​ Millete Münevverler Gerek! / Kültürler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '16

 
Kategori
Kültürler
 

Millete Münevverler Gerek!

Herkes kendisi için en doğruyu ister. Hiç kimse kendisini köle olarak görmeyi arzulamaz. Bu durumu kabullenemez. Başkası için güzel ve doğru olan sistem başkası için güzel olmayabilir. Belki de bizim yüzlerce yıllık yanılgımızın sırrı burada yatıyor olabilir.

Her millet kendisine mutluluk, zenginlik diler. Dilemelidir de. Aksi durum kişinin, toplumların tabiatına aykırıdır. Türkiye’de denen birçok sistem ve yapbozlar topluma adeta bir Mehter Havası yaşatırken, toplumumuz hala özlenen durumda değil ya da değil havası veriliyor.

Türk toplumunda özellikle küçük yerlerde halen; saygı ve misafirperverlik büyük bir değere sahipken, modern dünyada olmayan ancak bizde sıradan özellikler olarak görülen misafirperverlik batıya o benzemeye çalıştığımız şanlı batıya son derece yabancı kavramlardır. Son yıllarda saçma sapan şehirleşme hayatımızı zorlaştırır, değiştirirken hayat yabancılaşmaya devam ediyor. Bundan çok değil on beş yirmi yıl önce insanlar taşra illerinde ilçelerden gelen hiç tanımadığı öğrencilere evlerini açan ailelerin yerinde yeller esiyor olsa da yine de dünyaya parmak ısırtacak hasletler ve örf ve adetlere sahibiz.

Ramazan gibi hayırlarla dolu bir aya sahibiz. Her ne kadar “Ramazan Ayının” manevi ruhuna sahip olmayan bir kısım insanlarımız olsa da Ramazan ayı insanlarımızın varlarını yoklarını paylaştıkları ulvi aydır. Herkes birbirine yardımcı olmak ister, ancak Ramazan bitince ne olursa bu güzellikler bir anda unutulur. Millet birbirine yine düşman ve rakip olur. Hatta kimi zaman Ramazanın ruhuna ters olarak millet gerginleşir, görgüsüzler ve sonradan görmeler ne yediklerinin, yaptıkları bağışların birçok medya organından reklamını yaparlar. “Biz böyle yedik, böyle yedirdik, açları doyurduk” havasını basan sözde zenginler ve siyasetçilerin aksine hala toplumda Ramazan ayı boyunca hayırlarını verecek yer, fakir fukara arayan insanlarımız vardır. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek anlayışından böyle saçmalıklara şahit olmak doğrusu berbat bir durum olsa da inşallah bu tür hataları yapanlar da bir gün hatalarından dönüp arınacaklardır, diye umuyoruz. Böyle güzel hasletler, özellikler hangi medeni batı ülkesinde olabilir ki?

Birtakım hatalarımızın fazla olmasına rağmen; milletimiz halen yeryüzündeki asil milletlerden birisidir. Bu asalet zaman zaman unutulsa da bu milletin asil duyguları asla yok olmayacaktır. Eğitimden bilime, sanattan adalete hemen her konuda yozlaşan ve yolunu bulmaya çalışan bu milletin yolunu bulması uzun zaman alamaz, almamalıdır. Ne sözde bir gün alın teri dökmemiş batık fikirli aydınlardan ne de milleti anlamadığına inandırmaya hatta korkutarak değiştirmeye çalışan, sakalları dizlerinde âlimlerin vereceği fazla bir şey olamadığı gibi milletlerin kutsal olmadığını da bu millet çok hızlı olarak anlayacaktır. Bir tarafta milyonlarca Suriyeliyi doyurmaya çalışırken, diğer yandan soykırımla suçlanan ama hemen akabinde bu kadar göçmeni bir şekilde ülkesinde ağırlayan ülkemizin insanları pekâlâ bilirler ki, Suriyeli olmazsa Afrikalı olsun, insanların memleketleri, dilleri ve renkleri kendi seçimleri olmadığı gibi, Suriye sınırının Mark Sykes ve François Georges-Picot tarafından çizildiğini pekâlâ bilirler. O bölgenin zamanında Türk boylarının da yaşadığı bir bölge olduğunu, Çanakkale’de o bölgeden birçok dindaşla mücadele verildiğini bilirler. Beş yüz Mercedes’e ödenen milyonlarca doların gereksiz hatta israf olduğunu da bilirler. Bu milleti aşağılamaktansa millete daima iyiyi ve doğruyu, ayrışmayı değil birleşmeyi, resimdeki farklılıkları bulup, mutlu olmayı değil, aynılıkları bulup mutlu olmayı öğretecek, münevverlere ihtiyaç vardır.  Bu münevverler çok batıda değil, milletin içindedir. Bu münevverlerin sahte, süslü rütbeleri yoktur. Bu münevverler kimi zaman bir köylü, kimi zaman bir çoban hatta usta kılığında da olabilir. Ancak asla başkasının emeğini yiyen, başkalarının sırtından beslenen alın terinden habersizlerden olamaz.

Sykes-Picot Antlaşmasına göre;

1915'te Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere, Osmanlı'ya karşı ayaklanan Mekkeli Şerif Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır'daki Britanya Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalanmıştır. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp Britanya'ya baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;

1.Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı,

2. Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,

3.Britanya'ya Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir.

4.Fransa ile Britanya'nın elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,

5. İskenderun serbest liman olacak,

6. Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

1917'deki Rus devriminden sonra Rusya antlaşmadan ve paylaşımdan vazgeçmiş, Lev Troçki gizli olan bu anlaşmanın bir kopyasını 24 Kasım 1917'de İzvestiya gazetesinde yayınlayarak dünya kamuoyuna Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasına ilişkin gizli paylaşımları açıklamıştır.

 

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..