- Kategori
- İlişkiler
mutluluga giden yol

Herkesin sevgilisi yanındaydı. Sanki trende sarılarak yolculuk yapmak sevdiğinin omzunda uyuyakalmanın ayrı bir tadı vardı. Birden eski günlere gitti Hakan. Ankara – İstanbul trenlerinde geçirdiği saatlere. Sanki o anı yaşıyordu. Ne kadar da güzeldi. Her ay en az bir kere giderdi İstanbul Ankara arasını dokuz saatten fazla süren tren yolculuğu ile. Tek bir nedeni vardı bu yolculukların sevdiğini görebilmek. Giderken hiç uyumazdı yollara etraftaki ağaçlara boş arazilere gökyüzüne bakardı sevdiğinin hayali yarar karanlığı güneş gibi doğardı baktığı yerlerin üstüne ve hep onu hayal ederdi. Onunla kavuşacağı ona sarılıp uyuyacağı günleri hayal ederdi. En çokta onunla bir gün bu trene binip sarılarak yolculuk yapacağı günlerin hayalini kurardı. Sonra onun omzunda uyuyakalacağını düşünürdü. Onu uyurken izleyebilip o masum dudaklarına ufak bir buse kondurabilmek için veremeyeceği şey yoktu. Bir gün yine trene binmişti. Hiç unutmuyordu o günü. dokuz saat yolculuk nasılda bitmemişti. Gerçi o gün dokuz saat sürmemişti ki yolculuk. Eskişehir de durduklarında trende bir arıza olmuştu saat gecenin üçüydü. Öylece bekliyorlardı. O anda ki tek mutlu kişi oydu galiba. Çünkü fırsattan istifade sevdiğini aramıştı hemen. En sevdiği hallerinden birisi sevdiği uykudan yeni uyanmış ses tonuyla onunla konuşuyordu. O an beklide dünyadaki en mutlu insandı. Sonra trendeki arıza giderildi ama onlar hala konuşmaya devam ediyorlardı, ama biraz ateşliydi konuşma bir yerlere gelmiş konu ve yavaş yavaş kavgaya dönüşmüştü. Tren tekrar hareket etmeye başladığında delikanlı trenin koridorunda bir köşeye yığılmış öylece bakıyordu. Gözlerinden yaşlar damlıyordu. O anı hatırladığında tekrar gözlerinden birkaç damlanın süzüldüğünü hissetti Hakan. Ne kadarda kötüydü o an. Yığılıp kalmıştı. Ne kızın söylemek isteyeceği nede delikanlının duymak isteyeceği bir kavganın ardından sevdiği her şey bitti demişti, ve kapatmıştı telefonu. Hakan ne arayabilmişti nede bir şey söyleyebilmişti. Önce nefesi kesilmişti sonra damarlarındaki kanı donmaya başlamıştı sanki akmıyordu artık. Oracıkta yığılıvermişti bir anda. Sadece ölmek istiyordu. Trenin durduğu ilk durakta inmişti trenden hangi şehirde olduğunu bile bilmiyordu. Ne önemi vardı ki artık. Hangi şehirde olursa olsun o yoktu. Olmayacaktı da . hiç bilmediği şehirde saatlerce dolandı gecenin karanlığında , hava buz gibiydi yağmur atıştırıyordu. Ama hiçbirisi ona işlemiyordu çünkü içi yanıyordu. Sevdaya giden yolda, sevgiliye giden yolda yarıda bırakılmıştı. Kırılmışlığı, incinmişliği, üzgünlüğü her saniye daha da artıyordu. Etrafındaki her şey üzerine geliyordu.
Gözlerini açtığında yanında hiç tanımadığı bir adam vardı. Önce adama baktı uzun uzun sersemlemiş bir biçimde. Yılların yorgunluğunu üzerinde taşıyan bir ihtiyar a benziyordu karşısındaki adam. Öylece baktı sanki hiçbir şey hatırlamıyordu. Yaşlı adama çekingen bir ses tonuyla sordu ''ne oldu neredeyim ''diye. Adam gece onu burada uyurken bulduğunu sokaklarda yaşayan birine benzemediği içinde yalnız bırakmayıp alıp buraya getirdiğini söyledi. Sonra adam ona sordu asıl sana ne oldu diye öyle konuştular saatlerce. Genç delikanlının kendini toplaması aylarını almıştı. Tabi bu haline toplanmak denirse. Öyle zor günler geçirmişti ki. Hayatının en zor dönemi.
Kafasını kaldırdı önce saate baktı gecenin ikisiydi , tren hala devam ediyordu yoluna, nerede olduğunu anlamaya çalıştı bakında pek değişik bir şey yoktu kuru bir karanlık. Sonra kulaklarının pasını silen duyduğunda hiçbir sesin veremediği hazzı veren o sesi duydu. Baş ucunda ''uyandın mı uykucu'' diye sesleniyordu bir melek başında. Dönüp baktığında sevdiği kızı yanında gördüğüne hiç bu kadar sevinmemişti. O yanındaydı masum bir öpücük kondurdu dudaklarına ve yaşadıklarının sadece bir rüya olduğu için şükretti Tanrı’ya. Sonra yoluna baktı ve gördü içinde olduğu trenin mutluluğa gittiğini.