- Kategori
- Futbol
Nasıl bir teknik direktör, nasıl bir milli takım?

Not: Bu yazı Ermenistan maçından önce yazılmıştır.
Fatih Terim'in milli takımı bırakacağını açıklamasından sonra, spor basınında kılıçlar çekildi. Baştan belirteyim, bu yazı bir Fatih Terim eleştirisi değil. Benim yazılarımı okuyanlar bilecektir ki ben skordan uzak maç analizi yaparım. Önceki yazılarımda da görüleceği gibi, açık farkla kazanan bir takımı bile (gördüğüm sıkıntılar varsa) eleştirdim, eleştiririm. Naçizane futbol bilgimle maçın skorundan çok oynanan oyuna yönelik analizlerde bulunmaya çalışıyorum. Benim işim skorla, kişilerle değil...
Öncelikle şunu belirteyim ki, Fatih Terim doğru tercihti. Çünkü bu ülkede bir takım yaratma konusunda en tecrübeli hocadır kendisi. EURO'96'ya giden takım aslında kendisinin yarattığı olimpik milli takımın devamıdır. Gerçi bu dönem, O'nun bu özelliğini iyi kullanamadığı bir dönem olmuştur. Belki eskiden olduğu gibi araştırma çalışmalarına bizzat katılamayışından belki de bu çalışmaları yapanlara gereğinden fazla güvenmesinden... Ama şu gerçek var ki o kuşak gibi bir kuşak ortaya çıkarılamamıştır, ki Terim'in uzun vadeli ortaya getirilmesindeki temel hedef buydu. Terim'in sürekli aynı kişileri (fomda olmasa da , takımında oynamasa da) milli takıma çağırıp forma vermesi O'nun tercihidir. Her hocanın farklı bir tarzı vardır, kimi o anki eniyileriden bir takım çıkarır kimi de belli bir iskelet kadronun üzerine eklemeler yapar. Milli takım belirli bir havuzdan değil koca bir okyanustan belirlendiği içi eleştirmek kolaydır, "onun yerine niye şunu almadın" diye. Ama bu eleştiriyi yapanların oynamayan Tümer'le gelinilen İsviçre playofuna kadar olan maçlarda seslerinin çıkmaması, aslında skorcu zihniyetlerini ortaya koymaktadır. Bu da beni, bu tür eleştirileri yok sayma noktasına getirir. Bence burada tartışılması gereken nokta, milli takım teknik direktörünün seçtiklerinden çok, seçmediklerine olan yaklaşımıdır. Onlara tamamen kapıyı kapatmayıp, gereksiz polemiklere girmeden herkese eşit mesafede olabilmesidir.
Şu an milli takımın başında başka biri olsaydı, hiç düşünmeden Fatih Terim gelmeli derdim. Hatta birçok kişi Fatih Terim'in bırakmamasından yana, Bunun nedeni de O'nun başarıları. EURO'96 ile başlayan, 2000'de UEFA kupası ile taçlanan ve ardından Fiorentina ile enüst düzeye çıkan bir kariyer. Fakat kulüp başkanı ile girilen gereksiz çatışmalar, ardından gereksiz bir istifa ve kaçan "kariyerinde altın harflerle yeralacak bir İtalya Kupası". Sonrasındaki Milan macerasının Terim için erken olduğunu düşünmüşümdür hep. İç oyunlar yükselmekte olan Fatih Terim'in kariyerine büyük bir darbe vurdu ve düşüş başladı. Milan'dan para almayı, takım çalıştırmaya tercih ederek yurtdışındaki bilinirliğini gözden uzak olarak kaybetti. Ve o andan itibaren başka bir Terim izlemeye başladık, gereksiz yere kendini kanıtlamaya çalışan bir Terim. "Taktik ustası" amblemi "motivasyon uzmanı"na döndü. Hatta bu motivasyonun takım üzerinde aşırı baskı yarattığı bile iddia edildi. Başarısız olunan önemli maçları bir gözünüzün önüne getirin. Ama tüm bunlara ve kıyısından dönülen bir Dünya Kupası, rahatlıkla mutlu sonla bitecekken büyük bir hüsranla tamamlanan ikinci Dünya Kupası denemesine rağmen bence hala yerli çalıştırıcı olarak bir numaralı isimdir kendisi. Ama artık bir kan değişimine ihtiyaç var.
Öncelikle "nasıl bir teknik direktör"e değinelim. Yerli mi yabancı mı? Bence kesinlikle yerli...
Yabancı diyorsanız kim olacak. Milli takımlarda kendini ispatlayan Hiddink mi? Hiddink cevabı için bir soru daha sormalıyız, "biz kısa dönemde başarı mı istiyoruz, uzun dönemli bir yapılanma mı?" Evet cevabınız ilk soruyaysa ve illa ki yabancı diyorsanız benim de tercihim Hiddink'tir. Ama başarılı bir Chelsea deneyimi de olan Hiddink'i sadece milli takım çalıştırmak paklar mı sizce? Ya da kulüp takımları peşini bırakır mı? Verilecek paranın büyüklüğüne hiç değinmiyorum, Terim'e laf eden Meclis, halkı ayaklandırır artık...
Bir başka isim de Lucescu. Ülkemdeki her teknik direktör istifası sonrası adını duymak elzem olmuş Lucescu. Ülkeyi tanıyor da milli takım başarısı kocaman bir soru işareti. Para olayı O'nun içinde geçerli.
Lippi, Trapattoni....Bari Dede'yi getirelim...
Yabancı alternatiflerinden biri de Scolari. Hem biz "Avrupa'nın Brezilyasıyız ya"...Bir Portekiz deneyimi var. Chelsea'deki başarısızlığı bir avantaj çünkü "kulüp takımlarında başarısız oldu" etiketini yedi bir kez. Bu da PARACI Scolari'yi isteyeceği ücrette frenleyebilir. Ama Özbek takımının verdiği para için orta Asya bozkırlarına kadar gitmesi de dikkate değer bir konu...
Yabancı teknik direktör dedikçe PARA olayı benim canımı sıkıyor. Yok alacakları miktar değil. Olaya sadece profesyonelce bakmaları... Ha bir Piontek bulacak yanına da yeni bir Terim monte edeceksek bu önerinin arkasında dururum. Tabii Piontek-Terim'de olduğu gibi, yabancıdan sonraki yerlinin belli olduğu enaz 5-6 yıllık bir süreç olacaksa. (Not: Terim'in bence en büyük hatalarından biri de Rıdvan'ı yardımcılığına getirdiğinde, eleştiriler sonucu geri adım atmasıydı. Bugün Rıdvan, Terim'in yardımcısı olsaydı herkes O'nu önerecekti. Yanlış kararın sonuçları Oğuz, Metin'i hiç öneren var mı?)
Aslına bakarsanız, yabancı teknik direktör için tek adayım var o da Löw. Bizi bilen, tanıyan biri. Miil takım başarısı ortada, gösterdiği gelişme de. Ama önümüzdeki Temmuz başında (belki de) Dünya Şampiyonu olacak bir takımın teknik direktörünün getirebilir misiniz? Soruların en güzeli bu işte...
Gelelim yerlilere...
Aslında bu soruyu sormadan önce yine şunu sormamız lazım: " yeni bir kuşak yaratacak bir teknik direktör mü istiyoruz?" Cevap evetse, mesela Denizli olmaz. Çünkü Denizli (Kocaeli'deki deneyimi haricinde) başarılarını hep deneyimli ve iyi oyunculara sahip takımlarla elde etmiştir. Bakınız Vestel Manisa, bakınız Fenerbahçe ve Milli Takım EURO2000. Taktik zekası hep takım yaratmanın önüne geçmiştir. Beşiktaşta şuan yaşadığı sıkıntı da bu aslında. Taktiksel hamleler var ama oyuncular yetersiz ve oyuncular bir gelişim gösteremiyor. Şenol Güneş konusunda da bazı tereddütlerim var. Bu tereddüte neden olan da 2003 Konfederasyon Kupası'ındaki genç oyuncuları milli takıma adapte etmek yerine 2002'de Dünya Kupası'nda üçüncü olan takıma vefa göstermeyi tercih etmesidir. Tüm futbol ülkelerinin yaptığı "yeni oyuncuların alt milli takımlardan gelip a milli takıma monte edilebileceği imkanı ve anlayışı" tepilmiş, kişiye bağlı bir yapıdan "sistem"e geçebilme kapıları kapanmıştır. Bence o an milli takımımız için bir dönüm noktası ve kaçan en büyük fırsattır. Orada cesaret edilemeyen davranış şekli bugünlere kadar gelmiş ve bize senelerce "Hakan Şükür'e alternatif bulamadık" geyiğini yaptırmıştır. Ersun Yanal formunun zirvesindeyken bu girişimde (hem de bence başarılı olacakken) bulunmuş ama "Hakan Şükür medyası"nın yoğun baskıları sonucunda Fatih Terim'in Milan'da yaşadığı kaderle başbaşa kalmıştır. Aslında bu anlattıklarım, şimdi çok popüler olan "bizim bir oyun yapımız olsun" (ki bunun oluşmasının yıllar alacağını bildikleri halde) diyenlerin geçmişte yaptıklarıdır. Şuanki söylemlerini yapmak için getirilecek kişiye de az bir zaman sonra aynı eleştirileri yönelteceklerinin adım gibi biliyorum.
Başka kimler olabilir. Önce boşta olanlardan başlayalım. Ersun Yanal, dediğim gibi şimdi aradığımız dönüşümü yaparken alaşağı edilen bir teknik direktör. Trabzon'da tekrar çıkşa geçmişken yine iç oyunlarla (Trabzonu bilmediği için gönderildi, has Trabzonlu Boss getirildi) görevini bırakması kariyeri açaısından kötü. Maalesef tüm iyiniyetine rağmen, şu açççç kurtlar sofrasındaki basında bırakın ilk maçı daha ilk dakikasında eleştirilecek ve yıpratılacak birisi. Ama kuvvetli bir yönetim olsa- ki yok, öncelikle Ersun Yanal derdim. İkinci boştaki isim Bülent Uygun. Açıkçası ben bunun hem Bülent hoca hem de miiil takım için büyük ama bayağı büyük bir kumar olacağını düşünüyorum. Önemli bir kariyeri olacak kişi ilk anda yoketmek olur. Ersun Yanal örneği ortada... Rıdvan Dilmen'in de adının geçmesine rağmen bu konuda da tereddütlerim var. Müthiş futbol zekası ve yorumları ile, maçı oynanırken anında okuması ile müthiş bir yetenek ama maalesef bunu takım yönetimine bir türlü yansıtamadı. Van başarısından sonra devamlılık gösteremedi. Uzun süredir futbol yorumculuğunu takım çalıştırmaya tercih etmesi de bence en büyük dezavanatajı. Bilemiyorum...
Şuan takım çalıştıranlar içersinde bence bu göreve layık tek isim Ertuğrul Sağlam. Kayseri ve Bursa'da takım yaratması O'nun için en büyük avantaj. Beşiktaş da bile başarılıydı bence, sadece yönetimin kurbanı oldu. Takımlarda uzun süreli çalışması ve belirli bir oyun plan ve taktiğinin olması ve bunun da sonuçta başarıyı getirmesi milli takım kapılarını açan anahtarlar olacaktır. Ama karşılaşacağı eleştiriler, belki yukarda saydıklarımın karşılaşacağından çok fazla olacaktır. Fatih Terim'e dört senedir birşey söylemeye korkan basın, aynı tavrı Ertuğrul Sağlam'a hiç mi hiç göstermeyecektir. Gerçi bu tüm saydıklarım için geçerli...
İşin özü şu. Uzun vadeli çalışılacaksa, günlük sonuçlarla dalgalanmayan, resmin tamamına bakan bir medyamız olmalı bence. Ya da medyaya hiç aldırış etmeyen bir teknik direktörü sırtlayıp arkasında taşıyacak, ona set olacak bir yönetim. Zor ama " Kolay hayat hiç birşey öğretmez" (Richard Bach, Bir romanından).
Aslında bence teknik direktör seçiminden çok "nasıl bir milli takım"ı ön plana çıkarmak istemiştim yazıyı yazarken, ama teknik direktör de saplandık kaldık ve çok uzadı. Esas önemli bölümü (belki de biraç yazı şeklinde) önümüzdeki günlerde yazmak amacıyla...