​ Neden bu kadar rahatız? / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Erdoğan Özgenç DOST MECLİSİ

http://blog.milliyet.com.tr/erdoganozgenc

26 Haziran '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Neden bu kadar rahatız?

Kaç zamandır, kaç gündür diyeceğim yanlış olacak çok uzun zamandır bazı konular ülkemizde öyle çok paylaşılıyor tartışılıyor ve hükümetin aldığı kararlarla zorla hayata sokuluyor ki, artık hangisi ne zaman konuşuldu hatırlamıyorum bile. Beni üzen ve meraklandıran; her şey göz önünde alenen ve fütursuzca cereyan ederken herkes neden bu kadar rahat merak ediyorum yoksa bizde mi gariplik var anlayamıyorum. Onun için bir bilgi paylaşımı yapmak istedim. Sürçü lisan edersem af ola…

 İnsanlar arzuları ve hayalleri olan varlıklardır. Arzularımız hayallerimiz yerine gelirse keyif alır rahat eder mutlu oluruz. Arzular yerine gelmezse rahatsız olur canımız sıkılır üzülürüz. Gelirimize durumumuza bakmadan alışkanlık olmuş her isteğimizin anında olmasını istiyoruz.
Ancak bazı şeyleri elde etmek için zaman ve çalışmanın emeğin gerekli olduğunun farkında değiliz. Bu çalışmalar ve harcanan zaman küçük veya büyük rahatsızlıklara neden olabilir. Eğer bu rahatsızlıklara katlanmazsak gelecekte elde edeceğimiz uzun süreli rahatlıktan mahrum kalırız.

İnsanoğlu anında zevkleri yaşamak ister. Örneğin Bankaların büyük sorumsuzlukları ile ortaya çıkan ”şimdi al sonra öde” sloganı bizim bu zayıf yönümüzden dolayı kullanılmaktadır. Fiyatını sonra ödeyeceğimiz için, ya da sanki hiç ödemeyecekmişiz gibi düşündüğümüz için alması insana çok zor gelmiyor.

Rahat olmak hepimizin tercihi ama her zaman rahat olacağız diye bir şey olamaz. Sürekli gelecek için bugünü feda etmek değil önemli olan öncelikleri belirlemektir. Yaz geldi ya bikini mayo giyeceğiz diye zayıflamaya çalışıyoruz. Sanki çok önemli bir şeymiş gibi saygı duyuyorum ama bana göre sağlıklı ve ince bir vücutsa amaçlanan yemekten vazgeçilmesi çok normaldir. Yoksa başkalarının göz zevkine göre bedenime işkence etmek değil.

“Sıkılıyorum sıkıntımdan ne yapacağımı bilemiyorum her yanımı sinir basıyor çok sevdiğim bile gelse bir kaşık suda boğasım geliyor, bunalımdayım, bunalımda olmaya katlanamıyorum gibi duyguları hepimiz zaman zaman hissederiz bunlar acı veren duygulardır. Hepimiz fiziksel engel yoksa bu duygularla baş edebiliriz. Bunun için duygularımızı sorgulamamız gerekir. Bir probleme başlamak çözümün yarısıdır. Sabır ve azim ile ve bahaneleri mantık çerçevesinde sorgulayarak çözüme başlanması gerekir. Problem karşısında düşünceyi harekete geçirmelisiniz. Eğer tekrar düşünürseniz, bir açmaza girip çözüme hiçbir zaman başlayamazsınız.”

Bu yazdıklarım son derece bilimsel açıklamalardır, ister dikkate alın ister dikkate almayın fark etmez. Bir konu iş, eylem hakkında yorum yapmak için “Mantıklı” olup olmadığı “gerçek” mi değil mi? Ve yaşamın her hangi bir zamanında işe tarayıp yaramadığı dikkate alınmalıdır. Çözüm aramak elbette önemlidir ama çözüm aramak yeterli değil çözümün odağı olmak en iyisini denemek ve her zamankinden daha fazla çalışmak gerekir. Örneğin hiç kimse bir otomobilin kullanma kılavuzunu okuyarak araba kullanmayı öğrenemez, değil mi?

Şimdi ülkemizin içinde bulunduğu gerçekten son derece önemli sorunları var. Örneğin;  anlamsızca şehit vermemizde, kendi içimizde çatışmalara muhatap olmamız da hiç azalma olmaması bilakis gün geçtikçe de katlanması basit bir durummuş gibi değerlendirilemez. Ekonomide dışa bağımlılığımızın inanılmaz boyutlara gelmesi, dış politikada bağımsız olamamamız, gelir düzeyimizin dünya insanlarının çoğunun gerisinde kalışımız, tam huzura ihtiyacımız varken tüm komşularımızla sorun yaşamamız hafife alınabilir mi?

Maalesef çıkar çevrelerinin dışında hiçbir ulus ülke halkları ile “insancıl-çağdaş” ilişkilerimizin olmaması, modern ülkelerin paylaştığı oluşumlardan birliklerden dışlanmamız ayıp değil de nedir? Hiç biri hafife alınacak sorunlar olmamasına rağmen, o kadar rahat bir davranış sergiliyoruz ki, şaşırmamak mümkün değil.

Çünkü hiçbirimiz sıkıntıya girmeyi sevmiyoruz. Keyifli ve zevkli yaşam aklımızı başımızdan almış.  Alışverişten kumardan lüks yemekten sınırsız alkolden kafamızı kaldırıp ülke sorunlarına akıl yormak istemiyoruz. Adeta uyuşturur nitelikteki dini yasaklamalar ve uygulamalar yüzünden de aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali ışıktan kaçamayan tavşan durumuna düşmüşüz. Düşürülmüşüz demek daha doğru olur ama akıllı insanlar beynini kullanırlar. Neden kullanmak istemiyoruz anlaşılır gibi değil.

Bu kadar çok rahatlık rehavet getirir bize biz ulus olarak buna alışkın değiliz rahat batar kıçımıza. O yüzden bu rahatlıktan kurtulmanın yollarından biri bugüne kadar ki düşünme tepki koyma biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor. Geçmişimizi yargılamaktan sorgulamaktan suçlamaktan vazgeçmeliyiz. İki saat öncesini sorgulayamıyoruz ama 88 sene önce olan bir olayı sanki yeni yaşanmış gibi sorgulamaya kalkıyoruz, kalkanları ise yargılayacağımıza alkışlıyoruz. Nasıl bir anlayıştır bu? Nasıl bu hale getirildik bilen var mı?

Önümüze koyulanları kabullenmiyoruz kızıyoruz sinirleniyoruz ama sonuç kocaman bir sıfır. Oysa eyleme geçmek önce kendimizi düzene sokmamız ve sorunların müsebbiplerini ikaz etmemiz uyarmamız için okumamız araştırmamız ve daha çok çalışmamız gerekiyor. İnsan son zamanlarda olan olaylara ve burada yazdıklarımıza paylaşımlara tepkisiz kalışlara, garip yorumlara bakınca galiba biz bunlara layığız diyor.

Değişim sizce şart değil mi artık? Bir insan davranışları ve yönetimi uzmanı olarak “Değişim istemiyoruz bilakis değişimden korkuyoruz.” Dersem emin olun yalan olmaz.  İşte bu yüzden de hepimiz gerek ülkenin gerekse vatandaşların sorunları karşısında inanılmaz rahat oluyoruz…

Olaylar karşısında tedirginlik duymak doğaldır ve kaldırılamayacak bir şey değildir. Önemli olan tedirgin olmaktan tedirgin olmamaktır. Problemler karşısında öfkelenmemek en güzeli ancak öfkelenmek insan için normal bir davranıştır. Öfkeli olmamalıyım diye kendimizi kısıtlamamalıyız. Kendimiz veya başkalarının zarar görmeyeceği kadar öfkelenebiliriz.

Şimdi sadede gelmek gerekirse son zamanlarda siyasetçilerimizin sorumsuzluklarının nedeni bizlerin sorunlar karşısında yeterli tepkiyi göstermememiz sorunlar karşısında inanılmaz rahatlık içinde olmamızdır. Eğer bizler bu ülkeyi bu haliyle kendi çocuklarımıza torunlarımıza miras bırakacaksak yarınlarda emin olun bizleri o kadar çok yargılayacaklar ki bırakın dua etmeyi yemin ediyorum beddua edeceklerdir. Derler ya mezarda kemikleri sızlatacak durumda, hayır sızlatmayacak, yattığımız yerde bile bizi rahat bırakmayacak hoplatacaklar. Galiba buna hazır olmamız gerekiyor.

Ülke durup dururken en yakın komşusu ile savaş durumuna getirilmiş çıkın sokağa bir bakın utanırsınız. Kimsenin umurunda değil sanki savaş atari oyunu kadar basit bir şeymiş gibi, borsa tepe yapıyor düşmesi gerekirken satışlar patlıyor bazı uyanıklar indirim sezonu açıyor ve ne yazık ki herkes zevk ve eğlencenin ardına takılmış gidiyor.

Bizde oturmuş Allah’ın tepe delici sıcağında ülke sorunlarına siyasetin yanlışlıklarına dikkat çekmeye çalışıyoruz.  Rahmetli babam olsaydı gençlik yıllarımdaki gibi seslenirdi; “Sana ne lan sana ne?”

 

Bu rahatlık ve huzur içinde hoşça ama daima sağlıkla huzurla kalın diyorum.

 

Erdoğan Özgenç

 
Toplam blog
: 846
: 425
Kayıt tarihi
: 26.06.12
 
 

Emekli banka müdürüyüm ama kart vizitimde "insan" yazıyor. Adana'da ikamet ediyorum. Herk..