​ Okumak, okumamak, okuyamamak. / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '15

 
Kategori
Eğitim
 

Okumak, okumamak, okuyamamak.

Okumak, okumamak, okuyamamak.
 

Okumak insanı çoğaltan bir şeydir.


Okumak insanı çoğaltan bir şeydir.

Yazılı metinleri, kitapları, gazeteleri, diğer her türlü yazı içeren şeyi okumak bu anlamda ilk akla gelen şeydir.

İkinci akla gelen şey de belli bir konuda eğitim almak üzere bir okulun, bir eğitim kurumunun öğrencisi olmaktır. 

Çok daha geniş anlamda bakıldığında da niyet okumak, yüzdeki ifadeyi okumak, geleceği okumak şeklinde ifade edilebilen türleri de var ki, bu şu an bizim konumuz değil.

Biz eğitim anlamında okuma ile genel anlamda okumayı masaya yatıracağız.

Kim okur, niye okur; kim okumaz, niye okumaz, kim, niye okuyamaz sorularının yanıtlarını arayacağız. Bu soruların karşılıklarını ararken ülkemiz ve dünya gerçeklerini göz önünde tutacağız. Aksayan, sarkan ya da abartılı bir şeyler var mı onlara bakacağız.

Okuyanların neleri, niçin, nasıl okuduklarını değerlendireceğiz kendimizce. Yapılan okumalarla ilgili doğrulara ve yanlışlara bakacağız.

Bu eylemin tam karşısında bulunan yazma, yayınlama işlerinin nelerden etkilendiğini, bu anlamda arz talep  dengesinin nasıl kurulduğunu da çözmeye çalışacağız.

*

Yazılı metinleri okuyabilmek için önce okumayı bilmemiz gerekir. Bu da belli bir eğitimi gerektirir.

İnsan bir kere okuyabilir hale geldi mi, okumanın tadına vardı mı, okumanın onu hangi ufuklara götürebileceği konusunda bir fikir sahibi oldu mu genellikle bundan yararlanır.

Okumayı bilip de okumayanlar ya başka şeylerle çok yoğun şekilde meşgul oldukları için; ya okumanın kendilerine neler kazandırabileceğini bilmedikleri için, ya okuma süreçlerinde okumakla ilgili kötü deneyimler nedeniyle bu işten uzak durdukları için, ya da bu eylemin önemini anlamadıkları için okumazlar.

Belki okumak da insana ilişkin kimi diğer şeyler gibi etkileşimle artan ya da azalan bir şeydi. Uzakdoğu ülkelerinde, Avrupa'da, okur yazar oranının yüksek olduğu her yerde bunun da az ya da çok bir etkisi mutlaka vardır.

Kalabalık ortamlarda esneyen insanlardan etkilenip esneyen, öksüren insanlardan etkilenip öksüren bizler belki de okuyan insanlara toplu taşıma araçlarında, park ve bahçelerde daha sık rastlasak kitap da okuyabiliriz.

Bu satırları okuyanların bir kısmının hafif bir gülümsemeyle "o kadar da kolay değil" dediklerini işitir gibiyim. Haklısınız. Birinden etkilenip esnemek başka bir şeydir, okumak başka. Okumak biraz daha fazla temel desteği gerektirir. Okumaya normal koşullarda, tatilde, boş zamanlarda bile yönelmeyen insanlar taşıt araçlarında ya da park ve bahçelerde de okumazlar. Soran olursa ya bir bahane gösterirler ya da "öyle bir şey de var mı" anlamında bakarlar.

Tabii okumanın gelir düzeyi ile de çok yakın ilişkisi vardır. Eğitim gelir düzeyini, gelir düzeyi de eğitimi yükseltici etki yapar. Her zaman böyle olmasa da genellikle böyledir.

Yüksek maaşları genellikle yüksek eğitim ve beceri sahibi olanlar alırlar. Onlar bulundukları düzeyi korumak ve geliştirmek için okumayı ömür boyu sürdürürler. Zamanla alışkanlık haline gelen okuma onlar için olmazsa olmaz haline de gelir.

Düşük gelir düzeyine sahip olan insanlarda ise istisnalara rağmen durum tam tersinedir. Onlar zaten gündelik geçimlerini sağlamaya çalışırken okumaya çok fazla zaman bulamazlar. Biraz boş zamanı olanlar da özel bir hedefleri ve ortalamanın üzerinde hırsları yoksa o boş vakitlerini daha basit, sıradan eylemlerle ya da dinlenerek geçirirler. Ancak bütün o yoksulluk içinde eğitimin sağladıklarının farkına varıp kabuklarını kıranlar da mutlaka vardır.

Kalabalık ailelerinin gereksinimlerini karşılamak için gün boyu yoğun bir şekilde ev işleri ile haşır neşir olan, her aile bireyine ayrı hizmet etme durumundaki ev kadınlarının çoğu yaptıkları iş dışarıdan basitmiş gibi gözükse de hem ruhsal hem bedensel olarak gerilir, kitap okumaya elverişli olmaktan çıkarlar. :(

Bedenen çalışmak durumundaki herkes aşağı yukarı aynı durumdadır. Bedensel çalışma yorucudur.

Sonuçta nüfusunun önemli bir bölümü orta ya da alt gelir gruplarına mensup insanlardan oluşan toplumlarda kitap sadece okulda ve öğrencilik süreçlerinde ele alınan bir şey haline gelir. Pek çok üniversite öğrencisi bile kendisine gelecek yaşamında kaynaklık edecek önemli ders kitaplarını ilgili dersin sınavını geçer geçmez ya çöpe atar ya da rafa kaldırır. Kitaba gerekli özeni ve saygıyı göstermez, gösteremez ki, bu da ayrıca incelemeye değer bir durumdur. 

Kim okur sorusu sorulduğunda ister istemez kendi gençlik dönemlerimiz gelir aklımıza. Televizyonunun henüz ülkemizde yayında olmadığı, internetin, cep telefonunun, akıllı telefonların, tabletlerin, bilgisayarların bir kısmının hayalinin bile kurulamadığı zamanları.

O zamanlar biz okurduk. Okumanın bizi hiç gidemediğimiz ülkelere, kentlere götürdüğünü, tanışmamız mümkün olmayan insanlarla, kültürlerle tanıştırdığını, hayal bile edemeyeceğimiz yaşam tarzlarına aşina kıldığını, çeşitli yönlere doğru çeşitli şekillerde çoğalttığını bilir, bilmesek bile hissederdik.

Benim kuşağımda öğrenci olup da Van İl Halk Kütüphanesinin yolunu bilmeyen, uzun yıllar oranın yöneticiliğini yapmış olan Rahmetli Hakkı Yakupoğlu'nu tanımayan neredeyse yok gibiydi. Hiçbir şey için olmasa dahi ansiklopedilerden yararlanıp ödevlerimizi yapmak için oraya giderdik. Ben tarihi romanları, aşk romanlarını, macera romanlarını, yerli ve yabancı yazarlara ait değişik türden eserleri oradan alır okurdum.

Bir karayolu işçisi olan babam kitap okumalarım nedeniyle gözlerimi kaybedeceğimden korkar, evde bulunduğu zamanlarda çok okumama izin vermezdi.

Müdürümüz Hakkı Bey okuduğumuz kitapları bize verirken kendi ölçülerine göre ahlakımızı da korumaya özen gösterirdi. Bir keresinde içine bakıp sorunsuz ve okunabilir bulduğum bir romanı, gözlüklerinin üzerinden sorgulaya gözlerle baktıktan sonra sırf adı "Canavar Tohumu" olduğu için bana vermemiş,"git bunu bırak başka kitap al" demişti.

Belki de o karşı koymalar bizi daha büyük bir aşkla okumaya yöneltmişti.  Belki de biz bugün çocuklarımıza "okuyun, kendinizi geliştirin" derken tam tersi bir etkinin oluşmasına neden oluyoruz.

Sözün burasında günümüzde daha iyi anlaşılan ve yaygınlaşan hızlı okumaya da değinmekte yarar var.

Biz o zamanın okurları tümdengelim yerine tümevarım yöntemiyle okumayı yazmayı öğrenirdik. Yani önce harfleri, sonra sözcükleri sonra da cümleleri öğrenir, hecelemeyi geçtikten sonra da okuduğumuz her şeyi sözcük sözcük okurduk.

Bu anlayışın ve okuma yönteminin insanı yavaşlattığı, öğrenmeyi olumsuz etkilediği ve zaman kaybına neden olduğu günümüzde anlaşılmış ve tümdengelim yöntemi ile eğitime geçilmiş, hızlı okuma da henüz ülkenin pek çok yerinde bilinmiyor olmasına rağmen kullanılmaya başlanmıştır.

Hızlı okuma okuma verimimizi ciddi anlamda yükselten bir şeydir. Bu yönüyle okullarda ders olarak verilmesi ciddi yararlar sağlayacaktır.

*

Zamanında taşa, kil tabletlere, ceylan derilerine yazan insan uzun zamandır bu işte kağıdı kullanıyor.

Matbaanın insan yaşamına girmesinin üzerinden yüzyıllar geçti.

Yine bizim çocukluğumuzda yazının kitap haline gelmesi ciddi bir masraf gerektiriyordu. Teknolojik gelişmeler o masrafları da önemli ölçüde azalttı.

Yine de bir çalışmanın kitap halinde basılması için kimi külfetlere katlanılması bir zorunluluk.

Her ne kadar bilgisayarlarda yazılmış metinler kolaylıkla kitaba dönüştürülebiliyor olsa da telif hakları, yasal başka zorunluluklar bu kolay gibi gözüken engeller pek çok yazarı şimdilik durduruyor.

Yayıncıların kendilerine basılsın diye getirilen çalışmaları eskiden olduğu gibi çeşitli açılardan değerlendirdikten sonra karar veriyorlar.

Kimi türler çok okunmadığı için fazla basılmıyor. Tanınmamış yazarlar her zamanki gibi risk.

Ancak artık her çalışmanın kitap halinde basılması da gerekmiyor.

Artık internet adlı uluslararası bir ağ var ve uygun yolları kullanan her yazar, çizer burada kendini gösterme şansına sahip.

Teknolojinin her şeye damgasını vurduğu günümüzde okuma araçları çeşitlenmiş, kağıt üzerine basılı kitap ve gazetenin sınırlarını aşmıştır.

Dijital ve sanal ortamlar okunabilir şey sayısını ve türünü kat be kat arttırmıştır.

Kitap ve gazeteye uzak duranlar sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılanları, dijital haber ve bilgi kaynaklarında bulunanları yoğun bir şekilde okumaya ve hatta yazmaya başlamışlardır. Akıllı telefonlar bu anlamda yeni bir çağ açılmasına neden olmuştur.

Nitelik ve kalite arayışlarımızı bir yana koyarsak okuma yazma oranları sevindirecek oranlara yükselmiştir.

*

Eğitim anlamında okumada da ciddi gelişmeler olduğunu söylemek mümkün.

Bilgi çağından, bilgi toplumundan söz edilen bir dönemde dünyadaki bütün ülkeler bilgi teknolojisi araçlarını en iyi bir şekilde kullanmak zorundadırlar.

Bu anlamda okullar, üniversiteler bilgi aktarım araçlarını, bilgi aktarımında çalışan eğitmenlerini çağın koşullarına uygun olarak her an güncel kılmak durumundadırlar.

Gün geride kalma günü değildir.

İnsanlara sadece birtakım etiketler vererek onları etkili, yetkili ve uzman kılmanın zamanı geçmiştir.

En az fiziksel yapılar, çevre düzenlemeleri kadar da eğitim süreçlerine, araçlarına, dershanelere, laboratuvarlara da yatırım yapmak kaçınılmaz olmuştur.

Bir taraftan sorumluluk duygusu ve eğitim bilinci olan aileler, öte taraftan her dereceden ve her türlü okul yönetimleri daha verimli, daha güncel kalma zorunluluğunun farkına varmalı, gereğini yapmalıdırlar.

Sonuç olarak günümüz dünyasında kurda kuşa yem olmamak için bireyler de, toplumlar da kültür düzeylerini yükseltmek, eğitim, sağlık, savunma alanlarında kazanılması gereken mevzileri kazanmak, yaşam düzeylerini yükseltmek durumundadırlar.

Bu sayılan şeylerin tamamı okumakla, eğitimle olan şeyler.

Dünyanın farklı yerlerinden gelen türlü ekonomik, ideolojik, kültürel esintilere karşı koymak, kendi kültürünü korumak, ekonomik düzeyini yükseltmek isteyen her birey ve toplum onu ayaklarının üzerinde durma şansı verecek olan eğitimin önemini anlamak, eğitim etkinliklerine katılmak durumundadır.

Aksi durumda dünyanın zenginliklerini önüne katıp sürükleyen rüzgarlar bireyleri de, ülkeleri de, toplumları da muhtaç hale getirebilirler. 

 

23.07.2015

 
Toplam blog
: 284
: 245
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..