Neden? Ve kanıyor musunuz gerçekten? (1) / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '11

 
Kategori
Blog
 

Neden? Ve kanıyor musunuz gerçekten? (1)

Neden? Ve kanıyor musunuz gerçekten? (1)
 

MB’de şu sıralar hem çok güzel, hem de çok komik şeyler oluyor.
Esasen komik demek de yanlış olur, çünkü trajikomik.
Bazı arkadaşlarımız da eminim ki üzülüyorlar, pek tabii ki onların üzülmesini de istemem ancak ben yine de gelişmeleri gözlemlediğinde, her şey yolunda, şimdilik gayat de güzel ilerliyor diyorum.
Çünkü şu son olan bitenlerin pek çok olumlu yönü var ve bunlardan biri de son derece ibret verici de olması!

Bu konuda şu ana kadar hiç yazı yazmadım, sadece birkaç yazıya yorum göndererek usulen sorumluluğumu yerine getirip, görüşümü ifade ettim. Şu son olanlara kadar yazmaya da niyetim yoktu. Ancak yazı yazma amacım olan “insan” ve “insan yanılgıları” devrede olunca, benim de yazmam “bana göre” farz oldu.

Ben şimdi bütün şu olan bitenlerin, bana hissettirdiklerini ve düşündürttüklerini yazacağım.
Onun için daha en baştan söyleyeyim, yazım detaylı olacak, yani yine uzun olacak! Fakat 2 bölümde yollayacağım ki hani belki daha bir “bloğumsu” görünsün!! Ama ı-ıh ikiye de bölsem yine bloğumsu görünmeyecek! Çünkü üstelik bu defa resmen çalakalem yazıyorum; zira bugün malum Cuma, haftasonuna kalmasın ve mesai bitimine kadar Başak Hanım’ın onayına da yeteşebilsin diye. Aslında tam da güvenilir biriyimdir ama, işte… :-(   hani ne de olsa bazılarına göre ben sakıncalıyım ya o yüzden!

Ve şunu da belirteyim, zaman zaman ifadem bazı yerlerde yine sertleşebilir de, yine sizlere ahkam kesiyormuşum, birilerini yargılıyor muşum gibi gelebilir de, ben yine özellikle son derece özenli ve dikkatli yazmaya da çalışacağım ama, sürç-i lisan da edebilirim, böyle olursa da eğer, daha en baştan lütfen affola. Hatta şu son olanların bana hissettirdiklerini, düşündürttüklerini her zamanki gibi tüm samimiyetimle, yine tam da oldukları gibi, süslemeden püslemeden, aman şu alınmasın kırılmasın diye gerçeği evirip çevirmeden, direkt ve açık açık yazacağım için bazı kanaatlerimde sadece  “bu defalık” ben de yanılmış olabilirim, çünkü sonuçta ben de bir insanım pek tabii ki ben de yanılabilirim ama bundan daha da önemlisi, “işin altında henüz bizim bilmediğimiz şeyler de pekala olabilir” diyerek, bir kişi hariç, hakkında yanıldığım herhangi biri olursa, onlardan da peşinen özür dilerim.

(Daha en baştan, bizzat kendim korkuttum milletin gözünü de yavvv, salaklığıma doymayayım! Şimdi sırf bu nedenle en normal ve hakça ifadelerim bile, sert gelirse onay safhasında, bu kadar emek püffff, yandık valla! Amma da abarttım gerçekten, ama abartma modası var ya işte, insanız, demek ki etkilenmişiz, ben ne yapayım!)

Ve evet, bu kadar girizgah yeter, sadede geleyim,
Konu: Şu yeni format!

“Şekil” yani sadece… onun için beni pek fazla da ilgilendirmiyor. Zira, bu konu gündeme daha ilk geldiği zamanlarda yazılmış birkaç yazıya yolladığım yorumlarımda da görüşümü açıkladığım gibi ben işin asıl, “öz” üne, hem de tam göbeğinden bakarım.

Onun için, şimdi en sonda söyleyeceğim şeyi, burada en başta yine söylüyorum ki:
Amacı gerçekten yazmak olan kişi, zaten yazdığı bloğun tasarımı öyle de olsa yazar, böyle de olsa yazar! Bu, budur..!

Ama her değişikliği de  bir “gelişim” potansiyeli içerdiği için önemserim, iyimser bakar, olumlu bulur, destekler ve yeniliklere, yeniye açık ve destekleyici-yapıcı olunmasının “asıl” doğru ve hakça olan olduğunu savunurum. Ve de hoşgörülü ve sabırlı da tabii ki!  Nihayetinde, bir “teknolojik” ve teknik bir “gerçeklik” de söz konusudur çünkü. Yapılan bir değişikliğe, yeniliğe “gerçekçi” bakar, ve bu gerçekçilik, bunun en doğal sonucu olarak “çağdaş” bir bakışı da beraberinde getirip, kapsadığı için, böylece insanın kendine de bir gelişmişlik kazandırır ayrıca!

Oysa son günlerde bu konuda yazılmış bazı yazılara bakıyorum da, iyi ki diyorum bu tasarımı gerçekleştiren teknik ekipten biri değilim. Çünkü yapılan eleştiriler, isyanlar veya aksaklıklarla ilgili o kadar gerçekçilikten uzak şeyler konu edilip tam abesle iştigal yazılara denk geliyorum ki, o teknik ekipten birilerinin yerinde ben olsam neler hissederdim acaba diye düşünüyorum.

Onca emek vermişler, kimbilir kaç aydır… ve cidden epey bir iş olan ve üstelik siteyi hiç kullanıma kapamadan, neredeyse baştan aşağı sıfırdan gibi bir yeni tasarım gerçekleştirip hem denemeye, hem de uygulamaya koymuşlar, ve hala üzerinde de çalışmaktalar… çünkü aksi mümkün değil, kendi bilgisayarınıza format attığınızda bile karşılaştığınız sorunları aksaklıkları, sürekli ekleme ve düzeltmeleri, yüklemeleri bir hatırlayınız), zamana ve kullandıkça ancak görülebilecek, tesbit edilebilecek ve düzeltilebilecek bir durumun içindesiniz, üstelik bilgisayarınıza format atmakla asla kıyaslanamayacak boyutta böyle bir işi teknik açıdan bu denli başarıyla ve kesintisiz uygulamaya almışken, zaten bunu uygulamaya alma safhasına kadarki tüm fikri ve manevi stres, yoğunluk ve yorgunluğun eşliğinde, işin ikinci ve ileriki safhası olan, bu ortaya çıkan aksaklıkları da behemahal anında çözümlemek için tüm iyi niyet, tecrübe ve sorumlulukla düzeltmeye, gidermeye odaklanıyorlarken onlar… Soruyorum gerçekten, bunu gerçekleştirme gayretinde olan o teknik insanların yerinde olsaydınız, siz böyle bir durumda neler hissederdiniz?

Herhalde  öncelikle moraliniz bozulurdu, bir değer bilmezlik duygusuna da kapılırdınız, şevkiniz kalmaz, bir taraftan da iki ayağınız bir pabuca girmiş gibi bir telaş, acelecilik de hisseder ama böylelikle de çabucak yapıp halledebileceğiniz birşeyi aksine daha da bir yapamazlaşıp, diğer taraftan da “hay sizin formatınıza, bulaşmaz olaydım keşke şu işe” diye bir isyan da yükselip içinizden, hatta “yapmıyorum işte len, daha da bir bekleyin de görün gününüzü, böyle eksik aksak kullanadurun madem öyle” gibilerinden bir tepki-öfke-hırs-kâm alma karışımı duygular eşliğinde, işi daha da ister istemez gevşetircesine, daha da gecikmesine neden olacak türden bir isteksizlik, hevessizlik, şevk yitimi, kadir kıymet bilmezlikle karşı karşıyaymışçasına gibi bir burukluk, “sizin nenize yeni tasarım” dercesine bir isyan ya da bu takdir sözcüğü bile edilmemesinin getirdiği, hakkınızın emeğinizin manevi karşılığını alamamışçasına, bir şey başardığınız halde başarınızın hazzını duyumsayamadığınız türden birşeyler hissetmez miydiniz?

Empati yapmak, iyi birşeydir, doğru birşeydir arkadaşlar. Ve asla “sadece karşınızdakilerin” kendilerini sizin yerinize koyup düşünmelerini bekleyemezsiniz, sizin de onların yerine kendinizi koyup bir düşünmeniz gerekir ki, onların da sizin yerine kendilerini koyup bir de öyle düşünmelerini ve birşeyleri sizin de dileyeceğiniz şekilde daha iyi, daha doğruyu başarmalarını beklemeye, istemeye  hakkınız olsun, ve onlar da sizi ciddiye alabilip, saygı duyup, size değer verebilsin!!

Ve bir de yine kendinizi onların yerine koymanız gereken “yönetim” de var tabii. Ki MB’nin asıl sahibi, gerçek sahibi, siz ne kadar buranın sahibi biz yazarlarızdır, biz olmazsak, biz yazmasak MB yoktur, bir hiçtir diye yırtınsanız bile… bu laftır, bir sanrıdır sadece. MB’nin pek tabiki ticari bir gerçeklik olarak ve kağıt üstünde de, hukuken de, işin özünde de, teorik olarak da, uygulama olarak da, hak ve sorumluluk kullanımında da, yetki ve yaptırım gücü olarak da, tek sahibi, tek yetkilisi ve tek karar mercii Milliyet A.Ş ve Milliyet Blog idarecileri, yetkilileri, keza editörleri ve yönetimidir sadece!

Üstelik bunun, insan haklarına ve demokrasiye de hiçbir aykırılığı da yoktur! Açın bakın hukuk kitaplarını görün, bilmiyorsanız da öğrenin! Biz burada yazı yazanlar olarak onların çalışanları bile değiliz hatta, gönüllüleriz biz, ister yazarız ister yazmayız ama yazıyorsak da eğer, onların kararlarına ve mevcut kurallara tabiyizdir, yani biz onlara tabiyiz demektir bu da! Yazıp yazmama tasarrrufu bizdedir, ama yazacaksak da eğer, bunun kurallarını, kararlarını, formatını vs. belirleme veya değiştirme tasarrufu da yönetimdedir. Evet ister yazarız, ister yazmayız da ama, onlar da ne illaki yazın demektedirler ne de ah vah niye yazmıyorsunuz diyecek de değillerdir, çünkü deme durumunda da değillerdir, yani bunu zaten diyemezler de, çünkü böyle bir zorunlulukları zaten yoktur. Derlerse de eğer, bu da sadece nezaketlerinden, zerafetlerinden, iyiniyetlerinden ve insana değer verme özelliklerinden ötürü olur. Ve kendi şirketleri ve uygulamaları konusunda herhangi bir karar alma hakkı da sadece yine kendilerinde olduğu için, bizler de böyle bir format değişikliğini “dayatma” gibi algılayabilecek bir konumda da kesinlikle değilizdir.

Dayatma neresinde ki bunun? Kendinde zaten var olan bir hakkı kullanmanın adı ne zaman dayatma olmuş? Onlar da sadece kendilerinde olan bir hakkı kulanıyorlar, hepsi bu!  Böyle bir karar hakları ve format değişikliği de, uygulama değişikliği de, kural değişikliği de yapma hakları zaten vardır, ve bu hak da üstelik sadece yönetime aittir, onlar da bunu kullanmaktalar. Öyle ki, bunda kimsenin hakkına bir tecavüz veya hak ihlali ya da  bir istismar vs. de yoktur üstelik! Aksine, “bazılarınız” eğer bu sitenin kullanıcıları olarak bunu bir dayatma-imiş gibi değerlendirip, onaylanıp onaylanmamasını asıl size sormaları gerektiğini varsayarak, kendinizce abesle iştigal söylemler, tutumlar ve tavırlar geliştirdikçe, asıl dayatmayı ve hak ihlalini sizler yapmaktasınızdır!

Onların haklarını, sorumluluk ve yetki alanlarını, kimliğini ve tüzel kişiliğini hiçe saymış, yok gibi davranmış, böylece de sanki onları tanımaz-mış gibi hallere girerek, “bize sormalılar- bizim hakkımızdır bu- biz karar vermeliyiz” şeklinde onları hiçbir hakları yokmuşçasına bir konuma çeker gibi söylemlerle, onları küçümseyerek çünkü onlarda var olan bir hakkı, tek kendinizde varmış sayarcasına, hatta aslında kendinizde zaten olmayan bir hakkı, sizde varmış gibi sayıp, onları  aklınız sıra yargılayarak, tenkit ederek ve ölçüsüz- haddi aşan tepkilerle yine aklınız sıra kendinizi büyüksemiş olmaktasınız, baskınlık iddiasında olmaktasınız. Bu bir tür onları hak sınırını darmış gibi varsayıp, aşağı çekerek, kendinizi büyükseme değil de nedir? Bir nevi kibirdir yani, gaflettir, hatta hiç kusura bakmayın kakavanlıktır, çünkü kendini olduğundan çok daha yukarıda, çok daha önemli-değerli, etkin ve yetkin bir konumda, sanki tek kudret, tek hak sahibi kendisini  görmek, yani kendini bir … sanmaktır bu, başka bir şey değil!

Onun için idareciler de içlerinden “kendinizi pek bir önemsiyorsunuz anlaşılan” diye geçiriyorlarsa, bunda da yine son derece haklı olurlar, çünkü haklarıdır da zaten yani. Sen benim zaten var olan hak alanımı hiç yokmuş gibi varsayarak “hayır benim hakkım, benim hakkım” diye tepin, üstelik başkalarını da etkilemeye, kendine çekmeye, kışkırtmaya çabala, beni yargıla, tenkit et, sen bana dayatmaya, bir de üstelik gideriz ha gideriz haa diye şantaj yapmaya da kalk, ne bu Patrona Halil isyanı mı? Olacak iş değil! Kakavan kelimesine de gelince, bunun TDK sözlüğündeki “tam karşılığına” bir bakın, kakavan yazdığını görürsünüz, başka tam karşılığı yoktur da bunun şu an hatırladığım kadarıyla. Ben değilim yani böyle diyen, TDK böyle diyor! E bu durumda da “gidersen git kardeşim, bana ne ki, kimseyi zaten burada zorla tutan yok” demek gelmez mi içinizden, böyle yapan(lar)a?  Farkedin artık bunu lütfen!

Devam edecek…


Filiz Alev
16.09.2011

 
Toplam blog
: 157
: 3152
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..