- Kategori
- Tarih
Nisan eylemlerinin anlamı

Attila İlhan bir “dip dalgası”ndan bahsetmişti, “dipdalgası”nın geldiğinden… O zamanlar büyük ve devrimci şaire “bunamış bu!” diye burun kıvrılmıştı. Özellikle küçük burjuva aydın kibirliliği ile hiç kimseyi beğenmeyen, en sonunda kendini de inkâra varması kaçınılmaz olan tipler, olayların başlangıcında, derinlerde cereyan eden olguları göremediklerinden ufkun ötesini ya da dağın arkasını görüp de haber verenlere iyi gözle bakmazlar. Büyücü mü bunlar diye cadı kazanları kaynatmaya kalkışırlar. “Ben asla onun ağzından konuşmam” derler. Kendilerini bir şey sanırlar ama esasen hiçbir şey olmadıklarının da farkında değildirler.
14 Nisan Tandoğan’la başlayan, 29 Nisan Çağlayanla mayalanan ve harmanlanan, Çanakkale, Manisa ve 13 Mayıs İzmir mitingleriyle süren Nisan eylemleri, kimilerinin deyişiyle bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedik derecede görkemli halk hareketidir. Kimisi de onu “fırtına”ya, kasırgaya benzetti. Kimisi sadece Türkiye değil dünya tarihinde de bir ilk olay olarak değerlendirdi. Velhasıl, Attila İlhan’ın “dip dalgası”ndan başka bir şey değildi Nisan eylemleri ve sandığa gitmiş seçmenlerin yüzde 25’nin oyuyla, yani 41 milyon seçmenin 10 milyonunun oyuyla meclisin Anayasa değiştirecek çoğunluğunu, yani üçte ikisini ele geçirmiş bir partiyi cumhurbaşkanı seçemez duruma getirmesini bilmişti. İktidar partisi hala bunun şaşkınlığını üzerinde atamamıştır.
Nisan eylemlerinin devrimci ve bilimsel yorumu ise, halk hareketinin “anayasa” yaptığı yönündeydi.
“Halk hareketi, kılıcını vurmuştur ve Türkiye'nin kördüğümünü çözmektedir. Halk, Anayasa yapmıştır ve ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi görevlilerinin Çankaya'ya tırmanmasına izin vermemiştir. Milletimizin bilinci, ABD denetiminden ve AB kapısından kurtulmaktadır.” (*)
Anayasa nedir?
Bir ülkedeki temel yasadır, bütün diğer yasa ve kuralların aykırı olamayacağı…
Türkiye gerçekten, bazıları göremese ya da inanmak istemese de, körçıkmazların içinde debelenmektedir. Ancak, her körçıkmazın bir çıkarının bulunduğu diyalektik gerçekliğinden hareketle halk, o çıkar yolu bulmuştur.
Nedir o çıkar yol?
Milli bilincimizin, milletin bilincinin “ABD denetiminden ve AB kapısından kurtulması”, milletin 60 yıllık paslı prangaları sırtından atmasıdır. Bu sürecin bir adım önü de zincirlerinden kurtulanın soluğu İP’de almasıdır.
Tandoğan’da 1, 5 milyon kişi tahmin edildi. Çağlayan’da 3 ile 4 milyon arası, yani 3, 5 milyon kişi o ünlü anti-Amerikan ve anti-AB sloganı; yani Ne ABD Ne AB, Başı Dik, Tam Bağımsız Türkiye sloganıyla İstanbul semalarını inletti. Bu milletin beynindeki ABD ve AB pasının temizlenmesi, milletin beyninin ve zihninin berraklaşması ve billurlaşması değil de nedir peki?
Sonra, 1 Mayıs’ta Tandoğan’ın ve Çağlayan’ın rövanşını, mandacıları ve neoliberal başıbozuk “sol” grupları kullanarak alıyoruz sandılar. Ancak yanıtı gecikmedi: 13 Mayıs İzmir Gündoğdu’yu, Alsancak’ı Albayraklar okyanusu haline getirdi. Milletin beyninin pasının açılması devam ediyordu ve millet anayasa yapmayı sürdürüyordu. 200 km2’yi halk hıncahınç doldurmuştu; 2 milyonu aşkın kalabalıktan sözediliyordu.
Peki, boş verin Türkiye tarihini, dünya toplumsal mücadeleler tarihini bir inceleyin bakalım; böylesi görkemli eylemler nerede ne zaman yapılmış? Yoktur emsali! Yani, 100 yılda bir çılgınca işler yapan Türk milleti, gene hareketlenmeye başlamıştı.
20. yüzyılın ilk çeyreğinde, 75 yıldır süren milli demokratik devrim sürecinin en muazzam olaylarına imza atmakta; emperyalizme karşı tarihin ilk ulusal kurtuluş savaşını vererek Mazlum Milletlere önderlik etmekteydi; Mazlum Dünyaya meşale olmuştu. Tıpkı bugünkü ABD emperyalizmi için Amerikan muhiplerinin dediği gibi yenilmez sanılan İngiliz emperyalizminin sakalından tutup sürümüştü. Bu yorum, devrimci bilimsel yorumun bir versiyonundan başka bir şey değildir:
“Türkiye, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde olduğu gibi, 21. yüzyılın başında da dünya ölçeğinde bir gelişmenin başını çekmektedir. Türkiye’deki halk hareketi, ABD’nin sahneye koyduğu “Turuncu Devrimlere” son vermiştir. ABD’nin milli devletleri yıkma hedefi, Türkiye duvarına çarpmıştır. Tandoğan ve Çağlayan’daki Albayraklar Denizinde görüldüğü gibi, milli devletlerin milli bayraklarını yükselteceği dönem açılmıştır.” (*)
Türkiye’de Nisan eylemleri genel kanıda olduğu gibi gerçekten de bir milat olmaktadır; hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır artık. Hiç kimse eskisi gibi yaşayamayacaktır. Her şey altüst olmaktadır Türkiye’de, bütün ilişkiler ve somut durumlar değişmektedir. Halkının yüzde 90’lara yakınının anti-ABD’ci, yüzde 70’lerden fazlasının anti-AB’ci olduğu bir ülkede emperyalizm ve işbirlikçi gericilik için siyasal iktidar ateşten gömlektir. Yurdumuzun bu milattan sonra girdiği süreç işte bu süreçtir: Emperyalistler ve işbirlikçileri için iktidarın ateşten gömlek olduğu süreç… Tabii ki, bunun ters yüzü de doğrudur: Yurtsever ve devrimciler için ise böyle bir ülke cennetten bir gül bahçesidir.
Ancak, Nisan eylemleri Attila İlhan’ın üç beş yıl önce haber verdiği “dipdalgası”dır ama başsızdır, bir kurmay heyetinden yoksundur. Bu nedenle millet yeri göğü inletircesine “Birleşin!”, “Ne ABD Ne AB, Başı Dik, Tam Bağımsız Türkiye!” zemininde birleşin!” diye haykırdı; “Milli Hükümet Programıyla İktidara Yerleşin!” diye yön belirledi.
Latin Amerika’daki antiemperyalist devrimci rüzgârlara gıptayla bakarken birkaç yıl önce ve Türkiye’de de hayal ederken böyle eylemleri, işte birdenbire halk tarih yazmaya başladı Türkiye’de, dünyanın bir başka yerinde eşi benzeri görülmedik boyutlarda.
(*) Aydınlık dergisi
http://www.aydinlik.com.tr/doguperincek.htm