​ Ne kötü... İki türlü de üzüleceğim... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '08

 
Kategori
Güncel
 

Ne kötü... İki türlü de üzüleceğim...

Ne kötü... İki türlü de üzüleceğim...
 

<ı>“İnisiyatifini kullanmak” yani, gerekli kararları öncelikle alabilme yetkisini kullanmak…

Bu özellik, yerinde ve zamanında kullanılması halinde, başarılı olabilmenin yolunu açar. Yok, eğer <ı>“Yerinde ve zamanında, yeteri kadar” bu özelliği kullanamamışsanız, o zaman başınızı derde sokarsınız, başınız ağrır. Hatta daha da ötesi olabilir. Bu nedenle başınıza her türlü bela gelebilir.

Eğer göreviniz <ı>“Yasaları uygulama” biçiminde ise ve uyguladığınız muhatabınız da <ı>“İnsan” ise, <ı>“İnisiyatif” kullanırken daha da dikkat etmek zorundasınız.

Konumuz <ı>“Polis” olunca, örnekleri oradan vermek istiyorum.

Yargı, hakkında kararını <ı>“suçlu” olarak vermedikçe herkes <ı>“Sanık” sıfatını taşır, yasa böyle diyor. O nedenle önce insana <ı>“Sanık” sıfatıyla yaklaşacağız.

Sanığı yakaladık, eğer kaçması veya etrafındakilere zarar verme olasılığı varsa, kelepçeyi takarsın.[1]

Yoksa?...

O zaman kelepçeyi takmazsın. Ancak, fotoğraflarda gördüğümüz her “Yakalama” veya “gözaltına almada” gördüğümüz gibi, “yakalandın mı kelepçeyi takacaksın” uygulaması yapılmaktadır.

İnisiyatif kullanılmamaktadır bir başka anlatımla…

Veya…

Mahkeme çağırmış, gitmemişsiniz “Yakalama emri” çıkarılmış. Genellikle bu tür yakalama emirlerinde kişinin ifadesine başvurulacaktır, sonra da bırakılacaktır. Ya da şahit filandır… Mahkeme “Tebliğ” çıkarmıştır ama adresinde bulunamamıştır(!) gibi garip bir şekil vardır.

Kişinin “Kaçma” olasılığı varsa, yakalayabileceğin en uygun zaman ne zaman ise, gider yakalar, gözaltına alır ve mahkemeye çıkarırsın.

Ama adam bir kongre için Ankara’ya gelmiş, Türkiye Tabipler Odası Başkanı gibi bir unvana sahipse, kaçacağı göçeceği yok ise, kaldığı otele gelip “Hakkınızda yakalama emri var, yarın sizi şu saatte adliyeye götürmek üzere gelip alacağız” deseniz…

Veya…

“Yarın şu saatte adliyenin filan yerinde olabilir misiniz” deseniz…

İnisiyatifinizi kullanmış olursunuz. Ayrıca “Görevinizi” de yapmış olursunuz ve hem de en iyi şekilde…

Hem “Türk Tabipler Odası Başkanı, sabaha karşı saat beş de gözaltına alındı” gibi garip habere kaynak yaratmazsınız, hem de “Uygun” bir iş yapmış olursunuz. Hiç kimse de size çıkıp da “Hak, hukuk, insan hakları” gibi martavalları okumaz…

Şunu söylerseniz anlarım…

“Biz polis olarak İstanbul’da birkaç kez kendisine rica ettik ama bu güne kadar çağrımıza cevap vermedi, kaçmaya çalışıyordu, biz de sabahın köründe gözaltına aldık…”

Böyle bir şey varsa, hem haklısınız hem de gereğini yapmışsınız derim. Ama şunu da isterim…

Bu açıklamayı da gözaltına aldığınız kişinin yanında alenen yapınız… Kendisi de utansın o zaman.

Bu konu ile ilgili habere bakın şimdi…

<ı>“Polis tarafından sabah saatlerinde Ankara’da kaldığı otelden gözaltına alınan Türk Tabipler Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne sevk edildi. Basın Kanunu’na muhalefet suçu nedeniyle hakkında Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan dava nedeniyle arama kaydı bulunduğu bildirilen Gürsoy’un sağlık kontrolünün ardından, talimatla ifade vereceği öğrenildi. Konuyla ilgili bilgi veren Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Gürsoy’un açılan dava nedeniyle ifade vermeye gelmediği için hakkında yakalama müzekkeresi bulunduğunu bildirdiler. Bu nedenle kaldığı otelin bilgisayar kayıtlarının emniyet kayıtlarıyla kıyaslaması sonucunda arandığının anlaşılması üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü İnfaz Büro Amirliği ekiplerince gözaltına alındığı ifade edildi.” (Milliyet Gazetesi İnternet sayfasından)

İstanbul Polisi, Türk Tabipler Birliği Genel Başkanı’nı İstanbul’un göbeğinde bugüne (2004 den beri) kadar bulamamış mı?...

Eğer gerçekten bulamamışsa, bir; İstanbul Polisinin bir büyük ayıba daha. Yok aramamışsa, bir başka ayıp… Aradı buldu da kişi <ı>“İfade vermeye” bugüne kadar gitmemişse, o da katmerli ayıp…

İddia edildiği gibi, 1Mayıs 2008 günü polisin uygulamaları karşısında 2 Mayıs 2008 günü “Suç duyurusunda” bulunan Tüğrk Tabipleri Birliği Genel Başkanını, 3 Mayıs 2008 günü sabah saat beş de bulup yaka paça gözaltında alıyorsan…

Bak işte ona diyecek lafımız olmaz…

Bu davranışa ancak “Alkış” tutarız. Çünkü biliriz ki, “Gözümüz gibi” bakmaya mecbur olduğuna inandığımız polis teşkilatı içinde, bir kısım “İnisiyatif kullanmak”tan aciz insanlar vardır.

Ve yine biliriz ki, öncelikli uğraşısı “Bıyıklarının formunu korumak” olan bir İstanbul Emniyet Müdürü vardır İstanbul’da ve Türk Tabipler Birliği Genel Başkanı’nı bugüne kadar alıp adliyeye götürememiş ve bu işin yükünü Ankara’ya bırakmıştır.

Çok üzüldüm…

Eğer Prof. Dr. Gençay Gürsoy, arandığını bildiği halde bugüne kadar gidip ifadesini kendiliğinden vermediyse, ona daha çok üzüleceğim.

Neden mi?

Yukarıda yazdıklarımın hepsi boşa gidecek de ondan…

Ne kötü değil mi?… İki türlü de üzüleceğim.

<ı>03 MAYIS 2008


[1] <ı>Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği (1 Haziran 2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi gazete)
Yakalanan ve nakledilecek şahıslara uygulanacak tedbirler
Madde 7 –
Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.
 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..