- Kategori
- Çalışma Yaşamı
Memur Sen'i önden alalım!

Devlette2011 yılı itibariyle sendika üyesi olabilecek toplam kamu çalışanı sayısı yaklaşık 1 milyon 900 bin.
Bu kamu çalışanları içerisinde sendikalı üye sayısı ise yaklaşık 1 milyon 200 bin.
Başka bir anlatımla ülkemizdeki kamu çalışanlarının sendikalaşma oranı yüzde 64 civarında.
Türkiye’deki kamu sendikacılığının tohumlarını 1990 yılında KESK’i meydana getiren sendikalar atmıştı.
12 Eylül Faşizmi’nin vahşetinden ve korkularından sıyrılan kamu emekçilerinin 1988 yılında başlattığı, 1990 yılında ete kemiğe büründürdüğü “grevli-toplu sözleşmeli sendikal hak” mücadelesinin hemen her aşamasında bulundum.
O yıllar boyunca nasıl baskılar yaşadığımızı, nasıl yargılandığımızı, nasıl polis şiddetinin her türlüsüne maruz kaldığımızı özetle ne tür badirelerden geçtiğimizi hala dün gibi anımsarım.
Bugün kamu sendikaları denen örgütlerden bahsediliyorsa, devletle “toplu sözleşme” yapılacağından dem vuruluyorsa, bu haklar ve kazanımlar hiç kuşkusuz KESK’e bağlı sendika üyelerinin 21 yılda özveriyle gerçekleştirdiği binlerce eylemin sonucunda elde edilmiştir.
Bunu inkâr etmek, karalamak mümkün değildir.
Çünkü bu eylemlerden ve etkinliklerden geride kalan binlerce mahkeme kararı, onbinlerce sürgün, işten atmalar ve milyonlarca disiplin cezası KESK’li üyelerin “onur belgesi” olarak tarihteki yerini çoktan almıştır.
Bağımsız ve muhalif sendikacılığı benimseyen KESK, sadece “ücret sendikacılığı” ile yetinmeyip, ülkemizin bütün sorunlarına da sahip çıkmasından dolayı DİSK gibi “ideolojik sendika” yaftasıyla saldırıya uğradı, yerine alternatifler üretilmeye çalışıldı.
Dönemin sermaye ve hükümet çevreleri, önce devlet eliyle örgütlendirilen Kamu Sen’le, ardından da AKP hükümetinin idari ve “ideolojik” desteği ile var edilen Memur Sen’le sendikalı kamu çalışanlarını “ehlileştirmeye” koyuldular.
AKP iktidar döneminde Memur Sen Konfederasyonu’nun üye sayısındaki artış “mucize” olarak tanımlanmaktadır.
Çünkü bu konfederasyonun 2002 yılında 42 bin olan üye sayısı, bugün 516 bin seviyesine çıkmıştır.
Sendikal yaşama hiçbir model sunmadan, emek harcamadan, bedel ödemeden, kamu çalışanlarına hükümetin verdiği yüzde 4’lük sefalet maaş artışına verilen desteği hesaba katmazsak, hiç bir ekonomik kazanım sağlamadan bu kadar üye kazanmak gerçekten “mucize” olsa gerek.
Bu “mucize”nin nasıl oluştuğunun işaretlerinden birini Bursa’daki konuşmasında Başbakan Yardımcısı Arınç dile getirdi.
KESK’i ve Kamu Sen’i işaret ederek anayasa referandumunda “hayır” oyu kullanan sendikaların şimdi “toplu sözleşme “ talep edemeyeceğini söyleyip, “evet” oyuna destek veren Memur Sen’i göklere çıkaran Arınç şöyle devam etmiş:
''Şimdi bütün hazırlıklarımız tamamdır. Yasada değişiklik yapılacak ve Memur-Sen'in görüşleri, mücadelesi doğrultusunda yasa değişikliği yapılıp toplu sözleşme imzalanacak.”
“Ne istiyorsunuz? Olacak bu iş, AK Parti demişse bu iş olacak, kim yol gösterdi bize? Memur-Sen gösterdi.
“Öbürlerine kalsaydı yanmıştık. Ne toplu sözleşme olurdu ne bilmem ne olurdu. Bu iş olacak kimsenin kafası karışmasın.”
Arınç, Memur Sen “başarısının”(!) arkasındaki “keramet”i ne güzel anlatmış.
Bu açıklamaların Türkçesi şu:
AKP hükümetine paralel politikalar benimsersen, “kamu çalışanları sefalet ücreti ile çalışmaya devam etse de” sen büyürsün, kamu çalışanları kâh küçük çıkar beklentilerinden kâh korkudan üyen olur ama sen büyüdükçe büyürsün.
AKP hükümetine paralel politikalar benimsersen muhatap alınırsın, üyelerin devletin yönetici kadrolarına atanır, kimse harcamalarını kontrol etmez, hakkında suç duyurusunda bulunmaz, KESK Genel Başkanı ve yöneticileri gibi 6 yıl hapse mahkûm edilmezsin.
Anayasa referandumuyla yargıyı biçimlendiren AKP hükümeti, şimdi de kamu sendikacılığını nasıl biçimlendireceğini ortaya koymuş oluyor.
Formül açık; kamu çalışanlarının toplu sözleşme yasası için “fitne-fesat üreten sendikalar” yerine, sadece AKP hükümetinin kamudaki “bizim çocukları” olan Memur Sen’in görüşleri muhatap alınacak.
Ardından sadece onlarla masaya oturulup, kamu çalışanları “öpülmeye” devam edilecek.