- Kategori
- Eğitim
Mesleki Teknik Eğitim-1
MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMİN GELİŞTİRİLMESİ
ALTERNATİF FİKİRLER
Bir ülkenin üretici gücünü oluşturan, mesleki teknik eğitim alan kişilerin aldıkları eğitimin niteliği, kalitesi bir ülkede üretim kalitesini arttırırken, ülkede üretilen ürünlerin dünya pazarlarına ulaşabilmesini, dünyada kabul gören ürünlerin satışı ile ülkede zamanla refahın yükseleceği, aksi durumun ise, kalite düştükçe ülkenin daha bağımlı bir ülke haline geleceği, zamanla daha da fakirleşeceği ve daha sonrasında ise çöküşe geçeceği unutulmamalıdır.
Her ülkede istekler sınırsız olabilirken, kaynaklar ise sınırlıdır. Hammadde kaynakları, üretim araçları, pazarlar ve elbette üretim kaynaklarının baş aktörü olmaya devam eden insan kaynakları sınırlıdır.
Sınırlı kaynaklarla refah toplumu nasıl inşa edilebilir? Zamanı, makineleri, parayı, enerjiyi ve elbette insan kaynaklarını efektif kullanarak mümkün olabilir. Aksi durum; refah toplumu inşa edemeyeceği gibi, zamanla fakirliğin artmasına neden olur ve söz konusu ülke milyonlarca insan için yaşanılamaz hale gelir.
Türkiye özelinde konuya bakacak olursak; Türkiye sanayisi on on iki şehre eşitsiz, plansız bir şekilde dağıtılmış, iş bulmak için insan kütlelerinin yoğun olarak hareket etmesine sebep olmuştur. Bundan yüzlerce yıl önce İngiltere’de de yaşanan “yersiz yurtsuzlaştırmanın” bir başka şekli Türkiye’de yaşanmaktadır. Tüm sanayileşme çabasındaki ülkelerin geçtiği aşamaların aşağı yukarı bu şekilde olduğu bir gerçektir. Zamanla endüstrileşme ileri ligde olanlarla geride kalanların mücadelesine dönüşmüş ve hammadde kaynaklarını ele geçirme, pazarları büyütme 1. Dünya ve 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı olmuştur. Yaşanmakta olan düşük yoğunluklu çatışmalarla henüz bir dünya savaşı çıkmasa da her yıl öldürülen, yerinden edilen insanlar göz önüne alındığında 2. Dünya Savaşından sonra sürekli savaş hali devam etmektedir.
Eğitim kelimesinin başındaki milli ifadesi bu ülkenin kaynaklarının (işgücü, insan kaynakları, sermaye, makine-ekipman en tasarruflu olarak) bu ülkede huzur artırıcı, kültürü geliştirici, toplumsal katmanlar arasında gelir farklılıklarını azaltarak, insanların birbirine “karşı”, “sömüren” veya “düşman” gibi birliği zayıflatacak şekilde kullanılmasını önleyerek, toplumsal katmanların birbirlerini destekleyici ve birbirine yardımcı olacak, yarımı büyütecek şekilde gerçekleşmesine hizmet eder. Eğitimin iki dili varsa birincisi “adalet” ise ikincisi de “doğruluk” olmalıdır.
Adalet hak edenin hak ettiğini alması, hak etmediğinden mahrum kalması, hak etmek için uğraşması ve bunu yaparken de kafasında acaba diye bir sorunun olmaması ile mümkündür.
Doğruluk ise sayısal, gerekse sözel ya da mekanik yeterliliklerin değerlendirilirken geçeklerin tüm açıklığıyla ortaya konması bir anlamda günümüz dijitalizminin makinelerde 0 ve 1’leri kulllanması gibi yalın ve net olarak ortaya konmasının sağlanmasıdır. Doğruluk eğitimin en önemli dillerinden birisi olursa, ölçme ve değerlendirmede standart sağlanmış olur. Güç gereksiz yere abartılmamış, kapasite gerçek verilerle ortaya konmuş olacaktır. Bir sistemde ya da bir olayda doğruluk en önemli prensip olmazsa ortaya doğru şeyler çıkarmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Bir doktora gözünüz yerine midenizi göstererek doğru teşhis koymasını beklemeyeceğiniz gibi, kişiye göre doğru olan, aslında doğruluğu tartışma götürmeyen konularda farklı yollara başvurmak, aslına uygun işler yapmamak, durumu kurtarmak, daha da kötüsü başka ülkelerin çıkarları doğrultusunda ülkede yanlış yollara sapılmasına olanak sağlayan adımlar atarken bunu ulusal ve uluslararası basın kanalıyla yanlışa doğru dedirtmek suretiyle ülkedeki insanları manipüle etmek, adına ne denirse densin kesinlikle iyi ifadelerle anılacak bir sıfata sahip olmamakla eşdeğer bir durumdur.
Bir ülkede sınıflar arası çatışma körüklenerek, herkesin birbirini engellediği, engellemeye çalıştığı bir sistem yönetim sistemi olarak dizayn edilmişse, orada doğru işlerin çıkmasını beklemek beyhude bir bekleyiştir.
Gerçekte her sınıf birbirinin tamamlayıcısı, birbirinin yardımcısı birbirini yükseltecek bir görev üstlenir. Bugünün çalışanlarından yapılan kesintiler, dünün çalışanlarına emekli maaşı olarak dağıtılırken, yarın da bugünün çalışanları emekli olduğunda şu anda ilkokulda, ortaokulda, lisede veya üniversitede okuyanları iş hayatına atılacaklar ve onlardan kesinlerden maaşlarını alabilecekleri gerçeği gibi toplumsal sınıflar da birbiri için rakip ya da düşman olarak asla telakki edilemez. En azından sağlıklı toplumlarda bu şekilde bir düşünce şekli, felsefe olamaz.
Mesleki teknik eğitimin de dede, oğul, torun dizisinde olduğu gibi her grubun birbiriyle karşılıklı çıkarlarının devamlılıkları vardır ve mesleki teknik eğitimde her grup bir diğerinin tamamlayıcısı, yardımcısı ve destekleyicisidir. Bir grup büyürken, bir üst grubu büyütür. Bu zincirin halkaları tersinden okunduğunda ise her grup küçülürken diğerini küçültür.
Mesleki teknik eğitimde kalite artarsa, bu durum “Türk Sanayisini” geliştirir, ürettiği ürünleri daha nitelikli hale getirirken, üretilen ürünler kaliteli iseler bunların dünya pazarlarına satılmasını sağlar. Bu durumda ülkeye döviz girişi artar ve ülke rakip ülkelerden bir adım öne çıkmış olur ki her ülke vatandaşı kendi ülkesi için iyi niyetli olarak bunları ister. Sanayi derken bundan sadece makine ekipman imalatı anlamak yanlış olur. En nihayetinde her defasında bu ülkede verilen bir Hollanda örneği vardır ki hep söylenir; “Konya kadar yüzölçümü olmayan bir ülke sadece yüz elli milyar dolar tarımsal ürün ihracatı gerçekleştirmekte, onlar bunu yapabiliyorken biz neden yapamayalım” diye hayıflanılır durulur da Hollanda tarihi nedense göz ardı edilir. Hâlbuki Hollanda Londra’dan önceki merkez, dünyada ilk kez sömürge imparatorluğunu kuran ülkedir. Tarımsal üretim, tohum üretimi, toprakların verimli kullanımı dâhil bu alan da mesleki teknik eğitimin içinde düşünülmelidir.
(Ekleme yapacakların katkılarını beklerim)