- Kategori
- Eğitim
Okuma olanağı olmayan çocuklarımızın gözyaşları

Ekranlarda birçoğumuzun ilgi ile izlediği “ Varmısın Yokmusun” yarışma programının Pazar günü yayınlanan bölümünde bir genç kızımız yarıştı. Annesi tekerlekli sandalyeye mahkûm. Yüzünde yılların acısı var. Genç kızımız daha çocukken babası onları terk edip gitmiş.
Kızımız anlattıkça stüdyodakiler ağladı. İzleyenler ağladı. Bir yandan babasızlığın verdiği çaresizlik. Diğer yandan yoksulluğun acımasız yüzü. Parasızlıktan okuyamayan bir gencimiz. Birkaç yüz lirayı bir arada göremeyen bir aile. Sevgisini kızına veren bir anne, babasızlığın acısını ta yüreğinde hisseden bir genç kız….
Eğitimi yarıda kalan bu kızımızın parasızlıktan okuyamaması, eğitimini yarıda kesmesi acımı acı… Hikâyesini dinleyenlerin gözlerinde yoksulluğun kahrolası varlığına duyulan öfke…
Bir yandan altında son model arabalarla “ Bağdat caddesinde” son hızla yarış yapan, yayaları ve trafiğin akışını hiçe sayanlar… Diğer yandan birkaç yüz lirayı bir araya getirip okula gitme olanağı bulamayanlar…
Ülkemde yoksul öğrencilere burs veren insanlar, vakıflar yok mu var elbette. Var olmasına var ama burs alabilmek içinde aracıya, tanıdığa, referansa ihtiyaç var…
Çeşitli kurumlardan vakıflara varana kadar çok geniş yelpazede öğrencilere burs veren kurumlar var. İhtiyaç sahiplerine, referansı olmayanlara, tanıdığı olmayan kimsesizlere bu burslar verilmekte midir, yoksa kartvizitin arkasına “ Hamili yakınımdır” yazanlara mı verilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Çaresiz ve yoksul halkımız yeterince sosyal devlet olanaklarından yararlanabilmekte midir?
Sosyal devlet anlayışında eğitim piyasa koşullarında kendine yer açmak için çaba harcamamalıdır. Yani eğitim, herhangi bir mal veya ticari bir meta gibi değerlendirilmemeli, alınıp satılmamalıdır. Çünkü Anayasamızın ilgili hükümlerinde eğitim vatandaşlarımız için bir hak, devlet için ise bir ödev olarak düzenlenmiştir.
Vatandaşlara tanınan bu hakkı devletin yerine getirmesi gerekmektedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren eğitime verilen önem 1940’ lı yıllara gelindiğinde “ Köy enstitüleri” ile kırsala yayılmış, kırsalın öğrenmeye istekli çocukları eğitilmiş, memleketin dört bir yanına birer eğitimci, duvarcı ustası, tarımcı, arıcı, bağ işlerinden anlayan bireyler olarak dağıtılmışlardır.
1980’ li yıllara gelindiğinde eğitimde mantar gibi çoğalan özel eğitim kurumlarının, piyasaya ve zamanla da eğitim sistemimize hâkim olmaya başladıkları görülür.
Birbiri ardına açılan dershaneler vasıtası ile aileler, eğitim gören çocuklar ve üniversite çağındaki gençlerimiz sistemli bir biçimde piyasa koşullarında oluşturulan dershane sisteminin içine çekilmişlerdir.
Dershanelerin eğitimdeki rolleri sonucu zamanla devlet okulları kan kaybetmeye başlamış, devletin liselerinde okuyan gençlerimiz de dershane zinciri içine çekilmişlerdir. Fedakâr anne ve babalara düşen ise “ Çocuğum okusun da saçımı süpürge ederim, gömleğimi satar okuturum” söylemleri olmuştur.
Çocuğunu dershaneye göndermek için olağanüstü çaba sarf eden yoksul ailelerin yanı sıra her türlü fedakârlığa rağmen gönderemeyen ailelerde vardır.
Öğrenciler niçin dershanelere yönlendirilmektedir? Buna sebep nedir? Devlet okullarının eğitimdeki işlevleri yeterli değil midir? Dahası devlet okulları kendilerine emanet edilen çocuklarımızı gerektiği şekilde ve başkaca bir eğitim kurumuna gerek duyulmadan yetiştirmek eğitim vermek durumunda değiller midir?
Herhangi bir dersi zayıf olan veya belli bir dersi anlama güçlüğü çeken ya da takviye eğitime ihtiyaç duyan çocuklarımızı dershanelere yönlendirmenin mantığı nedir?
Hafta içinde okullarında eğitim gören binlerce öğrenci hafta sonlarında ise adeta dershanelere koşmaktadırlar. Üniversiteye hazırlık adı altında veya OKS' ye hazırlık adı altında on binlerce gencimizi dershanelere göndermenin, milyonlarca lira harcamanın gerekçesini anlamak mümkün değildir. Yazıktır bu paralara… İlköğretimden itibaren çocuklarımızı dershanelere göndermenin arayışı ve telaşı içindeyiz. En zenginimizde de en yoksulumuz da da bu telaş söz konusudur….
İyide devletin okullarında ders veren öğretmenlerin eğitimleri neden yeterli görülmemektedir? Bu sorunun cevabının mutlaka verilmesi gerekir.
Sonuçta devletimiz sosyal devlettir. Yoksulumuzun da varsılımızın da yeterli eğitimden yararlanması söz konusu olmalıdır.
Vatandaşlarımızın eğitimi Anayasamız ve ilgili yasalarca devlete verilmiştir. Yeterli imkânı olmayan yoksul aile çocuklarının eğitim imkânından yararlanması için sosyal devlet olarak daha çok çaba sarf etmeliyiz.
Parası ve yeterli imkânı olmayan ailelerin çocuklarının eğitimi için kaynak ayırmalı, yoksul insanlarımızın çocuklarının gözyaşlarını akıtmamanın yollarını bulmalıyız.