​ Öl de kurtulayım senden / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '08

 
Kategori
Edebiyat
 

Öl de kurtulayım senden

Öl de kurtulayım senden
 

...


Sadece siyahı kullanarak her şeyin resmini yapabilirim. Işık bu iki penceresi de apartman boşluğuna bakan demir ve beton kokan odalara şöyle bir dokunmaz bile. Akşam olduğunda karşı evde bütün gün acıyla inleyen yaşlı adamın odasının lambası açılır, içlerinde kitapların CDlerin, okuldan kalma defterlerin, mutfağa fazla gelen tencerelerin, tabakların olduğu kolilerle bir ütü masası bir fırın ve duvara dayalı iki büyük halı rulosunun olduğu bu beton zeminli odanın duvarında asılı tabloya ancak o zaman soluk beyaz bir ışık değer. Bu tabloyu, buraya yeni taşındığımda bana apartmanın karşısında cam çerçeve dükkanı olan çocuk hediye etmişti. Göl kıyısında bir kulübe, turuncu sarı gökyüzü, ilerideki tepelerin ardına batan güneş. Yağlıboya. Hepsi bu. Sadece bunu, elimde aynı renkler ve aynı fırça olsa yapamayacak olmam belki de bu resmi yapan her kimse onun resim yeteneğini en alt düzeyden bir üstüne çıkarmakta. Ancak ışık değmediğinde Picasso’nun , Van Gogh’un, Rembrant’ın renklerle kurduğu saltanata kulak asacak kim kalır? Sadece siyahı kullanarak hayal gücünün erişebildiği her yere gidebileceğimden kimsenin şüphesi olmasın. Yaşlı adamın inlemeleri feryat haline gelir zaman zaman, ufak tefek karısına sövmeye başlar, kadın çoğu zaman aldırış etmez, bazen de öl de kurtulayım senden diye illet eder. Ölecek olduğu söylenen bu adamı perdelerin arkasından izlerim ara sıra, apartmanın boşluğunda çınlayan boğuk iniltilerine aldırış etmeden onu güç bela doğrultup üzerini değiştiren, elektrik süpürgesiyle yatağın altını süpüren, yastıkları birbirine vurup tozlarını çıkartan kadını izlerken; ölümün tedirgin beklenişinin, soluğunu ensede hissetmenin, ayak seslerini duymanın, ölüm döşeğinde gün sayıyor olmanın filan yaşamla ölümün kesişim kümesinin boş oluşuna aldırmayanların bir takım safsatasından ibaret olduğunu görmeye başlarım hiçbir bedenin ölümle reaksiyona girmediğini, hastalığın ölümden çok yaşama ait olduğunu anlarım, ölümün ayak sesi yoktur, soluğu ensede falan değildir, acı çekerken hayatla tepkimeye girer beden. Hayat hiçbir zaman ölümle kol kola değildir. Hayatın gürültüsü bastırır ölümün ayak seslerini, elektrik süpürgesinin homurtusundan bir şey eksilmez. Siyahla her şeyi resmedebilmenin kasvetli değil salt gerçek olduğunu görmek istemeyenler, elektrik süpürgesinden çıkan homurtunun salt gerçekliğini de yadsıyacaklardır. Öl de kurtulayım senden. O kadar çok yaşıyorsun ki acı çekerken..

 
Toplam blog
: 12
: 425
Kayıt tarihi
: 04.12.08
 
 

Yazdıklarımın yarısı kadar yaşayabilmek. O kadar da iyi yazmam halbu ki değil ki yaşamak sanat olsun..