Merhaba coah (Üçüncü bölüm) / Sağlıklı Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '14

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
 

Merhaba coah (Üçüncü bölüm)

Merhaba coah (Üçüncü bölüm)
 

Önce sağlık


Kardeşine baktı. Onun kendisi için cansiperane koşturuşuna minnet duyuyordu.
Gerçi kardeşiydi; ama gerçekten onun için çok fedakarlık yapmış bulunmaz bir dosttu aynı zamanda.
Onun kendini teselli etmesi onu daha duygulandırmıştı. Zaten bu hastalığın en zor yanı da buydu.
Kendisiyle birlikte yakınlarını da çok üzüyordu. Ve onu hastalığından da fazla rahatsız eden bu durumdu.
Bu hastalıkta daha yeniydi.
İlk hastaneye yattığı sırada coah gerçeğini daha yakından kavramıştı.
Hemen yanındaki yatakta yatan kişi son dönem coah hastasıydı. Rahatsızlığı kansere çevirmiş, kanser de oldukça ilerlemişti.
Acıpayam ovasındaki ova köylerinden birindendi. Adı Ali'ydi. Zayıf kuru bir şey. Otuz sekiz yaşındaymış. Oğlu refakatçiydi. Çok erken evlenmiş. Askerden geldiğinde dört çocuk sahibiymiş. İkisi vefat etmiş. Bu oğluyla ablası yaşamış. Kızını evermiş. Oğlu da iki yıla kadar askere gidecekmiş.
Bunları anlatırken sanki "dünyada göreceğimi gördüm. Kızı everip torun kucakladım. Oğlan da kendini bakacak yaşa geldi. Ona da geçinecek ekin, dikin bir şeyler bıraktım" der gibi kaderine razı olmuş bir hali vardı.
Aslında gençliği ovada kırda bayırda hep temiz havada geçmiş. Ovada oturan herkes gibi onun da atları varmış.
Ova köylerinde atlar evlerin zenginliğini ve şerefini ifade edermiş. Düğünde dernekte gençler atlarla yarış yapar, cirit atarmış. Ali de gençliğinde ovada at binmesiyle ünlü bir gençmiş.
"Ata binip ovaya çıkınca, ovada çalışan bütün kızlar beni gözler birbirine 'Ali atıyla yine rüzgar gibi esiyor' der bana hayran olurdu" dedi.
Hastalığına sebep olarak ovada tütün işine gittiğinde tütünün zehrini yutmasını, bir de kendi tütününü sarıp içerek edindiği sigara alışkanlığını gösteriyor. "A gahbolu tütünün zehirini alıp durun. Ciğara içmek nerenden geliyo" diye kendine kızarken "abi valla son pişmanlık fayda vermiyo. Oğlan ciğara içmeyo. Ona tütüne gitmeye de yasak etdim. Ona seviniyon. Ben bittim, o bitmesin" derken çok duygulanmıştı.
Hastaneye yattığı gün karşılaştığı bu yatak komşusuna kanı ısınmış, onu ilgiyle dinliyordu.
Zaten öteki yatak arkadaşlarından Ramazan isimli olan sürekli ayakta gezinen, diğer koğuşlara gidip gelip göğüs servisinde olanı biteni öğrenip gelerek anlatmayı kendine görev sayan kıdemli hastaneci biriydi. O da coahmış. Ama kaderine razı, hiçbir şeyi umursamıyordu.
Diğer dipteki yatan onun adı Ramazan; ama 'çalgıcı Ramazan' diye ayrı tanımlanan biriydi. Hemen başucunda yatan karısıyla kışlarını hastanede geçiren bir akciğer hastasıydı. Ama o da çok neşeli, işin muhabbetindeydi.
Böyle farklı kaygılarla yatan insanların arasında ilk hastane deneyimi yaşarken tanıdığı Ovalı Ali'yi hiç unutmamıştı.
Sadece üç gün onunla yatak komşuluğu yapmış, üçüncü gün Ali ağırlaşınca yoğun bakıma kaldırmışlar, akşama doğru ayakta dolaşan Ramazan onun ölüm haberini getirmiş, az sonra Ali'nin gözbebeği oğlu yaşlı gözlerle gelip babasının kalan eşyalarını alıp onlarla vedalaşmış, bu sırada ona sarılıp "sağ ol amca. Babam seni çok sevdi" deyip ağlamıştı.
Şimdi kardeşiyle üniversite hastanesine giderken bunlar aklından geçiyordu.
O hastaneden sonra birkaç kez daha yattığı hastanelerde benzer ölüm acılarına şahit olmuş, her ölümde hep kendi ölümü aklına gelip üzülmüştü.
Zaten bu hastalığın en zor yeri de buydu. Kronik. Öldürmüyor. Süründürüyor. Bu sırada başka birçok acıları gördükçe kendisi, yakınları için üzüntüsü de o oranda artıyordu.
Çünkü yaşadığı bu süreçte bu hastalıktan hiç kurtuluş şansı olmadığını artık kabul edip, kanıksamış, kendi ölümüne değil de ölünce yapayalnız bırakacağı kızlarını düşünüp ona üzülüyordu.
İçinden "ah bir evlenseler, aile olsalar da bu yalnızlıkta kurtulsalar" der, daha çok çocuk yapmadığına çok pişman oluyordu.
Çünkü kendi dört kardeşti. Bugüne kadar yaşadıklarına dayanabildiyse eşinin fedakarlığı yanında onların hiç karşılık beklemeden olağanüstü destekleriyle dayanmıştı.
İşte şimdi de kendisi için belki ondan bile çok kaygı duyan kardeşi bir yandan onu zamanında doktora yetiştirmeye çalışırken, diğer yandan onu teselli etmeyi de ihmal etmiyordu.
Bunları düşündü. "Çok sağol abim. Senin bu yaptıklarını nasıl ödeyeceğim bilemiyorum. Çok sağ ol" dedi.
Kardeşi bunları duyunca döndü "canım abim. Sen benim abimsin. Senin için ne yapsam az gelir" derken çok samimiydi.
Bu sırada Hastaneye varmışlardı.
Birlikte arabadan inip onları bekleyen doktorun servisine çıktılar. Oradaki sekterden odasını öğrenip o oraya gittiler.
İçerde sımsıcak insan yüzlü güzel bir bayan doktor oturuyordu. O kendini tanıtınca doktor "evet sizi bekliyordum. Az önce sizi tedavi eden doktor aradı" dedikten sonra beraberinde getirdikleri tetkikleri ve tomoğrafi disketini alıp "buyurun oturun" dedi.
O oturmuş, eşi ve kardeşi ayakta merakla bekliyordu.
Doktor tetkik sonuçlarına baktı, tomoğrasi disketini takıp onu inceledi. Sonra o sımsıcak bakışıyla "evet siz coahsınız. Tomuğrafiye göre akciğerin kenarında küçük nodüller var. Ameliyatla alınır. Ama riskli. Zaten büyümezlerse sorun olmaz. Tedavinizi birlikte yapacağız" derken ona çok güven vermişti.
Doktor kontrol için randevu verince, kendisine teşekkür edip odadan çıktılar.
O doktorun verdiği rahatlıkla kendini adeta iyileşmiş gibi hissetmişti.
Ve bu doktorla başladığı tedavi süreciyle bu güne kadar gelindi.
Öykü buradan devam edecek Daha önce de yazdığım gibi sağlık sorunlarımla yaşadıklarımı Öykülerle Yolculk başlığı altında yazmaya devam ediyorum. Burada yazacaklarım o yaşanmışlıktan kimi anekdotlar.
Bunları paylaşmaktaki amacım kimseyi korkutmak değil. Sadece bu coah belasını sizlere en iyi şekilde tanıtarak halen sigara içenleri sigarayı bıraktırmak ve sigara içmeyi düşünenlere baştan vazgeçirmektir.
Daha önce kendfi sayfamda paylaştığım bu anekdotlara gelen mesajlardan bir çok insanın sigarayı bırakmasını sağladığımı öğrendim.
Zaten bu yazıyı yazmaktaki asıl amacım da bu. Olabildiğince fazla kişiyi sigaradan uzaklaştırabilmek.
Çünkü bu gerçekleştirdikçe kendimi bu hastalığım süresinde daha rahat hissedeceğim. 'Belki bencilce bir şey' gibi düşünülebilir; ama bu sonuçlar bana tedavimde moral ve güç veriyor.
Umarım bu yazdıklarımı ciddiye alır bir an önce sigaradan kurtulmayı denersiniz. (devam edecek)

 
Toplam blog
: 182
: 232
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..