- Kategori
- Futbol
Nobresiz ve Renksiz

Pazar günü oynanan karşılaşmada Beşiktaş Nobre’den yoksun çıktığı maçı, insanı esneten bir tempoda da olsa 2-0 kazanarak klasmanda kendisini ikinci sıraya taşıyacak 3 puanı almasını bildi.
Geçen haftaki diziliş ve oyun şablonuna sadık kalarak, sadece cezalı Nobre’nin yerine Gökhan Güleç takviyesiyle maça başlayan Beşiktaş’ın ilk dakikalarda Denizlispor kalesinde kurduğu baskıyı memnuniyetle izleyen Beşiktaşlı futbolseverler, altıncı dakikada Delgado’nun asistine Gökhan Zan’ın uçarak attığı kafadan sonra bu baskının altındaki felsefeyi de rahatça çözebildiler. Bir gün önce V.Manisasporlu Meduna’nın kalp spazmı geçirmesine sebep gösterilen aşırı sıcakların da etkisiyle Beşiktaş skor üstünlüğünü maçın başında ele geçirerek, kalan dakikalarda tempoyu kendisinin ayarlayacağı bir stratejiyle oyun alanında idi.
Oyun felsefesi olarak ele alındığında Beşiktaş’ın maç içerisinde güttüğü bu stratejinin büyük takım olmanın “gerek – yeter” şartlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Maçın kontrolünü elinde tutarak, istediği zaman tempoyu yükselten, istediği zaman ise rakibini uyutan bu oyun anlayışı, maç içerisinde rakibe “Patron benim” mesajını vermesi açısından önemli. Jose Mourinho’nun Chelsea’de oyuncularına başarıyla empoze ettiği bu oyun tarzı, “oyunda tempoyu veren taraf olmak” dışında, tüm 90 dakikadaki oyun kontrolünü de elinizde tutmanızı sağlayabilir.
Peki taktik tahtasında pırıltılar saçan bu felsefenin Beşiktaş tarafından sahada uygulanışı nasıldı? İsterseniz bu aşamada şeytanın avukatlığına soyunalım ve “kırmızı hap” ımızı alarak gerçeklerin dünyasından görünenleri yazalım :
Öncelikle Beşiktaş’ın bu defansif yapısıyla oyun temposunu ayarlama yada oyunda tempoyu düşürme gereğini hissettiği anlarda, isabetli ve sık pas yaparak oynaması muhtemel gözükmüyor. 6. ve 91. dakikalar arasında pek çok kez gözlemlediğimiz gibi geri dörtlü tarafından oyuna sokulması gereken topların uzun ve isabetsiz paslar olarak kullanılmasındaki ısrar, oyun kontrolünden çok rakibin tempo yapmasına ve Beşiktaş defansının kendi onsekizi içine gömülmesine yol açıyor. Bunda Koray dışında savunmada oynayan oyuncuların, oyun kurma becerisinden yoksun oluşları da büyük rol oynuyor. Özellikle Baki’nin bu oyunuyla Beşiktaş ilk on birinde nasıl her hafta ısrarla yer aldığı ise kafaları kurcalayan bir başka soru.
Bu arada son günlerde gündeme gelen “defansa takviye” ve “Edmilson” söylemleri ise, en azından Beşiktaş’ta doğru teşhisleri koyan birinin olduğunu göstermesi bakımından oldukça ümit verici. Her ne kadar transferi zor gözüküyorsa da, ihtiyaç duyulan oyuncu tipinin kafalardaki birebir karşılığı olan Edmilson, transferi halinde Beşiktaş’ın saydığımız problemlerini büyük ölçüde gidererek, Ricardinho ile birlikte takımı “şampiyonluğun en büyük adayı” haline getirebilecek çapta bir oyuncu.
Orta sahaya geldiğimizde transfer edilen Ricardinho ile birlikte Beşiktaş’ın bu sene en güçlü olacağı mevkisinin orta dörtlüsü olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabi kaliteleri belli olan Kleberson, Burak ve Delgado’nun yanına doğru şekilde monte edilecek Ricardinho’nun takım savunmasına katkı yapması şartıyla. Bu orta saha ile Beşiktaş’ın tempoyu ayarlaması gereken maçlarda bir zorluk çekmeden istediğini alabileceğini öngörebiliriz. Halen baklavanın solunda yer alan İbrahim Üzülmez ise büyük ihtimalle Baki’nin yerine savunmanın soluna çekilecek.
Son maçta Nobre’nin cezası nedeniyle görev yapmadığı forvet hattı, bu oyuncunun eksikliği nedeniyle topu rakip alanda tutmakta oldukça zorlandı. Görev yaptığı maçlarda rakip savunmaların hücuma katılmasının önüne set çeken Nobre’nin yokluğunda Bobo ve Gökhan Güleç’in istenilen performansı sahaya yansıtamadıklarını hep birlikte izledik. Kadrosundaki bu 3 forveti ve zaman zaman forvet oynayabilen İbrahim Akın’ı dikkate aldığımızda, Beşiktaş’ın en azından PAF takımından bir forvet oyuncusunu sorumluluk alabilecek seviyeye getirerek, bu oyuncuların yedeği olarak hazırlaması elzem görünüyor. Uzun Lig, Kupa ve Avrupa maceralarını düşünecek olursak, oluşabilecek uzun süreli bir sakatlık yada ceza durumunda forvet hattında bir zaafiyet oluşmaması için bu düşünce bir zaruriyet halini alıyor.
Her ne kadar Denizlispor karşılaşmasında taraftarlarına net bir galibiyet ve baskılı futbol izlemenin zevkini yaşatamasa da, Beşiktaş bu sezon zirve mücadelesinin inatçı ortağı olacağını gösterdi. “Farklı galibiyet” ve “iyi futbol” beklentileri ise bir hafta daha ertelendi.
Sahi Beşiktaş en son ne zaman bir lig maçını 4 farklı kazanmıştı?