, hemen bitiriyorum.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – On dakika daha verin.
MEHMET UFUK URAS (Devamla) – Efendim, bağırmaya gerek yok. Bağıranlar en haklı olsaydı otobüs terminallerindeki çığırtkanların en haklı meslek grubu olması gerekirdi. (AK PARTİ ve DTP sıralarından alkışlar)
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Saygısızlık etme!
MEHMET UFUK URAS (Devamla) – Çok özür dilerim. Yani, biz 10 Kasım gibi bir özel gündemde milletvekilliğimizi unutup aç aç gecesinde kendimizi zanneden milletvekillerinden değiliz. (AK PARTİ ve DTP sıralarından alkışlar)
Altıncısı: Husumet bloklaşmasına…
MUHARREM İNCE (Yalova) – AKP’nin alkışlamasından çok memnunsun galiba! Yazıklar olsun sana!
MEHMET UFUK URAS (Devamla) – Bağırmayın Arkadaşım!
Husumet bloklaşmasına ve suç kaynağına dönüşen koruculuk sistemi böyle devam edemez.
Bu meselede sizin itirazınızda sorun Millî Eğitim Bakanıdır. Mantık derslerine müfredatta biraz daha ağırlık verse böyle manzaralarla karşılaşmayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Uras, siz Genel Kurula hitap edin….”
http://video.haber7.com/play.video.php?id=4514
Konuşmasının bütün metnini buraya almak isterdim. Ancak yazının sınırlarını ve vermek istediği şeyi aşar. Merak edenlerin meclisin son tutanaklarını okumasını tavsiye ederim.
Türkiye’nin önünde çözmesi gereken önemli bir sorunu var. Bunun için de birbirini dinleyecek insanlarına…
Bu birbirini izleyen iki oturum bu anlamda yakışanı, doğru olanı yapamamıştır. MHP liderinin söylediği gibi bir ya da birden fazla oturuma daha ihtiyaç duyulmaktadır.
Uzay Gökerman