Sibel Niksarlı'nın Lily'sinden Lilith’e bir tatlı serüven / Heykel / Seramik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '14

 
Kategori
Heykel / Seramik
 

Sibel Niksarlı'nın Lily'sinden Lilith’e bir tatlı serüven

Hüseyin Sümer Kuyumculuk’un Bamboo Park’daki mağaza sorumlusu, sanat dostu Selda Usta’nın “heykel sergisi” haberiyle başladı serüven. Bursa’da, Puca’da…

Lily’miş adı. Heykeltıraşı Sibel Niksarlı öyle demiş. Ama ben, sergi açılışındaki kalabalık katılımdan doğan uğultu nedeniyle “Lilit” olarak algılamış ve  “Lilith” olsaydı demişim. İçimdeki sese kulak vermişim o an.  İş mi yani? Sanatçının sanatına verdiği adı değiştirmek kimin haddine! Sanatçının hayal gücüne, yaratıcı yeteneğine, kararına saygı duymak gibi çağdaş özgürlüğünüz de var; “öcü, böcü” diyerek üstüne tükürmek gibi çağdışı  özgürlüğünüz de… Hangisini isterseniz, kendinize hangisini yakıştırırsanız onu kullanabilirsiniz ama sanatçının kararına karışamazsınız. Ben, evrensel olanın yanındaydım elbet;  Sibel Niksarlı’yı kutladım. İlgimi ve heyecanlı sevgimi fark edince Lilith’i sordu.

Genel geçer yaradılış efsanelerinin tersine, başka bir mistik anlayışa göre Adem’le aynı anda yaratılan kadındır Lilith. Bazılarına göre de ilk eşi. Adem’in kaburgasından yaratıldığını kabul etmeyen, ona karşı eşitlik mücadelesi vermiş ilk “femin”dir. Adem’in “kaburga” meselesinde ısrarlı olması üzerine ondan ötelere kaçarak Kızıldeniz’le evlenir ve yüz cin çocuk doğurur. Aracı olarak gelen meleklere, çocuklarını gerekçe göstererek bir daha Adem’e dönemeyeceğini söyler. Bunun üzerine melekler cin çocukları öldürmeye başlarlar. Lilith meleklere karşı çıkar, kendisinin de Adem’in çocuklarını öldüreceğini söyler ve böylece çocuklarının bir kısmının yaşamını  kurtarır. Lilith; Adem’le Hava’nın, “yasak elma”yı yedikleri için cennetten kovulmalarından ve böylece ölümsüzlük haklarını da yitirmelerinden çok önce, kendi özgür iradesiyle orayı terk etmiş olduğu için de ölümsüzdür.

“Öyleyse,” dedi Sibel Niksarlı. “Bundan sonraki ilk işim Lilith çalışmak olacak.” Çok sevindim. Sergideki yapıtlarını görünce olağanüstü bir Lilith çalışmasının geleceğine inancım arttı, bekleyeceğim.

“İçimdeki Kıta Afrika” adlı sergideki heykellere ilk ve uzak bir bakışla yaklaştım. Biçimsel bir irdelemeydi. Her heykel kendi içinde biçimsel olgunluğun, görsel zenginliğin dinamik ve estetik duruşunu sergiliyordu. Göz doldurarak izleyicisinin heyecanını okşuyor, haz duygusu uyandırıyordu.

Biçim isim diyalektiğinde heykeltıraşın zekice bir araştırma ve çalışma yaptığı izlenimini edindim. Güzel Göz anlamında Maha, aşk anlamında Ewola, ay anlamında Sanda, nehir anlamında Randa, gece doğan Layla, hediye anlamında Neo, güzel görünen Nakawa, çölden gelen Zahara, güzel gülümseyen Tabasamu adlı heykellerindeki isim/ biçim/ anlam bütünlüğünü sevdim.

Bu heykellerin her biri oldukça özgün çizgiler taşıyor. Patine edilmiş kilden veya bronzdan heykellerin her birini şiirsel bir çağrışımla sezdirmeye çalışan dizeler gördüm sergi katalogunda. Orada da estetik bir bütünlük aradım. Güzeldi her biri; heykelini kavrıyor, sahipleniyordu. Örneğin, çölden gelen Zahara’yı; “Varlığım kendini giyen bir çıplaktır/ İçimdeki cama yaslanır/ Çölden gelen ışık, camdan cana yansır” biçiminde betimliyor dizelerin şairi Lalehan Uysal.

Lily’e gelince…  Yoğun ve derin sosyopsikolojik iletisi olan, çok özel iki heykel. İki güzel yüzlü, güzel vücutlu bayan. Her biri bir yanda; yan yana ve karşı karşıya. Bir bütün ve paramparça. Herbirinin bir bacağı yerinden kopmuş, daha doğrusu hunharca sökülmüş. Sökülürken de gövdeye bağlantı yerinde parçalanmış. Bacaklar bedenlerde olması gereken yerde ama bedenden ayrı. Üstelik birer bacaklarının yalnızca dizden aşağısı duruyor, “bacak” kısmı yok. Her birinin bir kolu da yarım. Heykelin biri beyaz, diğer siyah. Bayanların ikisinin de yüzü masumiyetin ama aynı zamanda zekânın, düşüncenin ve hayalin bir sentezi.  Kısacası Lynn; ataerkil kültüre evrensel  ve estetik düzeyi yüksek eleştirisi ve güçlü dramatik yapısıyla çok düşündürücü, çok etkileyici.

Sanatta başarı sayılan nirengi noktası: Biçem(üslup) yaratabilmiş olmaktır. Çünkü biçem yaratabilmek güç başarılandır. Özün öneminin kavranmışlığı, öz/içerik ilişkisi, öz/özne ilişkisi; biçimin sanata katkısının kavranmışlığı, biçim/nesne ilişkisi ve en nihayet öz/biçim  diyalektiğinin altın oran derecesinde kaynaştırılarak sanat ürününde somutlaştırılması uzun, kaotik, birikimsel süreçler gerektir ve üstelik her süreç başarıyla sonuçlanmayabilir.

Sibel Niksarlı, sanatında oldukça özgün bir biçem(üslup) yaratmış.  Kutluyorum.

 
Toplam blog
: 74
: 569
Kayıt tarihi
: 11.03.10
 
 

1954 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Bardaklı köyünde doğdu. Türkiye’nin çeşitli yörel..