- Kategori
- İnançlar
Müslümanı Ne Korkutabilir?

İnsanlar tarih boyu korkularla yönetilmişlerdir. Bu korkular, ölüm korkusu, bu dünyadan ayrılmaya dair korkular, mal ve menfaat kaybetme korkusu, çeşitli hayvanlardan korku. Başka korkular da var cehennem korkusu, baba korkusu, anne korkusu, öğretmen korkusu. Yani; var da var. Hepsine ilave bir de bende hanım korkusu var…
Şimdi size yaşanmış iki olayı yaşayanın ağzından naklediyorum, ölüm ile yaşam arasında nokta;
“Birincisinde; Araba oldukça engebeli bir yoldan yavaş sayılabilecek bir hızda gidiyordu. Yolda araçla devam ederken, sol tarafı dik yamaçlarla sağ ise en az yüz metre yükseklikte sonu derede biten bir uçurumdu. Araçla giderken şoförün bir anlık hatası araçla beraber yüz metre uçurumdan dereye inmeniz içten bile değildi. Eğer yuvarlanırken dere ve yol arasında ağaçlar var ise aracınız dereye uçmadan durabilir. Aksi takdirde dereye yuvarlanmaktan kurtulamazsınız. “Ve beklenmeyen oldu, araç mıcırlı yolda hızla kaymaya başladı. Toplam iki üç saniye zarfında, elimi kolumu kımıldatamaz oldum, garip bir sıcaklık hissettim, bedenime hükmedemediğim gibi bedenim kaskatı olduğu yerde duruyordu. Ölüm ya da hayat gibi bir şey hissetmiyordum. Hissettiğim garip bir sevince benzer bir duygu ama sevinç değil, uçmaya benziyor ama ağırlık ve yerçekimi yok. Ama kötü bir duygu değildi. Korkunç değildi. Garip bir şekilde zevkliydi. Yolculardan birisi, Allah! Allah! diye çırpınmaya başladı. Şoför kendine geldi. Sağa uçuruma doğru gitmekte olan aracı şoför hızla sola yolun kenarındaki betondan yapılmış bende doğru sürmeye başladı, toparladı. Yoluna devam etti." 35 yaşındaydım. 2010 yılında Mayıs ayının 12'sinden bir kaç gün sonrasıydı. Babamın cenazesinden dönüyordum”
“Evden oldukça uzak bir noktada aşırı yağmurdan sırılsıklam olmuş vaziyetteydim. Büyükçe bir kayanının altına sığındım. Tir tir titriyordum. Gözümü açamıyordum. Derken dalar gibi oldum. Tüm çocukluğum film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerken, ılık bir rüzgâr esiyor garip bir sıcaklık hissediyordum. İnanılmaz derecede olağanüstü bir duyguydu. Ayaklarımın yerden kesilmiş, garip bir rüzgâr beni sürüklüyordu. Güneşin ışıkları gözlerime geliyordu. Ancak gözlerimi almıyordu. Derken bir ekin tarlasının içinde ayaklarım kesinlikle yerde değil, hissetmiyordum. Altın sarısı başaklar rüzgârda dalgalanıyor, sadece ekinlerin hafif hışırtısını hissediyordum. Olağanüstü güzel bir duyguydu. Derken gözlerim karardı. Bir şey görmez ve hissetmez oldum. Gerisini hatırlamıyorum. Uyanmıştım ama gözlerimi açamıyordum. İnanılmaz zor bir şeydi. Gözlerimi açıyor, ancak uzun süre açık tutamıyordum. Böyle bir vaziyette uzunca bir süre uğraştım. Uzun zaman sonra gözlerimi açtım ama kımıldayamıyordum. Bir süre daha hareket etmeye uğraştım. Ama kımıldayamıyordum. Yaklaşık bir saate yakın kıvrandım. Zorlukla yavaş yavaş doğruldum neredeyse sürünerek eve ulaştım. Bitkindim. Durumu kimseye anlatmadım. Bir iki gün dinlenip, hayata devam ettim. İlkokul öğrencisiydim.”
Bir alıntı; Üç köyün cemaati yağmur duasına çıkıyorlar. İçlerinden sadece sekiz on yaşlarında bir çocuk yanına şemsiye alıyor.
Bir başka alıntı; Hallac-ı Mansur’u idam edecekler. Muhafızlar kollarına giriyor, yürürlerken bu sırada ezan okunuyor. Hallac-ı Mansur: “Sus yalancı” diyor. Muhafızlardan biri neden öyle söylediğini sorunca "hiç kalpten ALLAH dese minare kalır mıydı?.” diyor.
Bu anlatılanlar ışığında ölüm korkulanın ötesinde gerçekte mükemmel derecede iyi bir şey de olabilir. Ölüm gerçekte bir Müslüman için neden korku aracı olsun ki. Bu dünyada kalıcı olan bir şey olmadığını gören gözler neden kendinin kalıcı olduğuna inanıyor doğrusu anlamak güç. Ölümden dahi korkmayanı ne korkutabilir ki. Allah’tan utanmayanı ne utandırabilir ki.?