Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
302
 

Mustafa

Şöyle ya da böyle, “Mustafa” ile Can Dündar iyi sükse yaptı. Daha şimdiden milyona ulaştı izleyici sayısı. Seven sevmeyen merak etti. Kimi, “al işte sana Mustafa” demek, kimi, küçümseyenlere sövmek için yelyepenek koştu sinema salonlarına. Reklamın kötüsü olmazmış.. Mustafa bu gerçeği bir kez daha anımsatan bir kanıt oldu.

Bir sinema filmini veya bir belgeseli, ait olduğu kategori kriterleri ile eleştirecek kadar kendimi yetkin bulmamakla beraber, öncelikle Mustafa’yı bir “belgesel” den çok, “canlandırma” tekniğine daha yakın bulduğumu ve ikinci olarak ta; her ne kadar yönetmenin iddia ettiği gibi, sadece M. Kemal’in “insan yönü” ne vurgu yapsa bile kullanılan argümanların zayıflığı belirtmek istiyorum.

Olaydan olaya hızlı geçişler, kronolojik silsileye bıçakla kesilir gibi oradan oraya yaptırılan atlamalar, tarihsel gerçeklikleri mantıksal bağlantıları çerçevesinden soyutlayıp koparan eklektik ve kötü kopyalama yöntemi, filmi, olmayan bir dünyanın hiç olmamış kahramanlarını anlatan masalımsı bir anlatıma sıkıştırmış.

İzleyici sayısına bakarak bu belgeselin, artık öyle söyleyelim, amacına ulaşmış olduğunun tespitini yapmak bana göre olanaklı değildir.

Bir kere bu belgesel, devlet olanaklarının seferber edilmesinden tutun da, maksatlı maksatsız, tüm yazılı ve görsel basın kullanılarak tanıtılmaya çalışılmış, izleyici, daha ürün ortaya çıkmadan yönlendirilmiştir. Örneğin; galanın Dolmabahçe Sarayı’nda tüm devlet erkanının davetiyle yapılmış olması bu anlamda dikkate değerdir. Resmi erkandan davetli olup ta, gala sonrası rahatsızlığını dile getirmemiş olanların, sonrasında, burun kıvırmalarının bugün için bir kıymet-i har biyesi yoktur.

Bence sorun, Can Dündar’ın Mustafa Kemal’i tarihsel kişiliği veya salt Mustafa olarak nereye koyduğu veya subjektif anlamda nereye koymak istediği sorunu değildir. Bence sorun, Mustafa Kemal’i, tarihe mal olmuş bir insan ve bir önder olarak, günümüzün sosyal ve siyasal dinamikleri içinde nereye koyacağımız ve bunu ne kadar hazmedebileceğimiz sorunudur.

Daha önceki bir yazımda da belirtmiştim; bu ülkede Kenan Evren de Atatürkçüyüm diyebilmekte, örneğin İlhan Selçuk ta.. Ama bir tanesi, Kemalist değerleri kendince savunmak için göğsünü siper ederken, diğeri, kendini , “kemalizmin mezar kazıcısı” olarak isimlendirenlerin sistemin DNA sına sızabilmeleri için kapıları sonuna kadar açmıştır.

Pekiii, nedir o halde kemalizm?

Her kim ne anlarsa o mu? Bir Picasso tablosu mu?

İki Kastamonulu vatandaş konuşuyorlarmış. Biri ötekine; “Atatürk’ü gördüm” demiş. Öteki; “yaaa, nasıl biriydi peki” diye sormuş. Yanıtlamış ilki;” naha şöööyle kocamaaaan bir baltası vardı.”

Hal budur.

Yapanlar tarafından yazılmadığı müddetçe tarihe tecavüzü önlemek oldukça zor, hatta imkansızdır da.

Bu noktadan hareketle, yazılması yapılmasından zor olanın doğruluğunu test etme gibi ciddi bir işi, fırsat kollayıcıların değirmenine su taşımayı iş edinmiş liboşun önde giden birinden veya benzerlerinden beklemek, çölde akarsu hışırtıları işitmekle eşdeğerdir. Filmi görmediği halde, kulaktan dolma dolaylı anlatımlara dayanarak eleştiri yazısı yazan ve daha sonra, “bana yanlış anlatıldı” deme aymazlığı gösteren koca koca günlük gazetelerin koca koca köşe yazarlarından da..

Emin değilim. Bu yazı belki devam eder.

Fakat, ben burada, Pavlov’un büyüklüğüne bir vurgu yapmak istiyorum.

İzlerken arka sıradaki hanımların aralarında geçen kısa diyalog aynen şöyledir:

-Tabi canıııım!.. Baksana, sanki Rusya yardım etmişte biz savaş kazanmışız gibi gösteriyor

-Evet ya… Bu Can Dündar da komünistmiş zaten.

Şartlı refleks…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Artık hiç bir şeye, hiç bir kişiye, olaya, tanıtıma inancım kalmadı artık benim. Bu çok kötü bir şey tabii tahmin edeceğiniz gibi… Ve üzülüyorum dünde severek okuduğumuz yazarların adlarının bu tür teamüllerde adı geçmesine. Zaten Mustafa filminden çok önce değişen yazı renginden anlaşılıyordu diğer birçoğu gibi dümen suyuna kurban gittiği. Filmi ise izlemedim, izlemeyeceğimde. Bu kadar reklama pazarlamaya rağmen. Türkcell' e önce kızmıştım ama şu anda, "sadece bu konu ile ilgili tabii" ne denli doğru bir karar vermiş diyorum. Burada, hani bir söz vardır, "reklamın kötüsü bile reklamdır" mantığı kullanılmıştır bana göre. Sevgilerimle

Ayrıntıda gezinmek 
 16.12.2008 23:02
Cevap :
Filmi izlememiş olmanızın büyük bir kayıp olmayacağını izleyen biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Neticede bir bilet parası kadar eksik hasılat olur, hepsi bu!... Aslında ben, Mustafa filminin öyle fırtına koparılacak kadar karşı cepheden kalleşçe vurulan yumruklar olduğu kanaatinde değilim. Filmi yapan şahsın belkemiği olmaması neticesinde son senelerde maruz kaldığı sağa doğru eğilmenin etkileri varsa da bunu diğer cepheden bakanların lehine yorumlamanın doneleri fazlasıyla mevcut. Örneğin, Türkler'in islamiyetle tanışmasından kazancçlarının olmadığı yolundaki düşünce, iktidarı gökten yere indirme metaforu, Hatay meselesinde hasta hasta gösterdiği metanet ve kararlılık bu filmede bana göre başa alınması gereken argümanlar. Fakat, M. Kemal'in tarihsel süreçten koparılıp yalıtık bir şekilde, kendine münhasır bir şahsiyet olarak vurgulanması, yapımcının son günlerde Said-i Nursi'ye düzdüğü methiyelere de bakarak, akla iyi şeyler getirmiyor elbette. Sevgiler  17.12.2008 11:35
 

Arkadaşlarımın olsun yazılarını okumaya çalışıyorum, size yorum yazdım ama sırada siz vardınız; merhaba demeden geçmek istemedim.:)(: Merhaba. Ama bu yorumumu umarım sevgili Mehmet Bey okumaz, çünkü ona en az kırk kez merhaba demem gerekecek.:)) Sevgiler, güzel bir İzmir akşamından, evimin sıcağından, demlenmiş çayımdan yansıyan mavilerle.

derinmavi.. 
 27.11.2008 20:09
 

Ve filme gitmemeye karar verdim. Yok, elbet izlerim ama bir bilet ederi olsun boşa gitsin istemedim. Tarihimizde yaşananlar "masal" değil olsa olsa "destan" olarak anlatılabilirdi ki bütün dünya bu destana şahit olmuştur. Çünkü bu destan emperyalist güçlere rağmen yazılmıştır. Ve o destanı yaratan lider, sıradan bir insan değildir!.. "İnsan" dır ki hepimiz biliyorduk bunu. Sanırım Sayın Can Dündar ancak öğrendi ama onu da yanlı/ yanlış öğrenmiş. Sevgi ve saygılarımla.

derinmavi.. 
 26.11.2008 20:07
Cevap :
Yazıma gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ediyorum. Tarihe mal olmuş olay ve kişilerin bir iki kurnazlıkla ters yüz edilebileceğine inanmıyorum. Sistemli ve hedifi olan bazı çalışmaların varlığını eğer bu film için de düşünüyorsanız o zaman olayı kişiselleştirmemeniz gerekir. Örtüyü kaldırmaya cesaretli bireylerin, ilk önce, sorgulaması gereken bugünkü çarpıtmalar değil, halen sizin o "destan" dediğiniz oluşumun kırmızı çizgilerinin zaman içinde hangi argüman ve güçler kullanılarak silikleştirildiğini bulup çıkarmaktır. Eğer bugün, CHP ye katılmakta olan örtülü veya çarşaflı hanımları bu şekilde karanlığa gömülü kalmaya mahküm eden sistematiği görmezlikten gelir veya ona secde edilirse, türbanla mayo arasında sıkışıp kalma bahtsızlığından kurtulmak olası değildir. Çıfıtlık örtende değil, örttürendedir. Şahlar meydanda racon keserken piyonları hedef almak sınırlı yarar sağlar sadece, sorunu çözmez. Sevgilerimle...  27.11.2008 15:35
 

Bu filme gidip gitmediğinizi; film hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyordum doğrusu. Acele okudum ama yorum sonra, tekrar okumalıyım. Sevgiler, aydınlık şehrimin, aydınlık sabahından yansıyan mavileriyle.

derinmavi.. 
 21.11.2008 7:38
Cevap :
Bugün yayınlanmış yorumunuz. Eh madem ki geniş yorumunuzu sonraya bıraktınız, haliyle onu bekleyeceğim. Teşekkür ediyorum..  26.11.2008 15:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 658
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster