- Kategori
- Deneme
Mükemmeliyetçi
O adamı tanırsınız,
Onu değilse kadını.
Temizler, temizler
Hiç bitmez.
Koşar, koşar
Hiç gitmez.
Hep gülümser
İçi gülmez.
Yaptığı her şey,
Kazanç hiçbir şey.
Gider her yere
Varamaz hiçbir yere.
Sonsuz bir yarış
Adımlar yanlış.
Her şey yerli yerinde,
Peki, sevgi nerede?
Mükemmeli amaçlar
Sayar olduğu yerde.
Bu şiiri; Tony Humphreys’ in “ Negatif Düşüncenin Gücü “ adlı yapıtından alıntıladım. Bana cuk diye oturdu. Ben üstelik bir “MÜKEMMELLİYETÇİ “ olarak bunun çok doğal bir yaklaşım olduğunun da savunucusuydum düne kadar. Fakat bugün şiiri yazanın da belirttiği gibi, bunun eyleme geçip sorumluluklarımı almamak adına ürettiğim mazeretler olduğunu görebiliyorum. Gücün bende olanı kadarıyla ayak işlerini yapıp gerisini Tanrı’ ya bırakabiliyorum. Tıpkı bu yazma işinde olduğu gibi.
Uzun yıllar eleştirilmekten tutun da reddedilmeye kadar sıraladığım bir sürü korku kaynaklı mazeretten sonra nihayet, Fethiyedeki yazar hocalarımın da teşvikiyle bir şeyler yazmaya başladım. Yine korkularım var. Cesaret, korkuya rağmen eyleme geçebilmektir diyorum ve “mükemmel” olamayacağımı kabullenmeye çalışıyorum. Bu yazmak eylemi ile ilgili daha önce yazdığım “ Kilitle(me)dim Kalbimi “ başlıklı yazıma sözü bırakıyorum. Sevgiler.
KİLİTLE(ME)DİM BEN KALBİMİ
Yine seninleyim sensiz. Öğrencilerimle “günce” ve “anı” türü üzerine söyleşide bulunduk. Bir öğrencime sordum:”Anılarını nasıl tutarsın?”Cevap verdi:”Kilit altında! ”Bu cevabın üzerine birkaç öğrencim boyunlarında asılı hatıra defterlerinin anahtarlarını sallaya sallaya bana göstermek için yarıştılar.
Ne kadar acı bir olay… Evet, kendimizi başkalarından saklama gereksinimi duymak acı, ama bir o kadar da gerçek. Ben de bir zamanlar o çabalar içerisine girdim. Kilitli hatıra defterlerim oldu; nereye saklayacağım konusunda kaygılar taşıdığım anket, şiir ve günce defterlerim de. Henüz, kırkına yaklaşmışken bunları yavaş yavaş aşmaya çalışıyorum. Şimdi, bu defterlerimi sadece dolaba kaldırıp ortalıkta yayıntı yapmamasını düşünür oldum. Hala da tam aştığımı söyleyemem. Çünkü yazdıklarımı başkalarına okumayacağımı kesin biliyorum; fakat benden habersiz birilerinin okuyabileceği fikri de artık beni rahatsız etmiyor.
Ki ben, dışa dönük bir insanken bunları yaşadım, yaşıyorum. Bir arkadaşın sözü geldi aklıma;”Hocanım, siz cam bardaktaki bir su gibisiniz. Sizin içinizi, dışınızı görebiliyorum.” demişti. Kendime sakladıklarım yok değil. Yalnız, bunları da bir gün birileriyle paylaşabileceğime inanıyorum. İnşallah bunlar okurlarım olurlar.
Yazımın buraya kadar olan kısmı, başlığı da dâhil 19.03.1999 tarihli bir yerlere karaladığım yazının aynen geçirilmiş şeklidir. Tanrının göz kırpışları diyorum ben bu tür olaylara. Tarihlere baktığımda, Mart ayı itibarıyla ben artık yazdıklarımı birileriyle paylaşır oldum. Bu benim için çok güzel bir farkındalık.
Yine aynı tarihlerde platonik bir aşk yaşıyordum.”Yine seninleyim sensiz” girişi de o yüzden yapılmış. Bu aşkı da, duygularımla dalga geçercesine, devamı olan bir yazıda şöyle kaleme almışım:
NE Mİ YAPTIM?
Baktım ki olacak gibi değil, bu edepsizlikle zor koca bulacağım. Gittim, çocukluk aşkımı buldum, çocukluk yıllarımın hatırına-yoksa başka türlü buna katlanamazdım, eğer başka bir niyetim varsa, kendim için bir şey yapıyorsam namerttim(!)- ona evlenme teklif ettim ve iç güveysi olarak onu anamın evine attım getirdim. Fakat uzun sürmedi.
NE Mİ YAPTIM?
Karizmam sayesinde yoldan geçen kadınlara bir kere bakılıyorsa, bana dönüp dönüp abartısız dokuz- on kere(!) bakılır. Artık, bir dul kadın olarak bu bakışlardan rahatsız olmaya başladım ve sonunda çareyi tekrar evlenmekte buldum. Yine, kendim için yapıyorsam namerttim (!)Her şey çok sevgili hemcinslerim için. Ne de olsa aynı hamurdanız kıyamam onlara (!)Hele bana bakarken boyunları tutulmuş, yan yan yürüyen erkekleri, onların kollarında görmeye yüreğim hiç elvermez (!)En iyisi mi Özlen, sen bunlara bi kıyak geç de, evlen kızım, dedim.
Emekli maaş kuyruğunu geçti benim taliplerin oluşturduğu kuyruk. Eeeee… kolay mı bu zamanda; eli yüzü düzgün, on parmağında on marifet;altın bileziği olan , … …’dan olma oğlu, birazcık forsu ve bir karış dili olan bir dul bulmak. Bir karış dili derken, yanlış anlamayın ha!... Sivri mi sivri, dostu düşmanı ayırt ettirecek kadar bir dil değil benimkisi. O kadarcık kusur kadı kızında bile bulunur değil mi canım?Haksızlık etmeyeyim şimdi kendi kendime.
Neyse sonunda; bana sabah kahvaltılarımı hazırlayıp yatağıma getirmek, akşamları da hafif bir içkiden sonra mum ışığında yemek hazırlamak koşuluyla; ensesi kalın, cüzdanı kabarık, makamı yerinde bir beyzadeye zar zor “EVET” diyecektim ki, vazgeçtim.
NE Mİ YAPTIM?
Bir çılgınlık yaptım. Bir aracının tekrar tekrar söylemesine rağmen, “Evlenmeye niyetim yok!” bahaneleriyle, beni görmeye tenezzül etmeyen bir beye, bir gün kafamın tası attı: ”Bu kendini ne sanıyor be!” dedim argoca. Bütün silahlarımı kuşandım; en dekolte bluzümü, altına şortumu giydim ve mavi lenslerimi taktım. Yanıma da siyah body'mi, beyaz filemi ve altına giymek için siyah pantolonumu aldım. Araba altımda, attım havamı. Çarpılmış seninkisi. Öyle çarpılmış ki, o elektrik gücü beni sonradan çarpacak kadar gücünü korumuş, beni de sonunda fena sarstı. Her neyse türlü dolaplarla, hilelerle, cilvelerle seninkisini zar zor evlenmeye razı edecektim ki…
Desem de inanmayın sakın. Hepsi masal, hepsi düzmece. Gerçek olan tek şey, her şeye rağmen birgün, bir yerlerde, herhangi bir zaman diliminde, er ya da geç bu dileğimin gerçekleşeceği umudunu yitirmemem. Bu da şimdilik bana yetmek zorunda. Çünkü başka seçeneğim yok abi! Argoca başladık söze, sonu da ona uysun diye argoca bitirdik abi! Ben ölmüşüm de ağlayanım yok abi! Ben yazar olmuşum da anlayanım yok be abi!