Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '09

 
Kategori
Siyaset
 

Necmettin Erbakan! Türk Siyasetin Mizah Dolu Figürü

Necmettin Erbakan! Türk Siyasetin Mizah Dolu Figürü
 

Necmettin Erbakan!

Sanırım Türk siyasi hayatının gelmiş geçmiş en nadide figürlerindendir.
İnce ve tiz ses tonu, eleştirilerindeki vurguları, çizmiş olduğu jest ve mimikleri, “ben mizah adamıyım” diyenlere taş çıkartacak cinstendir.
Necmettin Erbakan’ın siyasi görüşlerine karşı her zaman alerjim olmuştur ama konuşmalarını dinlemekten de bir o kadar keyif almışımdır.
Türkiye’de siyasetin nasıl yapılmasına dair en detaylı örnekleri Necmettin Erbakan’ın kimliğinde görmek mümkündür.
1980 öncesi dönemlerde henüz çocuktum ve dönemin siyasilerinin yapmış oldukları atışmaları hayal, meyal hatırlıyorum.
Özellikle Necmettin Erbakan’ın, Meclis’e, elinde file ile gidip, Genel Kurul’da konuşurken fileyi çıkartıp vekillere sallayarak yapmış olduğu konuşmalar mizah adına asla atlanılmaması gereken hususlardır.
Necmettin Erbakan’ın o dönemlerde en fazla diline doladığı cümle “Kadayıfın altı kızardı” cümlesiydi.
Yani “iktidar koltuğuna oturmaya az kaldı” maksadı taşıyordu bu cümle.

12 Eylül sonrasındaki siyasi yasak dönemleri kalkınca kendisini tekrar aktif siyasetin göbeğine bırakıverdi ve Refah Partisi deneyimi ile ortalığın tozunu attı.
Memleket siyasetine Milli Görüşün bağrından çıkan bu günkü AKP’nin üst düzey kadrolarını armağan etti.
Ama bu günkü Milli Görüş kadroları Necmettin Erbakan’a ihanet eder gibi bir anda onun bıraktığı mirası bir güzel yiyip yutmakla meşgul oldular.
E haliyle Erbakan Hoca bu durumdan hayli muzdarip olduğunu ifade ediyor.
Ve kendi ifadesi ile AKP’lilere akıl veriyor ve “Benim nasihatlerim, babanın çocuklarına verdiği nasihatten farksızdır, evladım oralara gitme diyorum, orada içki var, kumar var. Eğer halen benim dediğimi anlamıyorlarsa diyecek bir şey yok. Ama biliniz ki onlar yine yuvalarına dönecektir. Ailenin dağılması o kadar kolay mıdır?” diyor Erbakan Hoca gazetecilere.
Necmettin Erbakan’ın aktif siyasete döndükten sonraki en feci teranesi hiç kuşkusuz ki “Adil Düzen” denen safsatasıydı.
Bu safsata öyle bir tuttu ki 1990’lı yılların siyasetine kökten damgasını vurdu.
Sadece siyasete damga vurmakla kalmadı, aynı zamanda ekonomik hayatı da etkisi altına aldı.
O dönemlerde kurulan İslami Holdingler Avrupa ülkelerindeki gurbetçi vatandaşlardan “Faiz değil, kâr payı” safsatası ile insan aklının alamayacağı ölçülerde paralar topladılar.
Tabir de kusur etmeyelim. “Tokatladılar”.
Yimpaş, Kombassan, Jet-Pa gibi İslami Holdingler Necmettin Erbakan döneminin ürünleridir ve ülke insanın tepesine karabasan gibi çöküp, adeta insanların tüm hayallerini din kisvesi altında sömürdüler.
Ve aynı dönemlerde Necmettin Erbakan, son derece pişkin bir şekilde “Adil Düzen” denen ekonomik ucubesini örgütlemekle meşguldü.
Peşine taktığı yüz binlerce insanın davaya gönülden bağlılıkları ile ülkenin imtiyazlı sınıfı olmaya aday oldular.
Ve Necmettin Erbakan önderliğindeki İslami kesim diye adlandırdığımız o yüz binler kadın, kız, çoluk, çocuk demeden dava için gecelerini gündüzlerine katıp çalıştılar.
Ev ev dolaştılar.
Sokak sokak gezdiler.
Girip çıkmadıkları ev, konuşmadıkları ve fikirlerini taşımadıkları insan kalmadı.
Ajitasyon kasetleri doldurdular.
Doldurdukları ajitasyon kasetlerini toplumun emekçi kesimlerinin yoğun olduğu bölgelerde, kaset satıcılarının tezgâhlarında son ses açıp dinlettiler.
İstiklâl Caddesinde hiç görülmediler ama Topkapı bit pazarının etrafına kümelenmiş satıcı tezgâhlarında Şevki Yılmaz’ları dinleyerek alış verişini yaptı toplumun alt gelir gruplarındaki insanları.
Yani varoşların insanları.
Necmettin Erbakan iktidarın ve ülkeyi ele geçirmenin hangi yollardan geçtiğini çok iyi özümsemişti.
1990’lı yıllardan itibaren tek bir gün dahi varoşları ihmal ettirmedi taraftarlarına.
Bu gün için Erbakan Hoca iktidarda değil ama talebeleri ve bir dönem elini eteğini öpen Milli Görüş’ün genç jenerasyonu iktidarın tek sahibi oldu.
Başta da belirttiğim gibi, Erbakan Hoca’ya ve görüşlerine karşı alerjisi olan ben davaya bağlılıklarından dolayı bu kesime her zaman saygı duymuşumdur.
Ne var ki parantez içerisinde şunu da ilave etmeyi uygun görüyorum.
12 Eylül sonrası bu kesim, yani Milli Görüş çevresi devletin copunu hiç ensesinde hissetmedi.
Devlet bu kesimleri koruyup kolladı.
Her yaptıklarına o otoriter devletin asker ve yargı otoritesi sürekli göz yumdu.
Otoriter devletin aygıtları aynı yaklaşım tarzını bu ülkenin sol, sosyal demokrat ve sosyalistlerine hiçbir zaman göstermedi.
Koruyup kolladıkları o Milli Görüş düşüncesi ne zaman ki iktidara talip oldu, işte o zaman asker ve yargı otoritesi ayaklanmaya başladı.
Milli Görüş çevresi hiçbir zaman davasının peşini bırakmadı.
Davasına dört elle sarıldı.
Milli Görüşçülere kızan memleketin Ulusalcı Kemalistleri seçim dönemlerinde çocuklarını klasik müzik konserlerine gönderirken, o Milli Görüşçü çevrenin ileri gelenleri çocuklarını sokaklarda aktif seçim çalışmalarının içerisine sürdü.
Şimdi bu kesimin genç jenerasyonu ülkenin kaderini eline dolamış durumda.
Ulusalcılar kime kızmak zorunda?

Necmettin Erbakan!
Ahı gitmiş, kalmış vahı.
İlle de “siyaset yapacağım” diye uğraşıyor.
Sanırım siyaset böyle bir şey olsa gerek.
Ayakta duramıyor Erbakan Hoca ama ille de “sahnedeki yerimi almalıyım” diye tutturmuş.
Bize de Hoca’yı izleyip, dizeceği incilere gülmek düşüyor.

Ne yapalım?

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..