​ Nerede Türkçe konuşulacak? / Dilbilim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '06

 
Kategori
Dilbilim
 

Nerede Türkçe konuşulacak?

Nerede Türkçe konuşulacak?
 

Türkçe, "ses bayrağım"diye nitelendirdiğimiz dilim, lisanım. İlk okul çağlarımdan bu yana özleştirilmek istendiğini gördüğüm, bu özleştirmeye direnildiğini gördüğüm sözlüğüm, lügatım, sözcüklerim, kelimelerim. Üzerine konulan şapkaların bir konulup bir kaldırıldığı harflerim. Tüm çabalara karşı kendi başına buyruk hareket eden, devinen cümlelerim, tümcelerim. “Sayrı mısın, sağlar mısın” diye soran Yunus’a “hastayım” yanıtını veren dudaklarım, leblerim.

Bir yıl yaban ellerde, ecnebi memleketlerde kalıp vatanıma döndüğünde “Türkçe’de nasıl söyleniyordu” diye ağzını kıvırarak konuşan insanlarım. WAP, SWAP, SWOT, LEASING, FRANCHASİNG, MORTGAGE, COOL, OH MEN, vb sözcükleri kendi tarafından üretilmiş gibi rahatça kullanan yurdum insanları.

“Kendinize iyi bakın” kalıbını binlerce yıldır kullandığımızı zannettiren medya, basın yayın organları, yıların “biraz otursana ve ya şuraya otur” gibi bir konuşma kalıbımı “neden oturmuyorsun” a çeviren TV dizileri.” Neden oturmuyorsun” denince önceleri, arkasından” bir derdin mi var” gibi bir tamlama gelmez ise cümle yarım kalırdı, şimdiyse doğrudan bir anlam taşır oldu.

Çocukluğum ve yeni yetmeliğim- buna “teen age” diyorlar şimdilerde- sırasında öz Türkçe kullanmaya çok meraklıydım, Arapça , Farsça ve Fransızca kelimelerin dilimizden ayıklanması gerekir diye düşünürdüm. Zamanla bu kelimeleri kendimize , kendi dilimize benzeterek gramer kurallarımızla bizleştirdiğimizi gördüm. Burada sıkıntı kelimenin, sözcüğün kökü ile ilgiliydi. Çünkü Türkçe’de anlamlı bir kökten onlarca isim, sıfat üretilebiliyordu. Fakat dışarıdan gelen kelimeler iyice bizim olunca bu kökün de önemli olmadığını düşünmeye başladım. Ben bir dilci değilim ama, şiir, öykü ve makale yazarken dilimi kullanmak zorundayım. Bence sıkıntımız eğitim ve ortak anlayıştaki eksiklerden kaynaklanıyor. Hiç kimse kalesini bırakıp düz ovaya inmiyor. Osmanlıca’da ısrar edenler, yalın Türkçe’de ısrar edenler, İngilizce sözcük kullanmaz isen entelektüel olduğundan, aydın olduğundan şüphelenenler hep aynı şeyden şikayet ederler “nesiller birbirini anlamaz oldu”.

Anlamaz doğal olarak, tabiatıyla kardeşim, yaşayan dili kullanmaz isen veya onları hızla kendi dilinden türeyen kelimelerle desteklemez isen, ve hatta teknoloji üretmez isen olacağı budur. En güzelini halk yapıyor her şeyi kullanıyor, kökünü anlasa da anlamasa da.

Üretilen teknoloji ile dilin nasıl gelişeceğinin örneği olan bir a kısa öyküyü aktarayım.

Çocuk ile anne konuşuyor
-Anne
- Söyle evladım
- Yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır, yük taşıyanına kadana, ovaya bırakılana yılkı diyoruz, peki anne biz neye at diyoruz?
- !!!!!!!!!

başka diller yabancı kelimelerden etkilenmiyor mu, etkilenmez olur mu. Assasignation sözcüğü İngilizce de suikast, anlamına gelir, bu sözcük Hasan Sabbah’ın “haşhaşin” adlı fedailerinin isminden türeyerek İngilizce’ye geçmiştir. Gitar , sitar dan türemiştir. İnceleyenler daha bir çoğunu bulabilir. Benim söylemem şu ki dilimiz yabancı kelimeler girdiğinde zenginleşiyor, bozulmuyor, asıl bozulma fonetik olan Türkçe’nin bu özelliğini kaybediyor gibi görünmesi. TV yi okurken TiVi demek, C harfini K şeklinde okumak , SH yan yana gelince Ş gibi okumak gibi. Yakında yabancı filmlerde gördüğümüz sahneler bizde de tekrarlanacak, insanlar bir kelimeyi duyunca “nasıl yazılıyor” diye soracak. Halbuki Türkçe’nin diğer dilerden en önemli farkı söylenen ile yazılanın aynı olmasıdır. Bu konu bana göre hassastır. Türkçe gibi bir zamanlar Esperanto yerine kullanılacak kadar zengin bir kelime haznesine sahip ve kolay gramerli bir dili tehlikeye atacak olaylardan biri fonetik özelliğini yitirmesidir.

Şimdilik ekşi sözlükten yaptığım bir alıntı devam ediyorum. Tartışmanın güzel ve öğretici olacağını düşünüyorum.

“Şimdi arkadaşlar "çıkarmak" kelimesinin kullanımını görelim.( türkçenin zenginliği işte)

a. Bu spermler göbeğimden çıkar mı?
b. Bu vida bu delikten çıkar mı?
c. Aralarındaki çıkar ilişkisi mi?
d. Elbisesinin üzerindeki leke çıkar mı?
e. Ağzından tek bir laf çıkar mı?
f. Bu ahlaksızlığımın bir gün acısı çıkar mı?
g. Toplumun çivisi çıkar mı çıkar.
h. Sıfırdan Bir çıkar mı?
ı . Çıkar o baklayı ağzından.
j. vs. vs. vs.

Anlatmak istediğim burda Türkçe’nin zenginliği biz çeviri programı arıyoruz. (proçeviri gibi. ) Arkadaşımız bize İngilizce’den- Türkçe’ye nasıl çeviri yapılır onu anlatıyor... Bu benim işime yaramaz. Ancak AOF de İngilizce’den sınıfta kalmış arkadaşım için bunu copy yaptım ve mail adresine gönderdim

A. Cüneyd Tantuğ ne demiş bakalım.

Türkçede”Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) Sıralaması da rasgele değildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (şiddeti giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar. Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu varsayılabilir.

"dün ahmet camı kırdı" cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli bir değere sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri taşıyacaktır.

Cümle
matematik değer
0001
matematik değer
0011
matematik değer
0111
matematik değer
1111

1 dün ahmet camı kırdı.
2 dün camı ahmet kırdı.
3 ahmet dün camı kırdı.
4 ahmet camı dün kırdı.
5 camı dün ahmet kırdı.
6 camı ahmet dün kırdı.

Şimdi tablodaki cümleler tek, tek ele alınabilir:
1. Cümle: dün ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.
2. Cümle: dün kırılan camı başkası değil ahmet kırdı (suçlu ahmet!).
3. Cümle: ahmet'in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün kitap okumuştu).
4. Cümle: ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın kırması gerekiyor olabilirdi).
5. Cümle: cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise ahmet.
6. Cümle: camı ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep 'i' haliyle "camı" olarak kaldı; fiil hep 3. Tekil şahıs, di'li geçmiş zamanda çekildi, vb.) Sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da değiştirdi.

Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem taşıdı. Anlamı belirleyen de zaten her bir öğenin matematik değeri oldu. Kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında diğer anlamları vermek için kip değiştirmek (edilgen kip kullanmak) veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. Türkçe konuşanlar ise her bir cümlenin diğerinden farkını derhal anlarlar.”

Şimdi tüm bunları Eurovision yarışmasında kazanmak için İngilizce söylemenin faziletini anlatanlara sitemimden, kızgınlığımdan yazıyorum. Müzik sestir söz tamalayıcısıdı, ses güzel olunca sözün hükmü azalır. Sertab’dan önce bir kızımız üçüncü oldu hem de türkçe söyleyerek Yunanistan oy verseydi birinciydi, Yunanistan oy vermeseydi Sertab birinci değildi.

Ah Türkçe’m güzel Türkçe’m neredesin.

 
Toplam blog
: 283
: 1304
Kayıt tarihi
: 04.12.06
 
 

Nükleer fizik doktoru, şiir yazmaya çalışıyor, kalite yönetim sistemleri danışmanı, öykü deneme yaza..