Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
 

Medya etiği ve hukuk

MEDYADA YAŞANAN ETİK SORUNLARIN HUKUKİ BOYUTU

Hukuk ve medya etik kodları. Basın özgürlüğü kavramı etrafında temelde gazetecilik mesleğinin korunması çabalarından doğmuştur. Aslında medya etiği kelimenin dar anlamıyla hukuk ve ahlakla ilgili değildir. Dürüst ve saygılı olma meselsinden ziyade önemli bir sosyal işlevi üzerine alma meselsidir. Hukuk kuralları olumsuz durumları, yani suçu tanımlarken, etik hukuk kuralları çerçevesinde ne yapılabileceğinin sınırlarını belirler. Soyut bir kavram olan etik, anayasanın değer yargılarıyla somut hal alır. Aksi hâlde herkes etik ilkeleri kendi tarafına çekebilir, herkesin ahlak anlayışı farklı olur. Burada hukuk, etiğin bir tür gözetim makamı durumundadır. Medya çalışanlarının pratikte dikkat edecekleri etik kurallar yani kendi kendilerini kontrolü, diğer yanda medyanın hareket alanının tanımlayan hukuksal çerçeve yani dışsal kontrolü mevcuttur. Etik ilkeler ile hukuk kuralları arasında düzenledikleri konular arasında benzerlik olsa da etik daima hukuk kuralları demek değildir. Bazı konular 'hukuki'dir ama etik değildir. Bazı konularda etiktir ama hukuki değildir.

Bir davranışın etik ve hukuki olup olmadığına karar verebilmek için bu davranışın üç temel koşulu sağlaması gerekir. Öncelikle bu davranış istemli olmalıdır. İkinci olarak, bilinçli olmalıdır. Üçüncü olarak ise bu davranış özgür bir biçimde gerçekleştirilmiş olmalıdır. İstem dışı, bilinç dışı ya da herhangi bir baskı altında gerçekleştirilmiş bir davranışın etik boyutlarını tartışmak da “etik” değildir. Aslında hukuki de değildir.

Günümüzün karmaşık ve kalabalık ortamında bi­reysel ifade özgürlüğü önemini ve etkisini yitirmiş, yerini kitle iletişim araçları almıştır. İfade özgürlüğünün bir başka görünümü de demokratik toplumun vazgeçilmezlerinden olan haber almak veya vermek, yani basın özgürlüğü­dür. Mahkeme haber alma özgürlüğünü, haber sahibinin vermek istediği haber ya da bilgiyi almak özgürlüğü olarak tanımlamış, haber sahibinin ken­disinde kalmasını istediği habere ulaşmayı kapsamadığını belirtmiştir. Düşünceyi açıklamak hürriyeti bağlamında en önemli ve hassas sorunlar kitle iletişim alanında yaşanmaktadır. <ı>Basın hürriyeti anayasal bir hak olmakla irlikte Anayasanın 26. Maddesinde bu hürriyetin kamu düzeninin korunması, suçların önlnmesi, başkalarının şöhret veya haklarının, özel aile hayatlarının korunması amacıyla sınırlandırabileceği hükmünü getirmiştir. Bazı durumlarda haber alma-yapma sınırının aşıldığı, bazı kişilerin kasten yığratıldığı, hedef gösterildiği, özel hayatlarına müdahale edildiği görülmektedir. Basın, özellikle başkalarının onurunu korumak amacıyla konmuş bulunan sınırları aşmamak zorunda ise de politik sorunlar ve genel yararı ilgilendiren öteki konulara ilişkin haber, bilgi ve düşünceleri iletmekle görevlidir. Demokratik toplum düzeninin bir gereği ve sonucu olarak, hoş görülebilir eleştiri sınır­ları da kamusal kişi sıfatıyla hareket eden siyaset adamı konusunda birey­den daha geniştir

İfade özgürlüğü, sadece yazılı basınla değil, aynı zamanda görsel ba­sınla da ilgilidir. Her türlü beyan (ticari reklam içerenler de dahil) ifade öz­gürlüğünün güvencesi altındadır. İfadeyi iletmek için kullanılan vasıtalar, radyo, televizyon gibi güvence sistemi içindedir. İletilen bilginin muhtevası siyasi, kültürel, ekonomik, ticari, artistik vs. olabilir. Görüldüğü gibi, ifade özgürlüğü, bilgi ve fikir alma ve sahip olunan bilgi ve fikirleri yayma öz­gürlüğü olmak üzere iki boyuttan oluşmaktadır. AİHM, en hassasiyetle ko­ruduğu konulardan biri olan ifade özgürlüğünü kararlarında geniş bir şekilde tanımlamıştır. Buna göre ifade özgürlüğü, sadece onaylanan veya incitici olmayan görüş ve bilgilerin açıklanmasını değil aynı zamanda inciten, şok eden, rahatsızlık veren düşüncelerin açıklanmasını da içerir. Çünkü, çoğul­culuk, hoşgörü ve açık fikirli olmak, demokratik olmanın da bir gereğidir.

1-Haber toplama ve yayma etiğinde mahremiyet

Medya etiğinin en fazla tartışılan ve hukuki boyuta taşınan konuların habercilerin, kişilerin özel yaşamlarına girme, müdahale etme hakkı ve bunun sınırı ve kamu çıkarı öne sürülerek mahremiyetin ihlali gibi sorular üzerinde durulur. Normal olarak, gazeteci dahil, hiç kimsenin özel yaşamı ihlale hakkı yoktur. Hiç kimse hiçbir gerekçeyle bir insanın özel hayatına izinsiz gireemz. Burda gazetecilerin toplumun bilme hakkı adına özel yaşama müdahale ederler. Bu noktada “özel yaşamın sınırı nedir?” Gazeteci nereye girebilir sorusu hukukçular tarafından da tartışılıyor, gazeteciler tarafından da, akademisyenler tarafından da karar verilebilmiş bir konu değil. Hukuki açıdan bakıldığında, aslında etik ile hukukun bu konuya bakışı arasında çok büyük farklılık yok. Özel yaşam konusunda etik açıdan, bence sınır olması gereken sınır, eğer ihlal edilecekse, özel yaşamın ihlalini haklılaştıracak bir kamusal çıkarın olması. Eğer, bir kamusal çıkar söz konusuysa ve gazetecinin bu ihlalden dolayı vereceği zarardan daha büyük bir yarar söz konusuysa eğer, o zaman, özel yaşam ihlal edilebilir. Burada genellikle şöyle bir ayırım yapılır. Kamu görevlileri ile sıradan insanların özel yaşamları arasında bir fark vardır. Siz ikisini aynı biçimde değerlendiremezsiniz. Sıradan insanların eylemlerinden toplum etkilenmez. Ama, bir kamu görevlisinin eyleminden dolayı toplum etkilenecektir. Bence en önemli ayırım bu. Bu haberden elde edilecek yarar açısından bir değerlendirme yapıldığında, kamusal yarar, verilecek zarardan daha fazla ise özel yaşama müdahale edilebilir.

Bir çok örneklere rastlamaktayız son yıllarda. Özellikle araştırmacı gazetcilik adı altında yapılan programlarda yapılan bir haberden dolayı olaya konu olan şahıs intihar etmesi yada öldürülmesi olayı gibi.

2-Eleştiri ve iftira yoluyla kişilik haklarına saygısızlık.

Medyada en sık rastalanan ve sadece etik açıdan değil hukuki açıdan da eleştirilen konulardan biri de eleştiri ve iftira, aşağılama arasındaki sınıra dikkat edilmemesi. Haberci veya yorumcu; ilgili kişilerin dinsel, ırksal, etnik, cinsel, kültürel ya da ekonomik durumuyla ilgili her türlü ayrımcılık, hakaret ve aşağılamadan kaçınmalıdır. Ancak bunun aksi örneklerine sıkça rastlıyoruz. Son yıllarda ise bu ayrımcılık ve hakaret daha çok inanç noktasında gerçekleşiyor. Çoğu zaman, eleştiri ile iftira çok yakın konular, hukuki açıdan da belki sorumlu olan konu, ama, etik açıdan bakıldığında şu çok önemli. Eleştiri yapılan kişiye cevap hakkı veriliyor mu, verilmiyor mu? Çoğu zaman buna da çok özel bakmıyorlar, çünkü gazeteciler kendilerini bir aracı gibi görüyorlar.

3-Özel kayatın gizliliği

Bu bağlamda habercilerin, kişilerin özel yaşamlarına girme, müdahale etme hakkı ve bunun sınırı ve kamu çıkarı öne sürülerek mahremiyetin ihlali gibi sorular üzerinde durulur. Normal olarak, gazeteci dahil, hiç kimsenin özel yaşamı ihlale hakkı yoktur. Hiç kimse hiçbir gerekçeyle bir insanın özel hayatına izinsiz giren işgal iletişimi yapamaz. Fakat iletişim güç uygulamasıdır, egemenlik ve mücadeledir. Bu durumda, tarih boyu daima meşrulaştırılmış ve normalleştirilmiş anormallikler güç yapıları tarafından uygulanmıştır. Bu normalleştirilmiş anormalliğin etiği de çeşitli haklı çıkaran açıklamalarla inşa edilmiş ve içselleştirilmiştir. Örneğin, “kamuya mal olmuş bir kişinin özel hayatı olamaz veya özel hayatı hakkında gazetecilerin bilgi toplaması normaldir” gibi gerekçeler böyledir. Aslında, haberciler kişilerin özel hayatında özel kişilerle kendilerine ait yaptıkları şeyler peşinde koşma yerine, toplumsal faydaya yönelik haber olacak “yapılanlar ve yapılmayanlar” peşinde koşmaları gerekir. Dilenciler ve hayat kadınlarını kovalama yerine, asıl suçluları kovalamalılar. Bir mahallede bir kişiye “hayal edemediği evi” yapıp verme yerine, herkese balık tutmayı öğretme işinin promosyonunu yapmalılar. Bu tür yapmanın etiğiyle, her gün televizyonlarda yapılanların etiğini karşılaştırdığımızda ciddi farklılıklar görürüz.

 
Toplam blog
: 2
: 3134
Kayıt tarihi
: 02.04.08
 
 

Uluslarası ilişker mezunuyum. Kendi alanımı seviyorum. ..