Misyon, demokrasi ve Anadolu; müstakbel Cumhurbaşkanımız / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '07

 
Kategori
Güncel
 

Misyon, demokrasi ve Anadolu; müstakbel Cumhurbaşkanımız

Misyon, demokrasi ve Anadolu; müstakbel Cumhurbaşkanımız
 

AKP'nin Cumhurbaşkanı adayı belli oldu.

İlk değerlendirmelerimi sunmak isterim;

Tayyip Erdoğan, zannedersem bu makama çıkmamasının, korkunun değil fedakarlığın eseri olduğu mesajını vermek istedi. Kamuoyuna ve partisinin tabanına, kendisinin aktif siyasetin içerisinde yer alma ihtiyacı duyduğunu ancak, bu makam için kendi görüşlerinden taviz vermeyecek bir kişiyi seçtiklerini hissettirmeye çalıştı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, aktif siyaset yapanların ellerine fırsat geçtikleri takdirde, ikinci bir ismi Cumhurbaşkanlığına gönderdiğine dair bir örnek yok. Bu açıdan bakıldığında anlamlı seçim olduğunu söyleyebiliriz. 1990'da Özal kendisi yerine Kamuran İnan'ı, 1993'de de Demirel kendisi yerine Erdal İnönü'yü aday göstermiş olsaydı, Türkiye'nin siyasi geçmişinin çok farklı olacağını kolaylıkla söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığının, aslında çok da içinde barındırmadığı anlamlar yüklenmesi, hem siyasal krizlere hem de siyasal liderlerin yanlış tercihler yapmasına yol açıyordu.

Geçenlerde bir CHP üyesi, bir televizyon proğramında Cumhurbaşkanlığını milli piyango çekilişindeki büyük ikramiyeye benzetiyor ve Tayyip Erdoğan'a aday olma demenin, büyük ikramiye kazanan birisine, "sen bu ödülü alma, şansını bir kere daha dene belki bir kez daha sana çıkabilir" demiş olduklarını söylüyordu. Cumhurbaşkanlığı makamının ülkemizdeki ortalama algılama şeklide budur işte.

Bu noktada, Tayyip Erdoğan'ın, olayı kişileştirmediği ve yüklendiği misyonu ön plana çıkardığı anlaşılıyor.

Bir misyon sahibi olmak ve bu misyon içerisinde kendi kişisel eğilimlerini arka plana atabilmenin bir takdir gerektirdiğini düşünüyorum.

Ancak söz konusu misyonla benim veya karşı çıkan insanların bir sorunu olmasının yarattığı sıkıntı ise başka bir durum.

Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesinin, 14 Nisan'da Tandoğan'da meydanında toplanan kalabalığı memnun etmeyeceği aşikar. Çünkü bu insanlarında karşı çıkış noktalarının kişi değil bir anlayış olduğu da kolayca anlaşılabilir.

Bu nedenle Abdullah Gül'ün adaylığının, siyasal islamcı bir çizgiye muhalefet eden insanlarda mevcut olan huzursuzluğu gidermeyeceği kesindir. Özellikle eşinin başının örtülü olmasının ve zamanında eğitimi engellenen eşinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine vermiş olmasının sıkıntılarını bir miktar çekeceğini düşünüyorum.

Ben, Cumhurbaşkanlığının belirlenme süreci, ne kadar anayasada yazılı kurallar çerçevesinde yürütülse de, demokratik gereklere uygun olmadığını düşünüyorum. Bu mevkinin, kesinlikle uzlaşma gerektirdiği kanaatini her zaman düşündüm. Söz konusu makamın bir icraat makamından çok temsil makamı olması gerekliliği üzerinden, tüm ulusu kapsayacak bir isim arayışı, parlamento içi ve dışından geniş bir konsensüsün oluşması, bu ülkede demokrasi kültürünün yerleşmesi açısından son derece anlamlı bir çaba olurdu.

Ancak, Tayyip Erdoğan ve partisinin, ülkemizdeki demokrasi kültürünü geliştirmekten çok kendi misyonlarına yeni bir mevzi kazandırma anlayışında oldukları izlenimi en başından beri hissedildi.

Ancak demokrasinin en ilkel yönteminin bile, diğer yönetim tarzlarından üstünlüğünü kabul ederek, bu adaya ve seçilme yöntemine de saygı duyulması gerekir.

Yukarıda saymaya çalıştığım kaygılar, demokrat insanlar için Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı sürecinde baki kalacak ve eylem ile söylemleri sürekli gözetim altında olacaktır.

Bu adaylık konusunda tartışılmamaması gereken, en anlamsız konu ise Abdullah Gül'ün eşinin başının kapalı olmasıdır. Ülkemizde her iki kadından birisinin başının kapalı olduğu gerçeği üzerinden bu konunun tartışma konusu yapılmaması gerekir. Ancak müstakbel Cumhurbaşkanımız tarafından da bu konunun bir siyasal simgeye dönüştürülmemesi gerektiğini de, talep etme hakkımız bulunmaktadır.

Tüm siyasal kimlikleri bir kenara bırakıp, Abdullah Gül'ün insan yanına baktığımızda, ben bu ismin Cumhurbaşkanlığı makamında yer alması konusunda herhangi bir engel görmediğim gibi, Anadolu'nun saf ve bakir topraklarından yetişmiş, bu ülkenin sevecen, mahçup, iyi niyetli ve bir o kadarda çalışkan ve inatçı insanlarının protipi olarak görüyorum.

Kendisinden, yüreğimizdeki ürperti ile aklımızdaki kuşkuları giderecek bir Cumhurbaşkanlığı yönetimi talep ediyorum.

Demokratlar içinde, bu kuşku ve korkuları gidermenin esas yolunun, en yakın seçimde, Abdullah Gül'e hata yapma payı bırakmayacak alternatif hükümet seçmesi gerektiğini düşünüyorum.
 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..