- Kategori
- Deneme
Okur için mi yazmalı?

Öykü dostlarıyla yaptığım söyleşiler sonucu, zevk alma ölçütlerinin oldukça farklı olduğunu gözlemledim. Kimi konuya öncelik veriyor, kimi dili ön plana çıkarıyor, kimi öykünün mesajı, kimi öyküde kendimi bulmalıyım diyor.
Okurlardan bazısı, bir öyküde kişisel yetersizlikleri, sosyal konumları ya da çeşitli baskılar nedeniyle yaşayamadıklarını, yapamadıklarını yaşamak istiyor. Böyle olursa, yasak meyve tadında olan bu isteklerinin kurgusal bir dünyada da olsa gerçekleştiğini görecek, kendi açısından gerçekleştirilmesi güç davranışlar, deneyimler yönüyle zengin bir yaşam bulacaktır.
Kendi dünyasına uygun bir kahramanla karşılaşmak, olayları onunla yaşamak, onunla neşelenmek, onunla üzülmek isteyen okurlar da var. Kahramanın özel yaşamına, gizli bahçesine girecek, vicdan muhasebesine tanık olacak, kendini kahramanla özdeştirecekmiş.
Bazıları, yazar çağına tanıklık etmeli, ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını, kadın erkek ilişlilerini, insanların duygu ve davranışlarını etkileyen, biçimleyen, yönlendiren koşulları gözler önüne sermeli, okuru yönlendirmeli, bir çıkış yolu önermelidir, diyor.
Kimi okur da şöyle düşünüyor: “Yaşam koşulları, ekonomik sıkıntılar, işyerindeki ilişkiler, bunlara benzer daha onlarca sıkıntı içindeyiz zaten. Okuru eğlendirecek, hoşça vakit geçirtecek, stresten uzaklaştıracak öyküler yazılmalıdır.”
Öyküde hoş bir anlatım, ağır olmayan, temiz, anlaşılır, özenli bir dil özlemi içinde olan okur sayısı da oldukça fazla. “Dili savsaklayan bir yazar, kurguya da öykünün diğer öğelerine de özen gösteremez.”
Öykünün yazılış nedenini araştıran, nasıl bir ders vermek istediğini soran okur sayısı da azımsanamaz.
Diğer taraftan yazar biraz da kendini yazar. Öyküyle boğuşmak başlı başına bir işken bir de yazarın, okuru düşünerek yazması gerçekten çok daha zor. Durum böyleyken de her yazarın en büyük düşü, okunmak ve yapıtı hakkında okurun izlenimleri öğrenmektir.
Dilbilimci Roman Jakobson, dilin fonksiyonlarından birinin de “çağrı işlevi” yani alıcıyı etkileme, düşündürme, yönlendirme olduğunu söyler. İster istemez, her şeyden önce dil işçisi olanyazarın da böyle bir işlevi var mıdır sorusu düşüyor akla.
Sizce yazar ne yapmalı? Okuru mu düşünmeli yoksa ona duygu ve düşüncelerini içeren bir mesaj vererek bildiği yolda yürümeli mi?