- Kategori
- Kitap
Nebih Nafile'nin su durluğu'ndaki şiirleri
Ansızın Nebih Nafile çıkıp geldi. Bursa’ya. Bana… Yanında sevgili dostum Canan Başkaya öğretmen ve yeğeni, lise öğrencisi Anıl. Murat öğretmen arabasıyla getirdi onları. Hatay nere, Bursa nere… Nasıl güzel bir sürpriz oldu! Davetli oldukları yerde yemek yedikleri ve kısa süre kalabildikleri için yemek ikram edememenin üzüntüsüyle üzüm yiyerek kahve içtik; kırk yıl hatırımız olsun diye bu güzel insanların yanında. Biz zaten kırk yıllık dostlardık, kırkbirinci yılımızı kutlamış olduk böylece. Bağlamaları aldık, vurduk sazın teline. “Yetiş nerdesin” dedi Nebih o güzelim, gür sesiyle. Ben de “görmüşem, bilmişem, sevmişem seni,” diyen Azeri türküyü söyledim. Anımızı pekiştirmek ve kalıcı kılabilmek için kaydettik. Hatay günlerimizi andık.
İlginç olan da şu ki birkaç gündür Nebih’in Su Duruluğu adlı kitabı üzerine yazmayı düşünüyordum. Kitabın ikinci baskısının arka kapak yazısı bana ait. O yazıyı, aynen buraya alıyorum:
Nebih Nafile ismi şairliği, ozanlığı ve bilcümle yetenek gerektiren güzel ve başarılı çabalarıyla naifliğin en güzel örneği olarak belleğimde yer etmiş. Onu her anımsadığımda ılık bir rüzgâr ferahlatır içimi. İnsana, doğaya ve sanata yoğun ve içtenlikli sevgisini biliyordum, şiirinde de buldum: "bana dokunuşun bir harf/ bakışın kitap kokusuydu sevgimin."
Duygu yoğun ama bir o kadar da yalın dizelerle şiirini kurarken özlem, hüzün, yalnızlık v.b. insana dair halleri tıpkı bir tablo yapar gibi somutlaştırıyor: "Bir akşam daha yaklaşıyor/ yıldızlar askıya duracak ve yüreğim titreyecek/ yalnızlığım yine içimi kaplayacak"
Dizelerine renkleri ve renklere yüklediği gizemli anlamı katarak ışıltılı, büyüleyici bir coşku atmosferi yaratıyor: "derken/ bir mavi aydınlık/gök dolusu, çığlık çığlığa."
Şiirindeki içtenliğe, insanın en temel gereksinmelerinden biri olan umudu da ekleyerek, okuruna yaşama sevinci pompalamak denli güzel bir sanat yaklaşımı da sunmuş oluyor. Tutarlı, direngen, renkli, coşkulu ve hatta devrimci bir yaklaşımdır o: "Yaşamak!/ kan gibi kırmızı/ kırmızı gibi sıcak olsun.
Nebih Nafile aynı zamanda Edebiyatçılar Derneği’nin Hatay Temsilcisidir. Hatay’a ikinci gidişimin nedeni onun davetiydi. Samandağ Kaymakamı Tahsin Kurtbeyoğlu adına bizi davet etmişti. Samandağ Şiir Akşamları’nın ilkiydi. Ülkemizin Kaymakamlarından birinin isteği üzerine organize edilmişti. Etkinlikten sonra yazdığım ve Patikalar Dergi’sinde yayımlanan yazımda da belirtmiştim; ülkemizdeki Kaymakamların hepsinin benzeri şeyler yaptığını düşündüğümde, ülkemin çehresinin on yıl içinde değişeceği, kültür, sanat, edebiyat ve erdem bağlamında dünyanın en saygın ülkeleri arasına girebileceği hayal olmaktan çıkar, gerçek olur. Her hafta bir köye gitmecesine köy köy dolaşarak okuma etkinliklerine katılan bir yönetici ne büyük şansımızdır!Sanatın en eski ve en soylu dallarından biri olan şiirlerin okunduğu bir kentte; kentin ve kent insanının daha bir insanlaştığını düşünürüm. Sevginin çoğaldığını, hoşgörünün yaygınlaştığını, estetiğin yaşama sızdığını, yaşamı güzelleştirdiğini bilirim. Çünkü insanı insan eden sanattır. Nitekim Tahsin Kurtbeyoğlu Samandağ’dan gitti; Samandağ’da bu ve benzeri kültürel, erdemsel çalışmalar da bitti. Dolayısiyle Samandağ Şiir Akşamları’nın geleneği oluşturulamadı. Bu yüzden hiçbir zaman unutmayacağım Kaymakam Tahsin Kurtbeyoğlu’yu. Unutmayacağım gibi de hep örnek olarak gösterecek, bu sevgi ve saygımla çınlatacağım kulaklarını. Sözün yeri gelmişken kendilerine yazdığım bir mektubumu da buraya alıyorum:
Sayın Tahsin Kurtbeyoğlu, Sevgili Kaymakamım,dostlukla merhaba...
Hata yapan sürücüyü uyaramıyoruz; en büyük öfkesini kuşanarak levyeyle geliyor üstümüze. Düğünde silah sıkanı, futbol sevincini sağ sola ateş ederek kutlayan fanatiği, sokaklarımızı ürperten boynu zincirli magandayı, işçisini tokatlayan kaportacıyı uyaramıyoruz; uyardığımızda bin pişman ediyorlar. Hiçbir düşünceyi karşıtlarıyla tartışamıyoruz, partisine, futbol takımına, ideolojisine tapınanı hoşgörüye çağıramıyoruz; anında yaftalar yapıştırıyorlar suratımıza. Maddi değer tutkusunun bir sonucu olarak herkes yalnızca kendini beğeniyor, kendinden başkası; “öteki”, hatta “düşman”… Kısacası insanımız cinnet geçiriyor; sinirler gergin, duygular bedbin.
Ve Alman şairi Henrich Heine şöyle dedi: Nerede kitaplar yakılırsa orada bir gün insanlar da yakılabilir. Öyle oldu, onun bu sözünden yetmiş yıl sonra ülkesinde hem kitaplar hem de insanlar yakıldı. Ne yazık ki ülkemizde de benzeri durumlar yaşandı; kitaplar yakıldı, gencecik insanlar yaşı büyütülerek idam edildi; ozanlar, şairler, yazarlar ateşe atıldı. Üstelik tehlike sürüyor.
En yeni, en son, en derin bunalımını yaşayan emperyalizmin ve kapitalizmin diğer adıdır cinnet; iştahları kabarık, her gün bir yenisini sahneledikleri soğuk-sıcak savaşlar içimizde ve yanıbaşımızda.
Tam da burada, belirleyici olanın ekonomik altyapı olduğu bilincini aklımızda tutarak, sanatın gizilgücüne, gizemli atmosferine girmeliyiz. Şiire, öyküye, romana, resme, heykele, operaya, baleye… Bilinen en genel doğru, sanatın varlık nedeninin estetik, varlık gerekçesinin de; yaşamı, içine güzellikler katarak yeniden üretmektir. İpekböceği gibidir; kozasını örerken kendini yadsır, ama ipeğini örer. Arıya benzer; her biri bir başına zehir, tuz, asit v.b olan özsuları toplayıp bal yapar. Ürettiğinin adı ipektir, baldır; şiirdir, öyküdür, resimdir, romandır, müziktir, heykeldir; yani ki güzel olandır; üreticisinin adı da sanatçıdır... Baldır-bacak, acılı arabesk taciri değil, insana, topluma, yaşanan acılara sırtını dönmüş büyük bir egosantrik hiç değil; şairdir, yazardır, ressamdır, heykeltıraştır, kompozitördür…
Sanat, daha çok duygu yanından doğar sanatçısının ve daha çok duygularına seslenir alıcısının. Duygular ki ham haliyle kin, öfke, nefret, saldırganlık gibi bencildir, yabanıldır. Onların eğitilmesine, ehlileştirilmesine ve böylece insanı sevgi, saygı, hoşgörü gibi güzel duygularla besleyerek onun daha mükemmel bir insan, yaşamının da daha zevkli, daha renkli olmasına katkı yapar.
Böylesi erdemsel amaçlarla düzenlediğiniz Samandağ I. Şiir Akşamları davetliniz olarak ilçenizde bulunduğum süre içinde, bu düşünceleri özümlemiş bir yönetici-insan olduğunuzu gördüm, dinledim, sevindim… Ayrıca gösterdiğiniz titiz ve özel ilgi sevincimi çoğalttı, gururumu okşadı, hoşnut kalmama neden oldu. Sağolun.
Özellikle en insani değerlerin, davranışların ve geleceğe dair güzel umutların erdemli bir temsilcisi olarak sizin gibi bir değeri orada, (geleceğin Valisi tasavvurumla) bir ilçenin Kaymakamlığında, yönetiminde görmek ayrıca mutlu etti.
Varlığınıza, başarınıza, sanata, şiire, şaire ve ayrıca şahsıma gösterdiğiniz içten saygıya içtenlikle teşekkür ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle…
Nebih Nafile; bizi tanıştıran, kendini sevdiren bir güzel insan. Bağlamasıyla bulunduğu yeri coşturan gayretli bir ozan. Su Duruluğu’ndaki şiirleriyle iyiliğe, güzelliğe, özgürlüğe dil…