- Kategori
- Öykü
Mona Bölüm - 9

Binlerce yıl ötelerdeki bir gelecek...
Yunk, bozulan işlerini düzeltme peşinde;
Fermi ise bir dönemece yaklaşıyor.
“Bir musibet bin nasihatten evladır”
Yakınında daha cazip hizmetler sunan yeni bir yer açıldığı için, Yunk’un[1] Kuzey Amur’daki eğlence merkezi eski canlılığını yitirmiş; oğlu Tuvan’ın işine yaptığı yüklü finansman desteği ve Gölgeliler’den aldığı yardımın azalması, Yunk’un rekabet gücünü zayıflatmıştı. Hatırını kırmayanlardan alabildiği kredilerin de önemli bir yararı olmamıştı. O gece, eğlence merkezindeki ofisinde oğlu ile tartışıyordu. Göller bölgesinde düzenlediği yarışmadan beklediğinin ötesinde kazanmasına rağmen babasına olan borcunu ihmal etmiş; hatta daha ileri giderek, babasının teminatı ile onun çevresinden işini genişletmek için yeni destek istemişti. Tartışmanın ortasında ofise Fermi girdi:
“Havoore[2] beyler! Ne bu haliniz? Sesiniz dışarlarda yankılanıyor. Personelin de işleri az galiba, size kulak kesilmişler.”
“Havor havor[3] Fermi, hoş geldin! Ben de seni arayacaktım. Durum bildiğin gibi değil, sürekli pike yapıyoruz. Oğlum da kara delik[4] gibi somuruyor. Gidenler dönse biraz ferahlayacağım. Şimdi bunları tartışıyorduk.”
“Yaa Baba! Bu yeni işten emin ol çok kazanacağız, yarıdan fazlasını sen alırsın.”
Fermi konuşmanın bu yönde uzamasını istemiyordu: “Bir dakika... Aranıza girmek istemiyorum ama babandan benim de alacağım var. Güney Amur’da yeni bir düzen kurmayı düşünüyorum. Bunun için de tüm alacaklarımın peşindeyim. Bir kısmını hallettim ama henüz yeterli değil.”
Yunk, Güney Amur’da etkili çevresi olan Fermi’den çekindiği için durumunun bozukluğuna rağmen ona hayır diyemedi:
“Oğlumun projesi cazip görünüyor, istersen sen de kontrol et. Dostlarından kredi bulabilirsen kazancın yarısı senin olsun, kalanını oğlumla bölüşürüm.”
Babasının önerisini beğenmediyse de Tuvan projesini bir kez daha anlattı. Proje, Fermi’nin de ilgisini çekmesine rağmen, kurmayı düşündüğü yeni düzenle çelişiyordu. Kararlılığını sürdürdü:
“Kârlı görünüyor ama artık böyle işlerden sıyrılmak istiyorum. Bundan sonraki yaşamımı, insanların omuzlarına basarak değil, onlara faydalı işler yaparak sürdüreceğim.”
Tuvan, ukela bir tavırla araya girdi: “Kızınızdan etkilenmişe benziyorsunuz. Oysa ki oldukça başarılı işleriniz ve geniş çevreniz var. Bunları bir çırpıda silmeye değer mi? Ben o kadarına razı değilim ama babamın teklifi sizin için çok iyi.”
“Elbette ki, kızım ve eşim de beni etkiledi. Yaşamın maddi tatminlerden ibaret olmadığını artık hissedebiliyorum. Yine de, henüz cevap bulamadığım yığınla soru var kafamda. Bunlar için kendime zaman ayırmalıyım ve ailemle daha yakından ilgilenmeliyim...”
Yunk, bir şekilde anlaşma peşindeydi: “O zaman bu projeye girme, seninle sevebileceğin başka bir iş yapalım.”
“Teşekkür ederim ama kabul edemem. İstersen, borcunu yeniden yapılandırabilirim; aksi takdirde, kuralları biliyorsun.”
“Tamam Fermi! Bir yıla yayalım, ne dersin?”
“Olabilir... İşlemleri yarın yaparız. İzninizle ayrılmam lazım; sizlere başarılar dilerim.”
Fermi ayrıldıktan sonra, Yunk, oğlunu bir bahaneyle ofisten çıkararak Org’u aradı:
“Saygılarımı sunarım Sayın Başkanım... Umarım iyisinizdir. Sizi rahatsız etmemin nedeni şu: çok karlı bir projemize katkılarınızı arzu ediyoruz.”
ORG[5]’un yanıtı isteksiz ve katıydı: “Toplantı sırasında ısrarla beni aradığına değer umarım. Anlat bakalım neymiş?”
Oğlunun projesini ve istediği desteği çabucak anlattıktan sonra devam etti: “Benim durumumu biliyorsunuz. Desteğiniz de olmasa devam edecek gücümüz kalmadı. Hem komşu rekabeti hem de müşteri azlığı var. Şu “Aydınlık Önderleri” denenler, gençlerimizin aklını çeliyorlar. Projeyi desteklerseniz biraz nefes alacağım.”
“İstediğin miktar önemli ama her zaman uyguladığımız şartları kabul edersen girmeye değer görünüyor… Bak! Sana daha cazip bir proje fikri söyleyeyim, ister misin?”
“Neden istemiyeyim efendim, kulağım sizde.”
“Kuzey Amur’un şu Mona’daki tatil beldesinin hemen altına isabet eden dağlık bölgesinde daha çekicisini yapsana. O zaman istediğin kredi bir işaretimle hemen emrinde olur. Hem öyle yap ki, seninle rekabet edemesinler.”
“İyi de, Mona’da Başkan Muur çok ileri teknoloji kullanıyor, dediğiniz dağlık bölgeyi de Kuzey Amur’lu bir şirket aracılığı ile kontrolünde tutuyor.”
“Sen o şirketi bana bırak; teknolojilerini elde etmek için dostun Fermi’yi ikna edebilir misin? Onların güvendiği biri, karısı ve kızı da yardım edebilir.”
“Fermi ile biraz önce beraberdik; benden alacağı var, yeniden yapılandırmak için anlaşmıştık. Ama o artık eski Fermi değil, dediğinizi yapacağını zannetmiyorum.”
“Yine de bir dene bakalım, alacağını fazlasıyla verelim.”
“Hiç ümidim yok ama deneyeceğim.”
“Dene dene, hatta biraz aba altından sopa göster istersen, arkandayım… Haa sahi; Orba ile bir şeyler yapabildin mi?”
“Hayır! Davet etmiştim ama aramadı, ben de üstelemedim. Ne de olsa sağ kolunuz, çekindim açıkçası.”
“Şuna beceremedim desene.”
“Benim projeye ne diyorsunuz? Şartlarınızı kabul ediyorum, krediyi aktarırsanız hemen başlarız.”
“Hemen olmaz; bu günlerde henüz çözemediğimiz kritik sorunlarımız var. Birkaç gün beklemen lazım, sana haber veririm. Şimdi izninle, önemli bir toplantıdayım.”
Yunk, sevinç içinde oğlunu çağırarak projesine katılacağını bildirdi; Org’un sözüne güvenerek, oğlu ile anlaşmayı yapmak için finans merkezine bağlandı. Merkez, Yunk’un kredi limitlerini yetersiz bulmuş ve eğlence merkezine ipotek koymuştu. Yunk, önemli bir risk aldığının henüz farkında değildi.
Fermi, ofisine dönmüş ve alacağı olan birkaç kişiyi daha aradıktan sonra morali iyice dibe vurmuştu. Önceki deneyimlerine dayanarak, borçlularının gecikse dahi sözünde duracaklarını düşündüyse de endişesini gideremedi. Bu arada Yunk aramış, Org’un önerdiği projeden bahsetmişti. Onun tehdit kokan cümlelerine aldırmamış, tatlı sert ifadelerle bu yeni teklifini de reddetmişti. Moralini tazelemek ve ortak bir karara varmak için sevgili eşi Mira’yı aradı:
Mira, TENET genel direktörüne söz verdiği araştırmayı hazırlamak için bilgi kütükleri arasında kaybolmuş vaziyetteydi:
“İyi ettin aradın Fermi... Hayli yoğun olmama rağmen, ben de seni düşünüyordum. Sıhhatin, keyfin nasıl? ...Umduklarını toparlayamıyorsan, üzme canını; burada hallederiz.”
Fermi, günün gelişmelerini anlattıktan sonra sıkıntılarına geçti: “İçime su serpiyorsun ama yine de alacaklarımı bırakmak istemiyorum. Buradaki durgunluk herkesi etkiliyor. Hiç beklemediğim kişiler ya sözlerinde duramıyorlar, ya da fırsatçılık yapıyorlar. İnsanları tanıyabildiğimi zannederdim.”
“Bu gün, araştırmamı hazırlarken, şu “Aydınlık Önderlerinin” yayınladığı kütüklere bakıyordum. “Bir musibet, bin nasihatten evladır” şeklindeki bir söylemlerine rastladım.”
“Ne demekmiş?”
“Dilimize çevirisini de vermişler; o zaman anlayabildim. Bu, senin durumuna uyuyor. Yani, “Başa gelen bir kötülük, bin öneriden iyidir” gibi bir anlamı var.”
“Çok doğru. Dara’nın ısrarla tekrarladığı önerilere biraz kulak verseydim, şimdi bunlar başıma gelmeyebilirdi. Neyse, bunları haftaya geldiğimde uzun uzadıya konuşuruz. Seni de, Dara’yı da özledim.”
“Bir dakika, Dara arıyor.”
“İyi günler anne! Biraz önce Ziza aradı; ağabeyi ile görüşebilmiş. Reyna’yı CERT benzeri bir programdan geçirmek zorunda kalmışlar; android[6] olmuş.”
“Vah vah! Çok üzüldüm.”
“Ziza da çok üzgün. Reyna, benliğini koruyormuş ama fiziği değişmiş.”
“Dilerim, yeni haline çabucak alışır... Ali ve arkadaşlarından ne haber?”
“Ali, MARN’dan yollanan bilgilerle robot çalışmasını başarmış. Veli’nin bulduğu enzim gençlerde olumlu sonuç veriyormuş. Onları bir süre daha tutacaklarmış.”
“Bak! Şimdi babanla konuşuyordum, çok özlemiş bizi. İşlerinde sıkıntıları var ama beklediğimiz gelişmeyi gösteriyor. Yakında, beraber mutlu günlerimiz olacağa benziyor. Haftaya geldiğinde onun kararsızlıklarını birlikte giderelim olur mu?”
Dara hemen üçlü konferans kurmuştu: “Baba, bende seni özledim. Haftaya mutlaka geleceğim.”
“Kızım, sizlerin de desteği ile kendimde başaracak gücü bulabiliyorum. Artık, karanlıkları arkamda bırakacağım.”
Mira duygulanmış, gözleri dolmuştu: “Eninde sonunda bu günlere geleceğimize inanıyordum. Sen, istersen her zorluğu aşabilirsin.”
“Baba, seni çok kararlı görüyorum, sevinçten neredeyse uçacağım. Haftayı iple çekiyorum.”
“Kızım, sana ve annene olan borcumu nasıl öderim bilemiyorum; bana sevginin gücünü yeniden hissettiriyorsunuz.”
Mira araya girdi: “Aydınlık günlerimiz yakındır; yalnız, ne olur kararlılığını koru, bizler daima arkandayız.”
“Endişe etmeyin, az kaldı. Kristal piramit bilgilerini ve “Aydınlık önderlerinin” yayınlarını ben de her gün okur oldum.”
“Sahi mi baba? Ne güzel!”
“Gözümdeki perdelerin açılmasına büyük katkıları oluyor. Şimdi işlerimin başına döneyim, haydi kalın sağlıcakla…”
[1] Fermi: Dara’nın yaşam biçimini değiştirme çabasında olan Kuzey Amur’lu babası, Mira’nın kocası.
[2]Havoore: “Kolaylıklar sizinle olsun!” anlamındaki Kuzey Amur selamlama sözcüğü.
[3]Havor havor: Havoore karşılığında yakın dostlar için söylenen “size de veya sana da daha fazlası olsun!” anlamına gelen Kuzey Amur sözcüğü. “Havoor” ise yakın dostlar dışındakilere verilen bir cevap olup “Umarım dileğiniz tutar!” anlamına gelir.
[4] Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan bir kozmik cisim.
[5] Org: Kuzey Amur’da yaşayan ve insan kanından elde edilebilen zetan maddesi ile yaşamını sürdürebilen Gölgelilerin gaddar başkanı.
[6] Android: Eski Yunanca insan kelimesinden türetilmiş, insansı gibi bir anlam ifade eden, zeki canlı varlıklar tarafından yapılmış insansı makinelere verilen ad.