- Kategori
- Kültür - Sanat
Musikimiz garip kaldı
Sanattan bahsetmek için, bahse mevzu olan sanat dalının öncelikle tarihini incelemek gerek. Çünkü kainatta var olan her şeyin doğma, büyüme, gelişme süreci sanat için de geçerlidir. Bu yüzden sanat tarihi diye bir bilim dalı ortaya çıkmıştır. Tarihi insanlar, milletler yapar. Ancak o tarihin gelecek nesillere sıhhatli bir şekilde aktarılabilmesi için zamanında ve doğru olarak kayıt altına alınmış olması gerek. Yıllarca sanat tarihi: “Sanatların tarihini ve dini konulara göre incelemesini yapar” dedik durduk. Bu güne kadar sanat tarihimizin bazı dallarıyla ilgili nasıl ve hangi koşullarda ne kadar araştırmalar yapılabildiği, ortaya neler konabildiği üzerinde ciddi ciddi düşünmeye değer doğrusu.
Güzel sanatların en yaygın ve en etkili koludur müzik. Cumhuriyet döneminde, Osmanlı döneminde ve öncesinde çok değerli müzik adamlarımız, bestekarlarımız yetişmiş olmasına rağmen bunların kaç tanesiyle ilgili ne kadar bilgiye sahibiz? Batılı sanat tarihçileri kendi müzik adamlarını iyi tanıma imkanı bulup, iyi anlamışlar ve iyi de tanıtıyorlar. Eminim Mozart’ı ve 40. senfonisini herkes bilir, Beethoven’in 9. senfonisini de. Johann Straus’uun mavi tuna valsini, Antonio Vivaldi’nin for seasons (4 mevsim) senfonisini bilmeyen var mı? Öyleyse Itri’yi bilen de beri gelsin. En büyük bestekarımızdır. Bin’den fazla eseri olduğu söylenir. Ancak bilinen sadece 20 eseri vardır ki ağızdan ağıza aktarılırken günümüze gelinceye kadar aslına ne kadar sadık kalındığı da bilinmez. Şair Yahya Kemal’de Itri’den bahsederken çok manidar bir şeklide diyor ki:
Saklamış kaza ve kader
Belki bin’den fazla bestesini
Bize miras kaldı yirmi eser.
……………..
………….
Ulemamız da bilmiyor kimdi,
O eserler bir definemidir,
Ebediyete bir hazinemidir,
Bir bilen var mı nerdeler şimdi?
…………..
……..
Gerçekten Abdülkadir Meragi, Yusuf Has Hacip, farabi gibi bestekarlardan bu yana dini ve la dini musiki eserlerimizin kulaktan kulağa ve ağızdan ağza değişerek gelmesinden dolayı aslına benzerliğini bazen tanınmayacak kadar kaybetmiş olduğunu üzüntü ve esefle belirtir bir çok araştırmacı. Ve sanat tarihimizi aydınlatacak belgelerin, malzemelerin bu konuda yok denecek kadar az olması sanat tarihçileri için ne büyük kayıp, bizler için ne büyük talihsizliktir. “ Hakikaten Türk musikisini seven, onun tarihiyle, bestekarlarıyla meşgul olmak isteyen kimselerin ekserisi büyük bir ümitsizliğe düşmüş, böyle bir musiki karşısında tesellisiz kalmıştır” der Baki Suha Eyüboğlu. Tabi her şeyi malzeme ve bilgi eksikliğine bağlamak ta doğru olmaz. Bizim ihmalimiz hiç mi yok? Bir Mozart, bir Beethoven, bir Schoopen bile musikimizden etkilenirken ve bunu eserlerine yansıtırken Itri, Dede Efendi, Hafız Post, Hacı Arif bey, Zekai Dede, Şevki bey gibi bestekarlarımızı onları dinlediğimiz kadar dinliyor muyuz? Sanat adına bayrağı devralabildik mi? Nereye kadar taşıdık? Sanatımızda düne ve bugüne baktığımızda bunu anlamak hiç de zor değil.
Sanatta milliyetçilik olmayabilir ama sanatın dini ve milliyeti vardır. Ve milletler sanatlarına ve sanatçılarına sahip çıkmalıdırlar. Atamızın; sanatına, tarihine, kültürüne sahip çıkmayan milletlerin, başka milletlerin şiarı olacağına dair sözleri yok mu?
Erol Güldiken