- Kategori
- Sosyoloji
Medeniyetler çatismasi: Osmanli'nin konumu
Yasadigimiz yüzyilin Medeniyetler çatismasina sahne olacagi öngörüsünde bulunan profesör Samuel Huntington ‘un* bu tezine karsi « Medenieytler Ittifaki» konulu Forum hazirligi baslatildi.
Türkiye ve Ispanya’nin birlikte düzenledikleri ilk toplanti Istanbul’da gerçeklesti. Medeniyetleri bulusturma amaci güden bu Forum’a dünyanin dört bir yanindan düsünürler, profesörler, yazarlar, devlet adamlari katildi. 21’inci yüzyili medeniyetlerin çatisma alani olarak gören ve gösteren ABD’li profesör Samuel Huntington’un bu kehanetini bosa çikaracak karsit görusler ortaya atildi.
Konusmacilardan « Islam ve laiklik » adli kitabinda, Osmanli ve Türkiye Cumhuriyeti tarihini belgelerle açiklayan Bernard Lewis’in** konusmasi gazetecileri fazlasiyla ilgilendirmisti. Ve ona sordular «Peki, koskoca Osmanli Imparatorlugu nasil oldu da geriledi, ‘hasta adama’ dönüsüp dagildi. Bunu açiklarmisiniz?» Bernard Lewis’in cevabi : «Siz yalniz kendi hatalarinizi sorguluyorsunuz. Asil, Imparatorlugun gerileme döneminde, Batililarin neler yaptiklarini arastirmali, anlamalisiniz!».
Osmanlinin gerilemesindeki gerçek neden iste Bernard Lewis’in bu cevap cümlesinde yatiyor.
Bakin, Osmanlinin ilerleme dönemi ortaçag Avrupasinin son yüzyillariyla örtüsüyor. Ortaçagda, Hiristian dünyasinda feodal yapi hâkim. Halklar, dinsel buyruklari kabul eden kraliklar tarafindan yönetiliyor. Insanlar düsünce yeteneginden yoksun, kilisenin mutlak baskisi altinda yobazlasiyor, olagelen her seyin Tanri emri olduguna inaniyorlar. Avrupayi kasip kavuran veba illeti bile günahlarindan ötürü bir kutsal cezalandirma olarak yorumlaniyordu. Günahkar kadinlar, büyücüler ateste yakiliyor, atesin maddi ve manevi her türlü kötülügü temizleyecegine inaniliyordu.
Oysa, Osmanli toplumunda düsünce özgürlügü dinsel çerçevede gelisiyor, kanunlarin varligi adaleti temsil ediyordu. O dönemde, ögrenmek, bilgi sahibi olmak, hakkaniyet, dürüstlük, ahita vefa gibi deger yargilari hâkimdi. Osmanlinin, degerler sistemiyle ait oldugu medeniyet, dogal olarak, o çagda, Bati Avrupada yasanan dogmatik hiristian medeniyetine üstündü.
Ta ki, Batida, kilisenin mutlak yasaklar koymasina ragmen, merak ve arastirma güdüsü uyansin.
Yeryüzü düzdür Osmanlida : bu gerçek tartisilamaz.
Yeryüzü düzdü ortaçag Avrupasinda : ama bir « acaba » meraki uyandi. Cehaleti yikacak bu ilk adimdir çagdas medeniyete geçiste. Ve arkasi geliyor, kesifler, buluslar, taninan dunya birden büyüveriyor. Okyanuslar, yeni kitalar ve orada yasayan etnik gurup ve medeniyetler bilinen dünyaya ekleniyor.
Batida deger yargilari degisiyor, dogmalar anlamini yitiriyor. Insan layik oldugu konuma yöneliyor : tebaaliktan ulus devlet vatandasligina, egitim imkânina, düsünce ve inanç özgürlügüne kavusuyor.
Konular ve olaylar üstünde tartisma imkâni da dogunca, kendini sürekli olarak yenileyebilen çagdas medeniyete adim adim ilerleniyor.
Bu süreçte Osmanli, Batida olusan çagdas medeniyetin verilerine sirt çevirmis durumda. O hâlâ Islam’in degerlerini yasatmaya çabalarken bunu da yozlastiriyor. Sonu yaklasirken, Bati medeniyetinin üstünlügünün farkinda. Kendini yenileyemeyen degerler sistemi yapisinda, birtakim taklit reformlarla yeryüzünde tuttugu alanlari koruma çabasinda. Engelhardt onu « Bir gözü Doguda, bir gözü Batida » sasiya benzetiyor.***
Tarihi boyunca, bütün medeniyetler insanliga her alanda katkida bulunmustur. Islam medeniyeti de matematik, astronomi, tip, felsefe, mimari , vs. alanlarinda çagimiza önemli degerler kazandirmistir. Ancak, dogup genisen medeniyetler kendilerini yenileyemiyorlarsa tarihdeki yerlerinde dururlar.
Cagimiz Bati dünyasini olusturan medeniyetin özelligi, temsil ettigi degerler sisteminin mutlak olmayip, tez-antitez yoluguyla sürekli olusmasidir: bilim, düsünce özgürlügü, tartismaya açiklik ve insan degeri.