​ Önsöz / Şiir / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '09

 
Kategori
Şiir
 

Önsöz

Rüzgârın Alıp Götürdükleri..

- Birinci kitap -

Önsöz

Şiirle ilk tanışmam, sanırım 1944 yılına rastlar. Yâni, altı yaşlarımda; Bursa’nın Kemal Paşa kazasında olduğumuz son yıldı sanırım. O etkileyici söz dizini, annemin kaleminden çıkmış bir ağıttı. “Güzellik” demek olan –şiir- sözcüğü bir ağıt için pek yerinde değil tabii. Komşularımızdan birinin genç gelini, altı aylık hâmileyken karnında öldüğü anlaşılamayan bebeğinin kendini zehirlemesiyle, kurtarılamayarak hayata veda edivermişti. Bu zavallı genç kadını çok sevmiş olan annem; duyduğu acıyı ölçülü mısra ve uyumlu kâfiyelerle kâğıtlara aktarmıştı..

Annemin niye böyle kaleme almış olduğunu anlamam için epeyce bir zaman geçecekti. Dizelerin ve kâfiyelerin birbirleriyle eşleşerek zenginleşip, duyup anlamada kazandırdığı kalıcı etki ile size ulaşması, düz konuşmanın ötesinde farklılık göstermektedeydi.

O ağıtı elbette sizlere aktarabilmem mümkün değil.. Fakat; ölçü ile sıralanan o söz ve anlatımların normal konuşma akışından daha farklı bir vurucu güce sahip olduğunu fark etmekte gecikmeyecektim. Bir insanın dünyasında yer alan duygusallaşmaların etkileri, o kişide giderek farklı yoğunluklar kazanıp sürüp giderken; bunların “ dışa vurum “ u da farklı oluyor. “ Güzel Sanatlar “ ın insanlığın tarihinde ortaya çıkışı da, işte, kendisi kadar eski olan bu istek ve tutkunun kendini var etmesinin sonucudur. Acılarını, sevinçlerini, zaferlerini, aşklarını ve daha pek değişik duygularını kalıcı kılmak ve sonralara aktarımını sağlamak için uğraş verip durmuştur.

Yazının icadına kadar geçen zaman içinde bunu nasıl sağlamak istediği biliniyor.

Şiir mâceramın, süre gelen yıllarımın içersinde yaşadığım çok inişli- çıkışlı yolculuklarımda göze görülür darbelerle yaralandığını söyleyebilirim. Yazıp çizdiklerimin çok büyük bir bölümü maalesef ortalıkta yok.. Hele, 25 le 40 yaş arasında kâğıtlara hapsetmeye çalıştığım pek çok denemem, çeşitli nedenlerle kaybolup gitti. Çok yükseltili ve sarp, aşılması imkânsız gibi görünen, uçurumlarla dolu o dönem yolculuğumda, onları rüzgârların önüne bırakıverdim. Ama, onları ortaya koyan hissedişler, küllenemeden hâlâ kıpırtı içindeler..

Her yokolan, kaybolup giden gibi; onları yeniden dile getirmek, tekrar yaşamak ve yaşatmak mümkün mü ?

Her neyse!.

Son 18 yıldır yaşamakta olduğum evin çatı katı raflarında yer alan pek çok klasörün güncelliğini yitirmiş olması ile temizlenmesi ve atılması fikri kafama oturunca, elime gelen bazı şeyleri, bu âlete aktarmak daha câzip geldi.

Yılların gerilerinde kalakalmış o aşk şiirleri, o doyumsuz özlemler ve inançların dört nala koştuğu zamanlardan kalan arzular, ve daha neler neler… Neler … neler… !!!

Elime geçenleri, hiçbir tasnif ve sıralamaya başvurmadan yazıp yazıp geçiverdim. Çünkü, artık ince eleyip sık dokumaya, hiçbir şeye pek vakit kalmadı gibi..

Duygularını “ yazı” ya döken şâir; onları okuyanların kendi kadar hissedebileceğine pek inanamaz, inanmamıştır. Paylaşmaya ne kadar uğraşır görünse de, yazdıklarının, kendi dünyasındakilerin ufacık görüntüleri olduğu inancındadır.

Çünkü; o fırtınalı duygular oluşurken, ruhunda alt-üste gelen ateşlerin ve yanardağ patlamalarının sadece kendi yüreğinde olduğunu bilmektedir..

Saygılarımla..

Yücel AKTAŞ

Bartın-Mayıs 2008

 
Toplam blog
: 53
: 469
Kayıt tarihi
: 03.10.08
 
 

1- Ankara 1938 doğumlu 2-İlk ve orta eğitim- Bursa - 3-Lise terk ve Hv. Kvv.Teknik Okullarından Mu..