Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Mutluluğu yaşatan mutlu olur

Mutluluğu yaşatan mutlu olur
 

"Zaman denilen görünmez makina , duraksız dolanır dolanacaktır ... herkes  ucuna bir süre takılır. "
 
İnsanların tüm savaşımı, mutluluğu sağlamaktır.Ben olgusu, biz olgusuna çevrilebilmeye çabalanır. Biz derken aslında,  kendi isteklerine ağırlık verilirse mutlu olunur.Okulda, mahallede, yolculukta,iş ortamında, siyasal arenada , eş seçiminde , hayal dünyasına uygun kişilerin aranması, bundan dolayıdır. Aslında farklı dünyaların bütünleşmesi konusunda savaşım  zor, ancak gerçekleştiğinde tadına doyulamayacak güzelliktir. 
 
***
 
Herkes nehir misâlidir, başka  yataklarda akar.Gün olup sular  umman olunca yatağına sığmaz , yeni yataklar kurulurken , sabır ister, şefkat , özveri ister. Ancak görülür ki akış alanı da değişmiştir kişinin. Sen ve o  artık biz olmuş, birlikte akmaktasınızdır .İşte  bu duygu ortamına, mutluluk denilir.Mutluluğun hası, birlikte yaşınılan duygulardır. 
 
***
 
Bireysel mutluluklar da yok mudur...neden olmasın ! 
 
Oldum olası, yalnız yaşamak ona göre değildi.O andaki görüntüsünden anlaşılması imkânsız olsa da ,içi kıpır kıpırdı. Gelgelelim , ezan sesi -hele ki vakit geceyse - hep hüzün yüklüyordu !
 
Alışkanlıklar ustalaştırır kişiyi. Yorucu günün akşamında ,koridorun kasvetli loşluğunda kilidi bir çırpıda açıverdi.Düğmeye dokundu,aydınlattı, ayakkabılarını sağa itip banyoya yöneldi.Ilık suda  bedeni artık rahattı . 
 
Son kıvırcık yapraklarını ,domates,nane ve salatalıkla harmanlayıp  bolca  zeytinyağı, limon ekledi.Dereotu kurumuş yere dökülüyor, onu muhabbete katmadı. Sahanda tereyağlı,peynirli yumurta pişirip - kilo almaktan mı çekiniyordu  yoksa kollestrol meselesi miydi, neyse ne ! - hepsini ekmeksiz yedi...sonra vitamin hapı...
 
Şöyle, orta şekerli kahvesini de yudumlarken gün boyu sıcakta pişen ayaklarını denetimsizce uzatıp ardına yaslandı.Gözleriyle bir şeyler ararken kulağıyla buldu, aylardır örümcek bağlayan akrep ve yelkovan ,artık yarışıyordu, rahatladı, gülümsedi...
 
***
 
Kişi, insanlığın mutluluğu için elindeki olanakları kaybetmeyi göze alabilmelidir.Sonuç umulan olursa  değme gitsin keyfine... 
 
2500 yıl  önce Nepal'de ,Şakya kralının çocuğu Sidarta Gotama hani bildiğimiz  Buda, Brahman dinine mensupken ve saygın bir kastın da üyesiyken,- yani zengin, seçkin, vazgeçilmezken-  sakat, yaşlı, hastalar görmüş ve bir cesetle karşılaşıp  hayale dalmış. Refahın , zenginliğin gereksizliğine inanmış. Ailesini dahi bırakıp  "Dört Gerçeği" çözmeye, çileden ve acılardan kurtulma yolunu aramaya başlamış.Altı yıl tabir yerindeyse çile çekmiş.Yoga yapmış, oruç tutmuş , basit yaşamış ve geleneksel zihin denetleme çalışmaları yaparak iç mutluluğu aramış , yememiş içmemiş  nihayet derin bir uyku sonrasında  sonuca varmış : 
 
İşte , milyardan fazla Budist'in binlerce yıldır yaptığı tapınaklarının içindeki azman heykellerinin , ritüellerinin ,danslı müzikli törenlerinin  bu basit ancak içeriğine dikkatlice bakılınca anlamlı çabalara kafa yormalarının altındaki gerçek : Nefretten, hırstan ve cehaletten arınmanın  mutluluğun sırrı olduğu yargısı... 
 
***
Dağı  bağı insanı yaptığınız işi, seviniz...hangi şeye el atsanız  aşkla tutununuz...unutmayınız , mutluluk sevmeyle başlar !
 
***
 
Şemsi Tebrizi'nin kırk kuralından sonuncusu, mutluluğun özünü vurgular.
 
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. 
Acaba ,ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, 
Yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur. 
Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. 
Başlı başına bir dünyadır aşk. 
Ya tam ortasındasındır, merkezinde ; 
Ya da dışındasındır, hasretinde."
 
***
 
Mutluluk yaşatılabilirse, yaşanılır. Çilekeş bir Yunus Emre vardı...yaşadıkları düşman başına bile olmasın. Kırk yıl aynı boyda  odun kesmiş taşımıştır pîrine . Dergâhında sabrı öğrenmiş, O  bir başka türlü sevmiştir.Sevdiğini  yüksünmeden, of-ah  bildirmeden , mutluluğunu yaratmıştır.Gururunu gerine gerine de söylemiş ,sazının telini dillendirmiştir...
 
Hoştur bana senden gelen.
Ya gonca gül,yahut diken.
Ya hayattır,yahut kefen. 
Nârın da hoş,nurun da hoş.
Kahrın da hoş,lütfun da hoş.
 
***
 
Herkes duygusunu içinde yaşar.Kadınlar pekalâ bilir doğum sancısını, sen nereden bileceksin, kalp kükremesi de öyledir işte ! Ancak sen  hissedersin, bazen sevinç verir, bazen de boğar insanı, küt, küt de , küt küt...suratına yansır her şey...
 
***
 
Mevlâna Celaleddin,çok şey söylemişse de  mutluluk için  şöyle buyurmuş :
 
Kişinin değeri nedir? 
Aradığı şeydir! 
Eğer sen can konağını arıyorsan bil ki sen cansın. 
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan sen bir ekmeksin. 
Bu gizli bu nükteli sözün manâsına akıl erdirirsen anlarsın ki 
Aradığın ancak sensin, sen.
 
***
 
Düşünüyorum :  Şemsi Tebrizi'yle  dostu  Koca Mevlanâ'yı , eza çeken Yunus Emre'yi , şairleri, gazetecileri, yazarları çizerleri velhasıl düşünüyorum , resmi görevi olmayan ama ahalinin gönlünde tahtını resmen  kurmuş adsızları. 
 
Bunlar hep istekleri gerçekleşmesi halinde mutlu olunacağına inanan fikirleriyle mutlu kılmaya soyunanlardır.
 
Düşünüyorum kitaplara geçmemiş ummanlarla ,onları besleyen deryalarını,onları hissediyor , mutlu oluyorum . 
 
***
 
Hacı Arif Bey'in o latif eserini bir İstanbul Hanımefendisi'nin yıllara : hadi ordan ! diyen, gülümseyen gözleriyle uyumlu , güldalındaki goncadan da gonca dudaklarından dinlemek ne büyük mutluluktu bir bilseniz. Kim bilir ne anıları vardı o dizelerde ,kaç kez terennüm etmişti, yalnız, yarensiz geçen acımasız yıllarını, kaç kez ucundan tutup yaşamıştı nemli gözleriyle... 
 
Muntazır teşrifine hazır kayık
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
Pembe mantinden feracen pek de şık
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
 
Kırma lütfet hatırı mestaneyi
Süslenip tak zülfün üzre saneyi
Eyle ihya semt-i Kağıthane’yi
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
 
***
 
Zaman denilen görünmez makina  duraksız dolanır, dolanacaktır...herkes  ucuna bir süre takılır.
 
Hayattır bu neylersin ,
İtiraz hakkın var mıdır ki ?
Bir yandan selâsıdır verilir ,
Ötede davullardır, çalınır,
Düğündür  dernek kurulur...
 
Her şey apaçıktır. İlk nefesle başlayan insanın öyküsü , gamlarıyla , neşeleriyle ,acılarıyla açmazlarıyla çözümleriyle yazılır. Günü gelir tek nefesle sonlanır.Mutluluk yaşatılırsa ,mutlu olunur. Ne mutlu, mutlu olabilenlere !.. 
 
15 07 2013 
msgazioğlu
 
.
 
Toplam blog
: 40
: 956
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Yüreğinize ulaşabilmek ,duygularımı ,deneme , anı , şiir  ve fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum ...