- Kategori
- Tarih
Milli şuurun ayaklanması: 3 Mayıs 1944

2. Dünya Savaşı’nın kızıştığı günlerde Alman orduları birçok cephede galibiyet serilerine yeni zaferler eklerken, Türkiye’de de Tek Şef olan İsmet İnönü yönetimi gazetelerin Almanya lehinde yaptığı yayınlara ses çıkarmamış, aynı zamanda desteklemiştir. Alman gücünden korkan Türkiye hükümeti, faşizm propagandalarına dahi sesini çıkaramayacak kadar da milli benliğinden uzaktır. Savaşın sonlarına doğru ABD yardımı sayesinde, Sovyetlerin Almanya’ya üstünlük sağlaması ve bozguna uğrayan Nazi ordusunun, Kızılordu karşısında geri çekildiği ile ilgili haberlerin Ankara’ya ulaşması sonucu taraf değiştiren Türkiye, Rusya’ya yaranmaya başlayacaktır.
Stalin korkusu, tek parti Türkiye’si üzerine karabasan gibi çöktüğünden, ne yapacağını bilemeyen CHP hükümeti, Sovyetler Birliği’nin yumuşak karnı olan bu ülke vatandaşı 70 milyon esir Türkün adını dahi anmayı yasaklamakla işe başlar. Turan, dış Türkler, Orta Asya, Türkistan ve esir Türkler gibi Türklük ile ilgili yazıların, yayınların dergi ve gazetelerde neşredilmesi yasaklanır. 63 adet Rus klasiği bu dönem içerisinde Türkçeye çevrilir. Tek Şef’in Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel toplam 496 yabancı eseri çevirmiş, ancak bunların arasında tek bir Türk klasiği günümüz Türkçesine çevrilmemiştir.
Türk milliyetçisi gençler ve gerçek vatanperver aydınlar tarafından yayınlanan, Orkun, Tanrıdağ, Ergenekon, Bozkurt, Gökbörü ve Çınaraltı dergiler ise milli ve manevi değerlerimize savaş açan iktidar tarafından yasaklanarak, yazarları ve sahipleri hapse atılırlar.
Komünist fikirlere sahip bürokratlar hükümette kilit noktalara getirilerek, basın ve yayın organlarında sosyalizm propagandaları hız kazanır. Sovyet ordusunun Almanya’nın işini bitirdikten sonra sıranın Türkiye’ye ye geleceği, Rusları kızdırmamak için herkesin komünist olması gerektiği, türünde yapılan propagandalar neticesi, başta Milli Eğitim olmak üzere bütün bakanlıklar Sovyet yanlısı komünistlerle doldurulur.
Türkiye’nin istikbalinin karartılmaya çalışıldığı böyle bir zamanda, gidişata dur demek isteyen vatansever aydınlardan Hüseyin Nihal Atsız, yayınladığı Orkun dergisinin Nisan 1944 sayısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nu eleştiren sert bir yazı kaleme alır. Eleştirilere tahammülü olmayan hükümet derhal harekete geçerek uydurduğu Irkçılık-Turancılık Davası adı ile anılacak olan mahkeme safahatı ile tabutluk ve işkence dönemini açmış olur.
Nihal Atsız’ın 3 Mayıs 1944 günü muhakeme edileceği Ankara’ya gelirken, kendisini Ankara Garı’nda karşılayan üniversiteli milliyetçi gençlerin daha sonra hükümeti protesto etmek amacıyla Ulus’a doğru yürüyüş yapmaları, Türkiye genelinde yankı yapar. Umudunu kaybetmeye başlayan Türk milleti, milliyetçi gençlerin vatanlarına sahip çıktıklarını görünce, yarına umutla bakmaya başlar.
Yurt sathında milliyetçilere karşı başlatılan gözaltı ve tutuklamalar sonunda, başta Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkan, Necdet Sancar, Said Bilgiç, Osman Yüksel Serdengeçti, Mehmet Irmak, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun, Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever, Üsteğmen Alparslan Türkeş, Üsteğmen Fethi Tevetoğlu, Teğmen Nurullah Barıman, ve yüzlerce milliyetçi tabutluklarda vatana hizmet etmenin bedelini öderler. Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla sorgusuz sualsiz 6 ay hücrede tutulduktan sonra mahkemeye çıkarılan Türkeş’e yöneltilen suçlama “vatan hainliğidir”. Hükümetin savcısına tokat gibi cevap veren Türkeş; “Ben yeryüzünde her şeyden çok vatanımı ve milletimi severim” diye haykırır.
3 Mayıs’ın ilk yıldönümü, 1 yıl sonra Tophane Askeri Cezaevi’nin rutubetli koğuşlarında yatan milliyetçiler tarafından, “Türkçüler Günü” olarak kutlanacaktır.
3 Mayıs 1944. O gün Türk milletinin seçkin evlatları Türkiye’nin istikbalinin emin ellerde olduğunu haykırdılar. (fotoğraf, huntürk sitesinden alınmıştır)