​ Olmadı Cimbomum yakışmadı... / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '09

 
Kategori
Futbol
 

Olmadı Cimbomum yakışmadı...

Olmadı Cimbomum yakışmadı...
 

Yorum yok


28.08.2009

Galatasaray’ın, UEFA Avrupa Ligi play-off turunun ilk maçında Estonya’nın FC Levadia takımı ile Ali Sami Yen’de ki 5–0 lık galibiyetini izleyememiştim.

Bu akşamda en az buna yakın bir galibiyet ve nefis bir futbol izleme dileği ile koştura koştura kantine gittim.

Kantin bahçesi neredeyse tamamıyla dolmuştu. Birkaç masa da rezerve edilmişti. Dolu olan masalarda gençlerin bir kısmı tavla oynuyor bir kısmı da nargilelerini tüttürüyorlardı.

Ne yalan söyleyeyim, evden çıkarken biraz umutsuzdum. Nedeni FB. Maçı ile GS maçının aynı saate denk gelmesinden ötürüydü. FB maçını gösterirler GS maçını göstermezler diye düşünmüştüm.

Oraya vardığımda garsonlar beni görünce güldüler. Onlarla gide gele neredeyse akraba olmuştum.

Bu muzip gülüşlerinin ardında bir şey olduğunu sezinledim. Hemen sordum;

-Hangi maç gösterilecek?

Yarım saat GS sonra Fenerbahçe.

-O nedenmiş ya? Bu haksızlık, bari yarım saat birisini diğer yarım saatte diğerini gösterseniz olmaz mı?

-Valla abla, bak Fenerliler çoğunlukta, önceden yer ayırttılar.

Garsonun bu konuşmasından sonra, müthiş bozuldum bu işe. Ne demek oluyordu yani? Kadıköy demek Fenerbahçe mi demekti? Bazılarına göre öyle olsa da ben doğma büyüme Kadıköylüyüm ama GS lıyım.

Benim gibi bir sürü insan vardı. Bu, benim ve diğerlerinin maç izleme özgürlüklerine mani olmaktı.

Düşündüm de hiçbir şeyde kardeş olamıyoruz, birbirimize hak tanımıyoruz. Bu fanatiklik, sanki birbirimize düşmanmışız gibi davranışlar acaba bir gün sona erecek mi?

Neden yan yana adam gibi maç izleyemiyoruz?

Diyarbakır’da Fenerbahçe takımına yapılanları da şiddetle kınıyorum. Futbol bir spor gösterisi olduğuna göre yenmekte var yenilmek de. Maçı kaybetmek dünyanın sonu değildir elbette değil mi? Hele bir misafir takıma, üstelik Türkiye’nin güzide takımlarından birisine (bu tüm futbol takımları için geçerlidir aslında) bu şekilde davranılması beni de birçokları gibi üzdü. Anadolu insanının misafirperverliği dillere destandır. Ne oldu bizlere? Şeytan çarpmışçasına bu kin, bu nefretler neden oluyor?Fenerbahçe camiasına ve futbolcularına buradan geçmiş olsun dileklerimi yolluyorum.

Offf! Of! Tüm bunlar çok can sıkıcı olaylar.

Bu düşmanlık bir gün sona erer inşallah.

*******

Neyse, buraya kadar geldim yarım saat seyredeyim bari diye bir an aklımdan geçirdiysem de sonra vazgeçtim. Maçın tam ortalarına doğru kös kös aklım maçta kalarak ayrılacaktım oradan. Buna gönlüm razı gelmedi. Bari başka bir yer arayayım diyerek oradan ayrıldım hızlı adımlarla adeta koşarak geldiğim yöne doğru yollandım.

Kuyubaşı’nda bir restoran vardı oraya bir kez gitmiştim ama küçük bir ekranda izlemek hoşuma gitmemiş beğenmemiştim. Eh, işte şimdi oraya muhtaç olmuştum. Aman maçı izleyeyim de, isterse 37 lik ekran olsun diye düşündüm bu kez.

Oraya vardığımda hemen hangi maçı izlettirdiklerini umutsuzca sordum.

Galatasaray maçını mı? Yoksa Fener maçını mı? Hangisini izlemek istiyorsunuz? Diye sordular.

Galatasaray’ı izlemek istediğimi söyledim

Duyduğuma inanasım gelmedi. Ne dediler biliyor musunuz?

Hay Allah! Nerden bileceksiniz tabi?

Bir görevli;

Galatasaray maçı (eliyle bahçenin girişinde sol tarafta olan büyük perdeyi göstererek)GS. Maçı bu tarafta FB. Maçı bahçenin öbür tarafında demez mi?

Önce benimle dalga geçtiklerini sandım. Şöyle bir bakındım. Bahçenin öte yanı görünmüyordu ama bal gibi de doğruydu zira gösterdiği yerde orada sarı kırmızı forma giyinmiş birkaç kişi oturuyorlardı. Aman bir sevindim, bir sevindim ki sormayın. Hemen iyi izleyebileceğim bir masaya oturuverdim ve maçın başlama dakikalarını saymaya başladım.

Nihayet maç başladı. Başladı başlamasına da, ses yok. Hay Allah, belki gelir diye 45 dakikayı sinir içinde izledik. Etrafta çok kaliteli insanlar vardı, bağırtı çağırtı olmadı ama sık sık garsonlara soruldu ses ne zaman gelecek diyerek. Tabi ben de bu sırada soranlardan tekiydim.

Sesten vazgeçmiştim neredeyse, bari görüntü düzgün olsaydı ya! Hiç güzel değildi. Sol kanadı hiç göremiyor, futbolcuları seçemiyorduk. Sık sık ta kesilmeler oluyordu.

Ses yok, sanki sessiz film seyrediyoruz, dolayısı ile heyecan da yok.

Galatasaray teknik direktörü Frank Rijkaard İstanbul’daki kadrodan başka bir kadro hazırlamıştı. Sakatlıkları bulanan Keita, Ayhan, Kewell, Hakan Balta, Linderoth ve Serkan Çalık’ın yanı sıra, Baros, Volkan, Aykut, Uğur ve Gökhan da bu maçın kadrosuna yoklardı.

Acaba 5-0 ın rahatlığından mıydı yoksa diğerlerini denemek için miydi?

İlk yarını sonlarına doğru bir gol attık sevincimiz kursağımızda kaldı zira ofsayt sayıldı veya ofsayttı. Tam göremedik. Böylece ilk yarı 0-0 bitti.

İkinci yarının 10 dakikası geride kalırken ses düzeni onarıldı. Bir oh! Çektik. Brezilyalı yıldız Elano Blumer’i Levadia karşısında ilk kez ilk 11 de izleme fırsatı bulduk. İstikbal vaat eden bir temposu var.

Frank Rijkaard, savunma bloğunu Sabri, Emre Güngör, Emre Âşık, Alpaslan’dan oluştururken, orta sahada Barış, Mehmet Topal, Aydın, Serdar, ileride ise Elano ile Nonda’ya görev vermişti.

Galatasaray çok rahattı ama ben hiç rahat değildim açıkçası. Takımımdan daha iyi bir netice ve daha güzel bir oyun sergilemesini bekliyordum. Arda’yı neden yedek oturttu sonlara doğru aldı teknik adamımız onu da anlamadım.

Sonuç olarak 50. dakika da Levadia Tallinn li Puri'nin golüne 64. dakika da Nonda ile karşılık verince skor 1-1 berabere kaldı. Bu sonuçla da Galatasaray UEFA Avrupa Ligi'nde gruplara kalan taraf oldu.

Takımımı kutlarım ama ne yalan söyleyeyim, bu oyundan pek tatmin olmadım ben.

 
Toplam blog
: 375
: 801
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..