Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '16

 
Kategori
Deneme
 

Ölülerimizi Yemeden Ölmeyeceğiz

Ölülerimizi Yemeden Ölmeyeceğiz
 

Milliyet Foto Galeri



“Eğer batı ülkelerinin halkı, demokratik hükümetlerin ekonominin alın yazısını ellerinde tuttuklarına olan inançlarını yitirirlerse, bu ekonomik bunalım, batı demokrasisinin bunalımına dönüşebilir.”

 (Henry Kissinger)*

  Sağcılar, geçmiş zamanda var olduğu varsayılan mükemmel bir toplumun; solcular ise gelecekte var olması muhtemel ideal bir toplumun hayaliyle yaşarlar. Tersinden aynı oldukları halde tarih boyunca çelişen bu iki ideolojiye gönül vermiş sıradan insanların sıra dışı kavgalarında dökülen kanlar henüz kurumamışken, onların fikirlerini manipüle eden küresel tefeciler, yerel işbirlikçileriyle birlikte yarattıkları sanal atmosferde gerçek üreticiyi boğmak üzereler. Artık isteseler de geri dönemezler; çünkü için hiçbir ahlaki değer içermeyen ve tamamen çıkara dayalı olan bu özürlü yapı herkesi aşmış bir durumda; bizi kaderimize doğru sürüklüyor.

Oysa Amerika Birleşik Devletlerinin efsanevi dışişleri bakanı Kissinger, girişte kullandığımız sözü günümüzün koşullarıyla mukayese dahi edilemeyecek romantik bir ortamda sarf etmişti. O dönemde yalnızca petrol şokuna dayalı bir kambiyo krizi yaşanmaktaydı. Buna rağmen Kissinger, demokrasinin geleceği konusunda felaket tellallığı yapmaktan çekinmemişti.

Aslında haklıydı da. Ne var ki zamanın çift kutuplu dünyasında hüküm sürmekte olan kapalı ekonomilerin mantığı çerçevesinde kırılan kol, yen içinde kaldı ve kendi kendine iyileşti.

Dünyanın içinde bulunduğu bu günkü ekonomik durum hakkında Kissinger’ın ne düşündüğünü, Avrupa’da birbiri ardına trajikomik bir şekilde iflas eden devletlerin, batı ülkelerinin halkları üzerinde ne gibi bir etkisi olacağını bilmeyi çok isterdim doğrusu.

Ama ben, batılıları, kendi korkunç kaderleri karşısındaki mağrur duruşlarıyla baş başa bırakıp, açlıkla boğuşan ülkelerinin insanlarına yaklaşmak istiyorum; zira yazgımızın onların yazgısıyla paralellik arz ettiğine inanıyorum.

Tanrı, “en büyük düşman zulümdür” diye vaaz ettiği halde; açlıkla, savaşlarla, iç çatışmalarla, hastalıklarla boğuşan bu insanlara yapılan zulme başkaldırmak şöyle dursun, onlar için üzüntü duymaya bile zaman bulamıyoruz; zira çağımızın koşulları gereği çok hızlı yaşıyor, dinimizin özünü şekillerle yozlaştırıp, parayı tanrısallaştırıyoruz.

Afrika ülkelerinden bazılarında yaşayan; bir çocuk doğduğunda yas tutacak, içlerinden biri öldüğündeyse şölen düzenleyecek kadar hayattan korkan bu insanların bizim üzerimizde hakları olduğunu inkâr ediyoruz. İşimize geldiği zaman hemen kendisine sığındığımız küresellik bilinci, onların bizim komşumuz olduğunu idrak etmeye yanaşmıyor.

“Komşu hakkının altını o kadar çizdi ki bir ara Tanrı'nın komşuyu komşuya mirasçı yapacağını düşündüm,” diyen bir peygamberin ümmeti olmalarına rağmen, zengin semtlerdeki havuzlu villalarında yaşayan abdestli kapitalistlerimiz, “infak” edecek muhtaç komşu bulamadıkları için ellerindeki kaynakları siyasetin kirine iyice bulaşmış kurumlara mı mi kaptırıyorlar yoksa?

Ya emperyalist para simsarlarının lokalize etmek için çırpındıkları, buna rağmen her geçen gün biraz daha çoğalan bu kanserli hücreler bizim toplum dokumuza da sirayet ederse? Biz de tıpkı onlar gibi açlıktan ölmek üzere olan çocuğumuzun başında onu yemek için ölmesini beklersek?

Kader anı gelip çattığında batılı ülkelerin demokrasi sınavının nasıl geçeceğini bilemem elbette. Ama şunu gayet iyi biliyorum ki onlar aç kaldıklarında nesnesini yiyecekleri öznenin ölmesini beklemeyeceklerdir. Çünkü özneyle özdeşleşmek için merhamet gerekir.

*Kriz, Neo Liberalizm ve Reagan Dosyası. Alan Yayıncılık.

 

 
Toplam blog
: 164
: 710
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

1956 yılında doğmuşum. Tanrı Bilimi Eğitimi aldım. 78 kuşağından olmanın verdiği şevkle olsa gerek;..