NEDEN SOL / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '21

 
Kategori
Siyaset
 

NEDEN SOL

NEDEN SOL? 

Adam Smith’in sempati kavramına dayanarak solculuğun özünü, ötekinin iyiliğini istemek, onun için çalışmak ve özveride bulunmak olarak tanımlayabiliriz. Maslow, İdris Küçükömer ve Marksist düşünceye dayanarak da ötekinin en önemli iyiliğini, onun besin ihtiyacını karşılamak olduğunu söyleyebiliriz.

John Rawls’un “A Theory Of Justice” adlı kitabında öne sürdüğü fikirlerden biri de insanın kendi değerine ilişkin duygu ve düşüncelerinin en önemli mutluluk kalemlerinden birini oluşturduğudur. Besin ihtiyacının karşılanması ölçütüne ötekinin kendilik değerini arttırma ölçütünü de ekleyebiliriz.

Böylece solculuğun özünü oluşturan iki temel ölçütü belirlemiş olduk. Gelir ve kişisel değer duygusu. Geliri arttırmak için toplam üretimi arttırırken gelir dağılımını da olabildiğince eşitlemek gerekir. Gelirin (bir yere kadar) eşit dağılımı makro ekonomi açısından da optimal büyüme oranının tutturulmasını sağlar. (Gelir dağılımın eşitlenmesi (makro ekonomi açısından) tasarrufları azaltırken, tüketimi (talebi) arttırır. Belli bir gini katsayısında da, başka faktörler yanında talebe de bağlı bir işleve sahip olan yatırımlar, tasarrufla eşitlenir. Her toplumun tasarruf eğilimlerine bağlı olarak ülkeden ülkeye değişebilen bu gini katsayısının mutlak gelir eşitliğini sağlamamakla beraber ılımlı bir eşitsizliğe yol açacağını tahmin edebiliriz (Kesin değerler için bir model kurup hesap yapmak gerekir).

Bu fikre, gelir eşitlendikçe, daha yetenekli, donanımlı, bilgili insanların (gelirleri azalacağı için) motivasyonlarının düşeceğini, bunun da üretimi düşürücü etkileri olacağı, dolayısıyla savımızınn geçerliliğini yitireceği düşüncesiyle karşı çıkılabilir. Doğrudur ama  motivasyonun düşme derecesini insan doğası (psikolojisi) yanında hakim ideoloji de belirleyecektir. Sol ve sağ ideolojiler, insanların gelir eşitlenmesi durumunda vereceği tepkileri (bir yere kadar) değiştirir. Onun için solu savunmak önemlidir ya da sağı (bulunduğunuz yere bağlı olarak). Bu etkiyi (motivasyon azalması, üretimin, verimliliğin düşmesi) tamamen sıfırlamak mümkün değil belki, ama bu, analizimizin optimal büyümeyi sağlıyor dediği gini katsayısının (gelir dağılımının) biraz kaymasına yol açacaktır. Yani optimal büyümeyi sağlayan gelir dağılımı, analizimizin öngördüğü değerden biraz daha kötü olacaktır.

Buraya kadar söylediklerimiz işin analitik yanını (tümdengelim) oluşturmakta. Bir de işin tümevarım(deney) yönü var. Bu konuyla ilgili olarak, Hasan Hocanın (Ersel) Referans gazetesinde yazdığı bir makale var. Hasan Hoca, gelir dağılımı ve büyüme ilişkisini inceleyen bir araştırmanın sonuçlarını özetliyordu yazısında. Araştırmanın bulgularına göre, ılımlı bir eşitsizliğe sahip (eşit diyelim) gelir dağılımlarıyla başlayan ekonomiler, eşitliğe yakın dağılımlarda daha çok büyümüşlerdi. Bize göre, bozuk bir dağılımla başlayıp, eşit dağılımlara geçince büyümenin düşmesi, eşitsizliğin aleyhlerine çalıştığı kuşaklardaki motivasyon azalmasına bağlı performans kayıplarından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar sol düşüncenin yaygınlaşması ve kuşakların değişmesiyle azalacaktır.

Buraya kadar yapılan analiz kapalı ekonomiler için geçerlidir. Dışa açık ekonomilerde iç talepten bağımsız bir talebin (dış) bulunması büyümek için gereken ılımlı gelir eşitliğine bağlı tasarruf-talep ilişkisini bozacaktır. Bu durumda, hızla büyümek isteyen bir ekonomi için olabildiğince bozuk bir gelir dağılımı daha faydalı olacaktır. Bozuk gelir dağılımı, tasarrufun yüksek olmasını, dış talebin de yeterli olduğunu varsaydığımızda bütün tasarrufun yatırıma gitmesi sağlayacak ve maksimum büyümeyle sonuçlanacaktır.

Fakat daha önce tek bir ülkede gelir dağılımının eşitlenmesiyle ilgili söylediklerimiz küresel ölçek için de geçerlidir. Her ülke, kendi içinde bu söylediklerimizi uygularsa (ılımlı eşitlik sağlarsa), küresel ölçekte de talep artacak, talebe bağlı olan yatırımları tasarruflara eşitleyecek yatırım miktarı da artacak, büyüme en yüksek düzeyine ulaşacaktır. Şu anda uygulanmakta olan klasik küreselleşme araçlarının uygulanmasında da bir sorun olmayacaktır. Yatırımların dünya üzerindeki yerini (ülkesini) maliyetler (temelde işçi ücretleri ve ürünün pazarlara ulaşım ücreti) belirleyecektir.

Bu söylediklerimizin gerçekleşmesi elbette çok zor. Amaç, neoliberal seçeneğe rakip daha iyi bir (sol) seçeneğin bulunduğunu göstermek. Çünkü bu düşünceyi savunanların en önemli savı, şu anda uygulanmakta olan vahşi küreselleşmenin, serbest piyasa ekonomisinin, ulusal ölçekte ulaşacağı (optimal) sonuçlara dünya ölçeğinde de ulaşacağı fikridir. Daha insancıl, daha iyi bir küreselleşme vardır. Vahşi küreselleşmeye karşı çıkmanın yolu, ondan daha iyi bir (sol) seçeneğin olduğunu ortaya koymakla, ideolojinin yanılsamalarını açığa kavuşturmakla başlar. Daha sonra da olanlara (küresel ölçekte) karşı çıkarak, muhalefet ederek devam eder.

Solculuk, bütün insanların (olabildiğince eşit düzeyde) iyiliğini istemekse, durumu oldukça kötü olanların varlığı, solcuların öncelikle onları savunmasını gerektirir. Sol, hiç iktidar olmasa bile ebediyen yaşamalıdır. Çünkü karşısında dengeleyici hiçbir gücün olmadığı kuvvetlerin kötülüklerini engellemek mümkün değildir. (Güç bölünmelidir) Tuzla tersaneleri, yollarda cinayet gibi kazalarda ölen mevsimlik işçilerin varlığı yeterince öğreticidir. Evet, geri kalmış ve hızla büyümek, sermaye biriktirmek isteyen ülkelerde sosyal demokrat bir solun varlığı büyümeyi yavaşlatır, gelir dağılımını alabildiğine bozduktan sonra tasarrufu ve yatırımları arttırarak hızla büyümek mümkün ama ne pahasına.

Solu belirleyen diğer temel insani gereksinimin insanların benliğine ilişkin değer duygusu olduğunu söylemiştik. İnsanların kendilerini değerli veya değersiz hissetmesine neden olan çok sayıda faktör var ama bunlardan bizi ilgilendireni ötekinin (diğer insanların) bize verdiği değerdir. Diğer insanların bize değer vermesi, kendimize ait değer duygumuzu güçlendirir, bu da mutluluğumuzun (iyiliğimizin) artması demektir. Bu durumda, tanımlarımıza göre, iyi bir solcunun, diğer insanlara değer vermesi, onlara saygı göstermesi gerekmektedir.

Tabii ki iyi bir solcu, kötü durumda olan insanları dönüştürmek isteyecektir. Bunu da işin kolayına kaçmadan, tepeden inme yöntemlerle değil, emek ve zaman harcayarak yapmak isteyecektir. Hemen, buna kimsenin hakkı olmadığı itirazı gelecektir liberaller tarafından ama siyaset biraz da bunun için yapılmaktadır. Üstelik, buna kimsenin hakkı yok diyenler, burjuvazinin (şirketleri ve reklamları aracılığıyla mesela), ideolojileri aracılığıyla insanları dönüştürmesine hiç seslerini çıkarmıyorlar, itiraz etmiyorlar.

 
Kayıt tarihi
: 29.04.21
 
 

Bilgisayar Mühendisi, Sistem Çözümleyici. Ekonomi, Siyaset, felsefe, psikoloji, sosyoloji, tarih,..