- Kategori
- Güncel
Neden, dinciler ile bölücüler aynı kavşakta yanlış yöne dönmek zorundalar?

Evet Sevgili Dostlar, son bir kaç yıldır oldukça yoğun bir biçimde olmak koşuluyla, başlıkta yer alan soruya benzer sorular sorarım kendi kendime.
Bu sorulara geçmeden önce başlıkta yer alan kavşaktan söz etmeyi istiyorum, müsadeleriniz ile.
Bu kavşak, bizlere aklın, bilimin, insan olmanın mutluluğunun yaşandığı yemyeşil vadilere ulaştıracak yola dönmemizi sağlayacak kavşaktır aslında. Yani, bu kavşak bizi Ortadoğunun bataklığından kurtarıp, Türkiye’mizde, Anadolu denen coğrafyanın manevi güzelliklerini yaşayarak, tüm Dünya ile şerefimizle, gururumuzla, onurumuzla, boynumuzu eğmeden, yani, anti emperyalistlere, yani, batılılara karşıymış gibi görünüp, kendi çıkarımız için onlara yaklaşılp bir süre sonra onların çıkarlarına hizmet etme gafletine düşmeden yaşayacağımız vadilere açılan yola girmemizi sağlayan bir kavşaktır. Ancak bilirsiniz ki kavşaklarda, gidilmesi gereken yönden farklı üç farklı yön daha vardır. Eğer tek doğru olan kavşağa dönmeyip, diğerlerinden bir tanesi seçerseniz, hayat yolculuğunuzda sizi doğruya götürecek olan yoldan uzaklaşmış olursunuz, doğal olarak.
İşte, Türkiye’de Dinciler ve Bölücüler, bu kavşağa geldiğimizde aydınlıktan korkup, yönümüzü Ortadoğu karanlığına çevirmek için doğru olan yöne “tukaka” diyerek kendi yönlerine doğru gitmeyi istemektedirler. Onların girmeyi istedikleri yollar hep aynı yere açılır aslında: Ortadoğuya.
Yani, kendileri kendileri için bir şey yapmayan, insan olmanın hazzının duyulamadığı, yaşanılan duygusal buhranlardan, girilen duygusal bataklıklardan dolayı, karşı gibi göründükleri anti emperyalistlere, ya da batılılara istemeden de olsa hizmet edilen bir coğrafyaya.
Bu coğrafyada akıl olmadığından, bu coğrafyada bilim olmadığından, bu coğrafyada aydınlanma olmadığından kuklalaşmak, efendiyi, efendi istediği sürece mutlu etmek ve sonrasında da bir kenara bırakılmak kaçınılmazdır.
Bu coğrafyada, insanları aşiret/kabile reisiyle, şeyhle, şıhla ve allah ile korkutarak oy almak çok kolaydır. Bu coğrafyada, halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyip, sonra da seçimlerden kısa bir süre önce ağzına bir parmak bal çalıp, üstüne üstlük hayır dualarını da alarak seçime girmek ve oradan birinci parti çıkarak, “demokrasi kazandı” diye bağırmak da çok kolaydır. Bu coğrafya da, zavallı insanları, alınları seccadeye değmese de “dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler” diye kandırıp, oylarını almak da demokrasi savaşçılarının zaferlerinden birisinin göstergesidir.
Bu coğrafyada, büyük efendilerine hizmet ederek, kendinden küçüklerine efendilik ederek mutlu olma basitliğini yaşamak da, yaşanması gerekli bir zorunluluktur.
Peki Sevgili Dostlar, bunlar gerçeklerken, bunlar bizleri yoran, üzen, yavaşlatan, insanca yaşamamızı geciktiren ayrıntılar iken, neden hâlâ aydınlıktan, akıldan, bilimden korkarak, bizlerin gerçek anlamda kardeş olduğumuzu ortaya çıkarıp ispat edebileceğimiz kapılara kavuşacağımız yöne açılan yönü tercih etmek yerine, onun tersine giderek, savunduklarımızın tam tersini bize yaptırtan duygusallık bataklığı olan Ortadoğu’ya açılmada inat ediyoruz.
Yani, işin özeti Sevgili Dostlar, kardeşlerin aydınlanarak, akıl kullanarak birbirlerinin farkına vararak kucaklaşmasını önleyen, onları bir birine düşüren kişilerin ekmeklerine yağ sürercesine, neden, kavşakta doğru yöne dönmemekte inat edip, bu ülkenin daha bir çok senelerini yitirmesine neden oluyoruz.
Yani, daha da kısacası Sevgili Dostlar, neden hep Atatürk’e ve de Atatürkçülüğe saldırarak, bizi mutlu edecek yönden kaçıyoruz? Hatta o yöne dönmek isteyenleri de geri çevirmeye çalışıyoruz? Yoksa, orada istediğiniz gibi insanları kandıramayacağımızı bildiğinizden mi, korkuyoruz o aydınlıktan?
Yani, Sevgili Dostlar Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının kurduğu bir Meclis çatısı altına girip, oradan maaş alıp, Devletin tüm nimetlerinden yararlanırken, aydınlıktan korkarak farklılıkları gördüğümüz yerde kalmada inat ederek, üstüne üstlük “artık Kemalistleri hep beraber devirme zamanı geldi” şeklinde bir sapkın düşünceyi dile getirerek, bölücülük yapmaya devam ediyoruz.
Artık bu makus talihi yenme zamanı gelmedi mi acaba sizce? Bunu gelecek nesiller için yapmak gerekmez mi sizce? Artık kendi bencilliğinizle vuruşup, onu ortadan kaldırma zamanı değil mi sizce?
Atatürkçülük bazılarının düşündüğü gibi bir dogma değildir ki bunu kendisi de söylemiştir. Atatürkçülük, aklı, bilimi referans alır. Atatürkçülük, sürekli üretimi savunur. Atatürkçülük, insan gibi yaşamanın/yaşatmanın peşinde koşar. Atatükçülük, halka yalan söylememeyi, halkın ve de ülkenin çıkarlarının her şeyin üzerinde olması şeklinde bir düşünceyi baştacı eder. Atatürkçülük, içeride barış içinde yaşarken, uluslararası arenada şerefli ilişkileri hedef edinmiştir kendisine.
İnsanların en kısa sürede, kavşağın doğru yönüne girmesi umuduyla...