Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
516
 

Ölüm kuyularında bir dönemin sorgulanamayan gerçeği çıkıyor

Ölüm kuyularında bir dönemin sorgulanamayan gerçeği çıkıyor
 

Evinizdesiniz.
Yatağınızda uyuyorsunuz.
Birileri geldi, kapınızı çaldı ve sizi o tatlı uykunuzdan kaldırıp bir yerlere götürdü.
Bir dahası yok.

İşte böyle bir şey.
Tanımı olmayan, tanımlanamayan bir şey.
Ve yok yere hayatınıza mal olan bir durum.

Bir süreden beri ülke gündemini işgal eden bir durumdu BOTAŞ’a ait olan asit kuyularının açılması.

Silopi Cumhuriyet Savcılığı talimatı ile ölüm kuyuları adı verilen BOTAŞ Kuyuları kazılıyor ve içerisinden kemikler, kafatasları, domuz bağları çıkıyor.
Ve daha bilumum takım taklavat.

Kuyular kazıldıkça adeta bir dönemin cerahatinin aktığına şahit oluyoruz.
Bir dönem, çıkan her kemik parçası ile zihinlerimizde bir kez daha sorgulanıyor.
Ve utanarak izliyoruz gelişmeleri.
O bir dönemin etkili ve yetkili bürokratları ve devlet adamları tek laf dahi etmemeye ahd etmişler.
Utanmak ve sıkılmak diye bir şey söz konusu değil.
Onca insan öldürüldü.
Onca aile tarumar oldu.
Acılara bezendi.
Bir gece ansızın evlerinden alınıp nereye götürüldükleri belli olmayan bu insanlardan bir daha hiç haber alınamadı.
Yaşayıp yaşamadıkları bilinemedi.
Bu durum ülkemizde derin bir yara açtı.
Kapanması imkânsız bir yaraydı açılan yara.
Ve bu insanların arkasının aranmayacağını mı sanıyordu bu insanları öldürenler?
Üzerinden yıllar geçse de kimse canından, kanından olan insanlarının akıbetinin peşini bırakmaz.
İşte bu insanları öldürüp, bu kuyulara atanlar, bir gün bunun hesabını vereceklerinin hesabını yapmadılar.
Meyhanelerde boy gösterip, dansözlerle göbek attılar.
Ağızlarından akan salyalarla, iğreti kahkahalar atarak eğlendiler.
Hiç bir şey olmamış gibi.
Ruhlarının her hangi bir yerinde, hafif yollu tarafından bir “cız” bile geçmemiştir.
Akşamları evlerinde çocuklarını sevdiler.
O her şeyden habersiz minik bebeklerine, en nadide sevgi sözcüklerini mırıldandılar belki.
Ama hep ruhlarında, işkenceye tabi tuttukları ve ölüme gönderdikleri insanların çığlıkları dolaştı.

Kuyuların kazılması esnasında kayıp yakınları pankart açmış.
Dikkatimi çekti.
“Biz öldürüldükçe, siz intihar edeceksiniz” diye.
İşte böyle bir şey.
Bir gerçek.
Hayatın gerçekleri ve yaşanan acılar, o acıları yaşatanların peşini bırakmıyor.
Nereye gitseler de ve nerede dursalar da, bir gün o yaşattıkları acıların bedelini ödüyor o acıları insanlara reva görenler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1509
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1138
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster