- Kategori
- Gündelik Yaşam
Nurtopu gibi bir Ağca’ mız daha oldu

Tüm toplumlarda “ dimağlarındaki düşmanlara ” karşı sürekli savaş halinde yaşayan marjinal guruplar var. Kendilerini mensubu oldukları ulus, din, mezhep, sınıf vs’ nin fedaisi gibi gören bu guruplar ait oldukları kitlelerin adına hareket etme yetkisi kendilerine verilmediği halde toplumlarının hiçbir şekilde onaylamayacağı yöntemlerle hayallerindeki düşmanlara karşı toplu katliama varan şiddet eylemlerine başvurabiliyor. Ana yöntemleri “ şiddet ” olan bu guruplar, hedef olarak, bazen düşman olarak gördükleri kesimden, bazen de “ hain ” olarak niteledikleri kendi toplumlarından birilerini seçiyorlar.
Bu gurupların tuzaklarına düşmemek için hepimize düşen zor görevler var. Bu görevlerin başında tahrik olmamak ve misillemeden kaçınmak var.
Sessiz çoğunluk olarak, “eylemi gerçekleştirenin kim olduğu” ve “eylemin hedefinin kim olduğu” konusunda genellikle sorunlar yaşayabiliyoruz. Son örnekte yaşandığı gibi, kendi toplumumuz içinden birisinin Hrant Dink’e yaptığı suikast eyleminin arkasında haklı olarak “marjinal ve hasta dimağlı” birilerini, hatta CIA, Mossad, Asala vb örgütlerini görebiliyoruz da, benzer bir eylem bizden birine karşı yapıldığında aynı soğukkanlılığı ve sağduyuyu gösteremiyoruz ve bunu topyekün karşı tarafa mal ediyoruz. Toplumlarda birbirine karşı tırmanan nefret ve öfkenin birincil kaynağı bu sübjektiflik. Bu bize özgü bir kusur değil, hemen her toplum aynı.
Her şeyden önce şunu aklımızdan bir an olsun çıkarmamalıyız: toplum vicdanını rahatsız eden her eylem, sonrasında onarılması daha zor oluşumlara yol açabilir, bu nedenle soğukkanlılıkla değerlendirilmesi gerekir.
“1915’te Ne Oldu” blogumda özetlemeye çalıştığım gibi, Ermeni ulusu yakın geçmişte büyük bir felaket yaşadı. Tebası olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş halinde olmasından yararlanıp, Osmanlı’nın savaştığı Rusya, Fransa ve İngiltere’nin tahrikine kapılarak bağımsızlık için ayaklandılar. Çok zarar verdiler ve çok zarar gördüler fakat başaramadılar ve başarısızlığın onlara maliyeti çok yüksek oldu.
Yaşananların, Ermeni toplumundaki etkisi, Türk toplumundaki etkisine kıyasla çok daha fazladır. Çünkü bizim kayıplarımız dökülen kanlardan ibaret oldu ve vatanımız bizde kaldı. Ermeniler ise aldıkları ve verdikleri canların yanında, gerçekte Türklerle ortak vatanları olan Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldılar.
Onların bu dosyayı arkalarında bırakamamalarının nedeni, dökülen kanlardan çok kaybedilen vatandır. Ama bunun için bizi suçlamaya doğrusu pek hakları yok.
Sonraları, ulusal davalarını, 2. Dünya Savaşında yaşanan “Yahudi soykırımının” oluşturduğu merhamet ve sempati rüzgarının arkasına katma hevesine kapılıp eski düşmanlıkları yeniden hortlattılar. Son cinayet de ekilen düşmanlık tohumlarının sonucudur.
Bunu söylerken katili mazur göstermek gibi bir hedefim yoktur, ama görünüyor ki bu düşmanlığı körükleyenler için, dökülen kanın hangi taraftan olduğunun bir önemi yok. Yeter ki bu konu yeniden gündeme gelsin, gündemde kalsın.
Acı olan ise Ogün Samast gibi zavallıların, “dimağlarında yarattıkları düşmanın” ekmeğine yağ sürdüğünün ve hizmet ettiklerini sandıklarına verdikleri zararın farkında dahi olmaması.
Kahramanlık, silahsız hasmına enseden kurşun sıkmak değil, nefret edildiğini bile bile, canı pahasına doğru bildiğini savunmaktan geri kalmamaktır.
Hrant Dink doğru yöntemlerle yanlışı savundu, yanlış yöntemle bertaraf edildi.
Kahramanca yaşadı ve öldü.