- Kategori
- Güncel
Ne kadar kolay söylediler,”Trafik kazasında 15 tarım işçisi öldü” diye.

Söyleyin ey yetkililer, sizler ki ülkeyi yönetirken, havada ki kuşun, toprakta ki karıncanın, su da ki balığın bile yaşama hakkını korumakla mükellefsiniz. Hadi bunları geçtik, ülkemizin insanları neden bu kadar kolay ve ucuz ölüyorlar?
“Manisa’da katliam gibi kaza! Tarım işçilerini taşıyan araca TIR çarptı. 15 kişi hayatını kaybetti.”
Fukara ölümü, mülksüz köylülerin ölümü, ucuz işgücü insanlarının ölümü, sömürülen garibanların ölümü televizyonlarda bu şekil verildi.
Ne kadar kolay söylediler,”trafik kazasında 15 tarım işçisi öldü” diye.
Onlar mülksüz köylüler, bu günden yarına hiçbir güvencesi olmayan ucuz işgücü insanlarıydı.
Onlar gün boyu asma yaprağı toplamak ve akşama kadar 9-10 lira kazanan insanlardı.
Çünkü asma yaprağının kilosunu 1,5 liradan topluyorlardı. Kızgın güneş altında akşama kadarda ancak 7-8 kilogram asma yaprağı toplayabiliyorlardı.
Onların adı “Tarım İşçisiydi.”
Netice de 15 tarım işçisi ölmüştü. Haber böyle…
Hani demiş ya şair, “biz şimdi ölsek; en fazla kahve de çaylar soğur…” diye.
Fukara işçi ölümleri sıradan olduğundan, kimsenin çayını bile soğutmuyor kahvede.
Çaylar içilirken seyrediliyor haberler ve bir sonraki haberle unutuluyor ölenler.
Daha önce de yazmıştım, nerede nasıl geleceği belli olmaz fukara ölümünün demiştim.
Bazen bir kamyon kasasında onlarca tarım işçisini bir arada görür.
Bazen de, bodrum katlarında su baskınları ile.
Bazen şantiyedeki naylon çadırın yanması ile.
Bazen bir tersanede,
Bazen de maden ocaklarında…
Sonuçta giden yaşanmamış hayatlardır.
Kısacası, yaşanmamış hayatların adıdır sudan ucuz ölümler.
Bu ölümlerde ateş hep düştüğü yeri yakar.
Suçlu ölen olur,
Ölümün adı “kader” olur.
Nerede nasıl geleceği belli olmaz fukara ölümünün.
Günde on saat çalışıp 25-30 lira yevmiye alanların hikâyesidir “fukara ölümü”
Hepimiz tanıklarıyız ülkemizde ki ucuz ölümlerin…
24 kişilik minibüse 50 tarım işçisi bindirilir 18 ölü.
Üstü açık kamyona kavun, karpuz sarar gibi insanlar bindirilir, TIR çarpar 15 can gider.
Çöplükten ekmek yerine bomba bulan çocuklar hayatlarını kaybeder…
Tersanelerde, maden ocaklarında onlarca can gider.
30 yılda 30 bin insanımızı terörden kaybederiz.
En hafif depremlerde onlarca insanımız enkaz altında kalır.
Ucuz ölümler ülkesiyiz ya,
Sanıklarını bulamıyoruz.
Bulup ta soramıyoruz neden diye.
Ölümlerin sudan ucuz olduğu bir ülkede yaşıyoruz farkında mısınız?
Hayat bu kadar acımasız mı?
İnsan bu kadar değersiz mi?
“Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.”
Fukara ölümü bu…
Ya bir kamyon kasasın da, ya bir madendin derin tünelinde, ya bir AVM’nin en yüksek tepesinden düşerek, ya da bir tersane de yanarak bulur fukarayı.
Bakarsın sevdiklerine haber gitmiş.
Bakarsın çocukların boynu bükük kalmış.
O boynu bükük kalanlar bir gün en can alıcı soruyu sorarlar.
“Babamın,annemin hayatı bu kadar ucuz muydu? Bu cinayetlere kaza süsü veriliyor olmasın?” diye.
Kim nasıl cevap verir bilemem.
Söyleyin ey yetkililer, sizler ki ülkeyi yönetirken, havada ki kuşun, toprakta ki karıncanın, su da ki balığın bile yaşama hakkını korumakla mükellefsiniz.
Hadi bunları geçtik, ülkemizin insanları neden bu kadar kolay ve ucuz ölüyorlar?
Söyleyin…
Yüreğimizi yaralamayan, yaşanmamış hangi acılar kaldı bu ülkede?
Düşündükçe, sessiz ama güçlü bir fırtına kopuyor ruhumun derinliklerinde.
Sormadan edemiyorum.
Söyleyin bakalım! Bu kadar ucuz ölümlerde ve geride kalanların ölen yüreklerinde kimlerin parmak izi var?
Cevap verin diyorum ama nafile…
Mevsimlik işçilerin mevsimlik ölümleri, madencilerin yerin yedi kat altına gömülmeleri, gömüldükleri madende su içinde boğulmaları, işçilerimizin yollara saçılarak ölmeleri…
Düşündükçe,
Efkârlanmıyorum, sadece öfkeleniyorum…
“Adaletin bu mu dünya” diyorum.
Ama sonra düşünüyorum da dünyanın ne kabahati var.
Herkes kendi ülkesinde aramalı adaleti.
Acılar karşısında söylenecek o kadar cümlelerim var ki,
Ama bunları içime gömmek istiyorum çaresizlikten.
Ağlayan, ağıt yakan madenci yakınlarını gördüm,
Mevsimsiz ölen mevsimlik işçilerinin yakınlarını gördüm.
Onların acıya karışmış öfkelerinde fırtınalar gördüm.
Kimsenin karşısında duramayacağı.
Fakirin, fakir düşlerinin nasıl yok edildiğini gördüm ekranlarda.
Her biri sanki bir yaprağın sonbaharda ki ölümü gibi dökülüyorlardı acıların karşısında.
Ama bekliyorlardı umutla.
Beklerken sabırdan bir elbise giymişlerdi üstlerine,
Beklerken bir dağın sessizliği içindeydiler,
Beklerken sadece yürekleri ile konuşuyorlardı.
Biliyorlardı ki herkes çekip gidecek.
Yoklukla ve onun yokluğu ile bir başına kalan kendisi olacaktı.
Ve bir gün yıldız düşmüş saçlarıyla vuslata yürüyeceğini biliyordu.
Çünkü yaşadığı sürece yüreğinde bir kor ateşle yaşayacaktı.
Ve mahşerde bunların hesabını soracaktı.
Yeni bir yazıda buluşmak dileği ile…