- Kategori
- Güncel
Öcalan'a küs olan var mıydı?
Bazılarının hayaliydi, bazılarının ise kabusu... Belki de tek benim kabusum. Benim ülkemde olmaz diyordum, milletime yakışmaz diyordum, şehidimin kanı yerde kalır-kemikleri sızlar diyordum da bu günleri göreceğimizi bilmiyordum.
PKK ve barış süreci diyorlar, koskaca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı kalkıp, askerimize şehadet şerbetini tattıran, ülkenin tepesine karabasan gibi çöken bir illetin başıyla görüşme yapmaya gidiyor! Karşılıklı masaya oturuyor, düşünebiliyor musunuz? Siz düşünebiliyor musunuz, bilmiyorum ama biz Türkiye'de bunu bizzat yaşıyoruz.
Oysa bugüne gelmeden önce her şehit haberini gördüğümüzde ailesi de biz de "Vatan sağolsun..." dedik milletçe... Devletimiz sağolsun, vatanımız varolsun. Kimse şu illetle bir anlaşmaya gidilsin, şu adam ne istiyormuş sorulsun, demedi. 20 yaşında delikanlı şehadet şerbetini yudumlarken devlete değil PKK illetine kahretti.
Onca şehit haberini izle, onca ananın boynunu bükük bırak, babaların boğazına lokmasını diz, milyonlarca aile 20 yaşındaki delikanlının resmine sarılıp ağlasın, şehit ailelerinin yarasına tuz biber ekercesine bir karar alındı ve bir sürece girdi Türkiye... BARIŞ SÜRECİ.
Kimle barış, ne için barış?
Abdullah Öcalan'la küs olan varmıydı ki? Kim küsmüştü ki ona? Yenilir yutulur cinsten mi kabahati? Kimin ne hakkı var bu ülkenin delikanlısına şehadet şerbeti içirip ailesinin ocağına incir ağacı dikmeye? Söylesenize, evlat acısı çeken anne-baba nasıl barışmak ister oğlunun katiliyle! Yada siz, Türk halkı, ister misiniz vatan toprağında gözü olan, yıllardır doğuyu öcü belletip yakamıza yapışan biriyle?
Cebinize giren akreple dost olmak için mi çabalarsınız yoksa ondan kurtulmaya mı çalışırsınız?
İnsan hakları da bir yere kadar! Eğer insan hakkıysa bu... Hazır haktan hukuktan konu açılmışken sorayım; şehidin hakkı n'olacak? Onca kul hakkını nasıl ödeyeceksiniz? İstediğiniz barış süreci gerçekleşirse oturun bir hesaplayın alacağınız vebali...
Bu vatan için PKK yüzünden, Abdullah Öcalan'ı lider ilan edenler yüzünden, onca ailenin boynunu büktünüz, şehitlikler doldu taştı vatan sağolsun diye, kimini yetim kimini ağabeysiz kardeşsiz evlatsız bıraktınız. Şimdi de tüm bunların sebebiyle barış sürecine giriyorsunuz. Yolunuz açık olsun ama o yolda yalnızsınız bilesiniz...
Türk milleti katille, askere kurşun sıkanla, bayrağa düşman olmakla barışmak istemiyor, bilesiniz! Sanki herkes barışmak istiyor gibi de göstermeyiniz...
Zaten kimse küsmedi Öcalan'a, yıllardır düşmandık biz ona... Ve eski dosttan düşman, düşmandan da dost olmaz. Kargadan kılavuz olmayacağı gibi...
Onca asker, albay, general, gazeteci vs hapis yatmakta... İlla biriyle barışacaksak Silivri'ye gidelim barışmaya...
Bir vatan haini için, koca ada kapatıldı, başına koruma verildi, yediği önünde yemediği arkasında, "höt" demesin aman şartları iyileştirilsin diye neredeyse el pençe durulacak önünde! Vallahi de billahi de pes!
Bir de kalkmışız Türkiye Cumhuriyeti olarak bir hainle masaya oturmayı teklif ediyoruz, barış için. Ne o efendim, yanlışı yapan biz miyiz? Onlar niye çalmıyor kapımızı, silah bırakıyoruz diye?!
Cumhuriyet olan o mu biz mi?
Gazetecilerin birkaçına dil uzatıyorduk, Öcalan'la aynı masada fotoğrafı var diye. Şimdi ise Türkiye Cumhuriyeti devlet olarak, barış istiyor, gel masaya oturup konuşalım diyor.
Gazeteci hırsızla da röportaj yapar, hakimle de... Hep iyi insanla muhattap olmaz, kötüleri de karşısına alır, sorar soruşturur. Bunu yapması için ona karşı sempati veya antipati beslemesi gerekmez. Ama bir devletin ne mecburiyeti var bir hainle görüşmeye...
Gazetelerde okuyoruz sayfa sayfa, barış süreci – barışın dili – İmralı süreci – Öcalan'ın demeci... Bir de diyorlar ki "Herkes istiyor barışı, hep beraber söyleyelim barış türküsünü."
İlla bir türkü söylemeniz gerekiyorsa ben önereyim, milet olarak bağıra çağıra söyleyerek gidelim İmralı'ya; MUSTAFA YILDIZDOĞAN-ÖLÜRÜM TÜRKİYE'M!