Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '08

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
348
 

Metropol insanı olmadan neyi tartışsak boş

Metropol insanı olmadan neyi tartışsak boş
 

istanbul nostaljisi


İnsan ister ki, veya ben isterim ki, birileri benim hayatıma burnunu sokmasın, bu birileri hem devleti, hem bireyleri hem de mahalleyi temsil ediyor. Birileri benim hayatıma burnunu sokmasın ama ben de birlikte yaşadıklarımın haklarına tecavüz etmeyeyim. Sorumluluklarımı bileyim.

Birileri diğerlerini terbiye etmek için kendi doğrularının en doğru , tek doğru olduğunu iddia etmesinler. Evrensel bir ahlak tanımı üzerinde insanlık anlaşsın. Mesela ;

    Canlıları öldürmek Hakkı olmayanı gasp etmek Çocukları istismar etmek Yaşama alanlarını tahrip etmek Düşünmeyi tek tip hale getirmek

gibi daha bir çoklarını sıralayabileceğimiz, davranışlar evrensel suç sayılsın, böyle suçlar dünyanın neresinde işlenirse işlensin , bu suçun cezalandırılmasına insanlık müdahale etsin. İronik olsun diye söylüyorum, evrensel suçlara, toplu yaşanan yerlerde yellenmek, sarımsak yiyerek dolaşmak gibi şeyler de eklensin.

Belki böylece insanların insan olma zorunluluğu olan düşüncenin gelişimine katkı sağlanmış olur.

Bu ortak anlayış olursa kentlileşme de , insan gelişimdeki son halkanın tamamlanması da mümkün olabilir. Aksi takdirde, köylülük kasabalılık, yani kısa tanımıyla “farklıları dışlayan” anlayış bir kabus gibi etrafımızda ve tepemizde dolaşır. Geri kalmış toplumların yaşadığı ve çıkmazı da bu dur, başka bir şey değil.

Şehirlileşmenin nemasını topluyor ileri ülkeler. Bizler yani doğu ulusları , ne zaman çok ileriydik, batıya fark atıyorduk? Bir hafızanızı ve bilginizi yoklayın. Bağdat, Semerkant, Buhara, Kahire, İskenderiye gibi kentlerimizin olduğu, bu yerlerde kentlilerimizi yaşadığı zamanlarda gelişmeyi yakaladık, Endülüs’te, zirveye çıktı bu medeniyet. Sonra niçin batıya kaptırdık her şeyi, ve şimdi niye batının kakasında boncuk arıyoruz, çünkü onlar kentlileşti bizler kasaba ve köylü toplumuna döndük, tüm farklıları ve farklılıkları reddetmeye başladık.

Kentlileşmek kolay değil, zor ve ağır bir iş. Bir yerlere bağlı yaşayarak, tam itaat ederek düşünce ikliminden ulaşma tembelliği çok kişiyi rahat ettiriyor. Fakat başkalarını da yanlarına çekme arzusu yok mu, işte o tüm kimyayı ve dengeleri alt üst ediyor.

Metropol, sanatın, farklılıkların, bilimin ortam bulduğu ve geliştiği yerlerdir. Nüfus kalabalıktır, yalnızlıklar çoktur, birey sayısı fazladır. Yaşamayı, düşünmeyi hayata katılmayı öğrenir insan metropolde. Lakin şimdi metropolü köy haline getirenlerin esiri olduk.

Bundan yüz yıl önce New York’un, Londra’nın nüfusunun bir milyonu aşıyor olması, kent kültürünün gelişmeye açık bir insan toplumu yetiştirmesine yardımcı olmuştur. Batıya hayran veya düşman olmak gibi saçma sapan kavramları bir yana bırakıp, gelişmenin, teknolojik ve bireysel gelişmenin altında yatan gerçeklerin ne olduğunu anlamaya çalışsak diyorum.

Ne dersiniz?

Yoksa hala köylü toplumlar gibi, orasına burasına ne takmış, ne giymişlerle mi uğraşalım. Ve hepimize üniforma giydirmeye mi çalışalım? Ya da kentli mi olalım?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 283
Toplam yorum
: 710
Toplam mesaj
: 93
Ort. okunma sayısı
: 1299
Kayıt tarihi
: 04.12.06
 
 

Nükleer fizik doktoru, şiir yazmaya çalışıyor, kalite yönetim sistemleri danışmanı, öykü deneme yaza..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster