- Kategori
- Deneme
Ölmek zamanı!

Ölmenin zamanı var mıdır?
Zamanını belirleyemediğimiz ölüm gerçeği için bir "ölmek zamanı"ndan bahsetmemiz doğru olur mu?
Herhalde olmaz!
En azından bizim tayin edeceğimiz bir zaman söz konusu olmaz.
Ama "öldürmenin" zamanı olabilir.
Bir ölüm üzerinden bin bir dünyevi getiri bekleyenler cinayetler işleyebilirler.
Ölüyü toprağa bir "fitne" tohumu gibi ekmek hesabı, cinayetlerin, özellikle de "siyasi cinayet"lerin itici gücüdür.
Az gelişmiş toplumlarda insanların "ölüsü" dirisinden daha değerlidir çoğu zaman..
Bunu çok iyi bilen güçler, bu toplumlar üzerindeki hesaplarını ölüler üzerinden yürütürler.
İğrenç politikalarının yakıtı bir ceset olur; ister "öldürme" yoluyla olsun, isterse "ölme" yoluyla..
Bir "ölü" den bin bir menfaat devşirme işidir sözünü ettiğim.
Bu noktada "ölenin" kim olduğu değil, ölümüyle toplum üzerinde yaratacağı etki hesaba katılır.
Ölümüyle toplumsal gerilimi tavana çıkaracak kişi, en tercihe şayan olandır.
Tıpkı, raitinglere tavan yaptıracak bir filmin yayıncılar tarafından tercih edilmesi gibi..
En iyi "film" en çok raiting alacak olan filmdir. En iyi "ölüm" de, gerilimi en yüksek noktalara çıkaracak olan ölümdür.
Hesaplar buna göre yapılır.
Bazan -aslında nadiren- bu "hesap uzmanları" nın şansı yaver gider. Gerilim tohumu olacak olan kişi, kendiliğinden ölüverir.
Bu defa "ölü"nün, toplumsal hayatın uzlaşma noktalarını "öldürmesi" için, cenaze merasimleri kullanılır.
Ölü artık dünyadan kopmuş, ebediyete gitmektedir. Dünyada olup bitenlerle ilgisi kalmamıştır; ama dünyalıların onunla işi henüz bitmiş değildir.
Ölüyü uğurlarken, nice "uğursuz hesaplar" yürütülür. Ölü gideceği yere gidecektir ama diriler mezarlıktan geri dönecektir. Hayat ve siyaset devam edecektir.
Geri kalmış toplumlar "ölülerini" sever.
Avcı devletler, avlarının bu zaafiyetini çok iyi bilir ve çok iyi kullanırlar. Bir cesetten binlerce ceset çıkarma programları yapar ve uygularlar.
Gelişmiş ülkeler dirileri ile yaşarken, geri kalmış toplumlar "ölüleriyle" yaşamaya mahkum edilir. Ölümlerden ölüm beğenilir; ölülerden yeni ölüler çıkarılır bu ülkelerde..
Ölüm programları genellikle dışarda yapılır; ama içerde de uygulayıcılar bulunur.
Şöyle derler: Toprağınızın üstü bizim, altı sizin!
Eğer, onlar için gerekli şeyler, toprağın altındaysa bu defa, toprağın altını da isterler.
Şöyle derler: Toprağınızın altındaki bize lazım; ama sizin ölülerinizi gömdüğünüz derinliklerden çok daha derinlerde olanlar..Bizim işimiz derinlerde, çok derinlerde..
Ölülerin ekilmesine müsaade ederler; hem de bin bir alayişle, görkemli törenlerle..
Şöyle derler: Siz ölülerinizi bir tohum gibi ekin ama meyvelerini biz toplayacağız.
Bu yüzden, geri kalmış toplumlarda "toplumsal değeri" olan ölümler hiç eksik olmaz..
Ölüyü kutsayan toplumlar için bu bir ihtiyaç halini almıştır çünkü.
Bu "sürüyü" güdenler de, daima bu ihtiyacı giderecek faaliyetlerde bulunurlar.
Toplumun önüne bir ölü atarlar; ister cinayet yoluyla olsun, isterse ecel yoluyla olsun..
Sonuçta bir "cenaze merasimi" çıkar ortaya, nasıl olsa..
Korkunç politikalarını yürütmek adına!
Zamanını belirleyemediğimiz ölüm gerçeği için bir "ölmek zamanı"ndan bahsetmemiz doğru olur mu?
Herhalde olmaz!
En azından bizim tayin edeceğimiz bir zaman söz konusu olmaz.
Ama "öldürmenin" zamanı olabilir.
Bir ölüm üzerinden bin bir dünyevi getiri bekleyenler cinayetler işleyebilirler.
Ölüyü toprağa bir "fitne" tohumu gibi ekmek hesabı, cinayetlerin, özellikle de "siyasi cinayet"lerin itici gücüdür.
Az gelişmiş toplumlarda insanların "ölüsü" dirisinden daha değerlidir çoğu zaman..
Bunu çok iyi bilen güçler, bu toplumlar üzerindeki hesaplarını ölüler üzerinden yürütürler.
İğrenç politikalarının yakıtı bir ceset olur; ister "öldürme" yoluyla olsun, isterse "ölme" yoluyla..
Bir "ölü" den bin bir menfaat devşirme işidir sözünü ettiğim.
Bu noktada "ölenin" kim olduğu değil, ölümüyle toplum üzerinde yaratacağı etki hesaba katılır.
Ölümüyle toplumsal gerilimi tavana çıkaracak kişi, en tercihe şayan olandır.
Tıpkı, raitinglere tavan yaptıracak bir filmin yayıncılar tarafından tercih edilmesi gibi..
En iyi "film" en çok raiting alacak olan filmdir. En iyi "ölüm" de, gerilimi en yüksek noktalara çıkaracak olan ölümdür.
Hesaplar buna göre yapılır.
Bazan -aslında nadiren- bu "hesap uzmanları" nın şansı yaver gider. Gerilim tohumu olacak olan kişi, kendiliğinden ölüverir.
Bu defa "ölü"nün, toplumsal hayatın uzlaşma noktalarını "öldürmesi" için, cenaze merasimleri kullanılır.
Ölü artık dünyadan kopmuş, ebediyete gitmektedir. Dünyada olup bitenlerle ilgisi kalmamıştır; ama dünyalıların onunla işi henüz bitmiş değildir.
Ölüyü uğurlarken, nice "uğursuz hesaplar" yürütülür. Ölü gideceği yere gidecektir ama diriler mezarlıktan geri dönecektir. Hayat ve siyaset devam edecektir.
Geri kalmış toplumlar "ölülerini" sever.
Avcı devletler, avlarının bu zaafiyetini çok iyi bilir ve çok iyi kullanırlar. Bir cesetten binlerce ceset çıkarma programları yapar ve uygularlar.
Gelişmiş ülkeler dirileri ile yaşarken, geri kalmış toplumlar "ölüleriyle" yaşamaya mahkum edilir. Ölümlerden ölüm beğenilir; ölülerden yeni ölüler çıkarılır bu ülkelerde..
Ölüm programları genellikle dışarda yapılır; ama içerde de uygulayıcılar bulunur.
Şöyle derler: Toprağınızın üstü bizim, altı sizin!
Eğer, onlar için gerekli şeyler, toprağın altındaysa bu defa, toprağın altını da isterler.
Şöyle derler: Toprağınızın altındaki bize lazım; ama sizin ölülerinizi gömdüğünüz derinliklerden çok daha derinlerde olanlar..Bizim işimiz derinlerde, çok derinlerde..
Ölülerin ekilmesine müsaade ederler; hem de bin bir alayişle, görkemli törenlerle..
Şöyle derler: Siz ölülerinizi bir tohum gibi ekin ama meyvelerini biz toplayacağız.
Bu yüzden, geri kalmış toplumlarda "toplumsal değeri" olan ölümler hiç eksik olmaz..
Ölüyü kutsayan toplumlar için bu bir ihtiyaç halini almıştır çünkü.
Bu "sürüyü" güdenler de, daima bu ihtiyacı giderecek faaliyetlerde bulunurlar.
Toplumun önüne bir ölü atarlar; ister cinayet yoluyla olsun, isterse ecel yoluyla olsun..
Sonuçta bir "cenaze merasimi" çıkar ortaya, nasıl olsa..
Korkunç politikalarını yürütmek adına!