- Kategori
- Edebiyat
Orhan Kemal Bursa'da
Hikaye, roman yazmak zor iş hele öyle bir hikaye yazacaksın ki her zaman o konu herkesin meselesi olacak. Ölümünden 50 yıl sonra bile hala okunacak. Hikaye yazma tekniğini bile öğrensen nafile, yorum yeteneğinin olması lazım, ileri görüşlü olurken geçmişini iyi bilmen gerekli. Hem toplum içinde olacaksın, hem de kuşbakışı etrafına bakacaksın.
Türk edebiyatına onlarca eser bırakmış tüm Anadolu topraklarında yaşayan insanları anlatan, eserlerinden bazıları dizi film, sinema filmi olan, romanları başka dillere çevrilmiş bir yazar. Bazı eserlerini bilirsiniz ‘72. Koğuş’, ‘Bereketli Topraklar Üzerine’, ‘Ekmek Kavgası’, ‘Murtaza’, ‘Gurbet Kuşları’…Kimden mi bahsediyorum Mehmet Reşit Öğütçü yani yazar adı ile daha "Orhan Kemal".
Orhan Kemal'i yazmam değil yazmamamın ayıp olacağı için incelemeye başladım. O sırada Bursa kitap fuarına oğlu araştırmacı yazar Işık Öğütçü'nün geleceğini öğrenince hemen irtibata geçtim. Işık Öğütçü, beni kırmadı güzel bir söyleşi yaptık. Yazım biraz gecikti ama takdir edersiniz ki Orhan Kemal'i yazmak o kadar da kolay değil.
M. Haluk Yalçınkaya: Orhan Kemal'in Bursa cezaevinde Nazım Hikmet ile karşılaşması ve Bursa Hakkındaki düşünceleri nelerdir?
Işık Öğütçü: Nazım Hikmet ile Bursa Cezaevi’nde 52. Koğuş’ta bir araya geliyorlar. Nazım Hikmet'in tavsiyesi üzerine Kemal Tahir'e bir mektup yazıyor. O mektupta Bursa'yı çok güzel anlatıyor. Orhan Kemal'in Kemal Tahir'e yazdığı mektuplar kitabında bulabilirsiniz. Kitabı okuduğumda, babam kamerayı omzuna almış semt semt gezmiş o semtlerdeki evlerin özelliğini çok güzel anlatmış. 1960 ihtilali öncesi o zamanın demokrat parti hükümeti Orhan Kemal'i İstanbul'dan sürgün etmek istiyormuş. Diyorlar ki; "3 tane büyük şehrin dışında şehre gideceksin." Babam da Bursa'da daha önce yaşadığı için Bursa'ya gelmeyi tercih ediyor. Ama 27 Mayıs ihtilali olunca babam İstanbul'da kalıyor, gelemiyor. Onun dışında öykülerinde Bursa'yı anlattığı pasajlar olabilir. İyice okumak lazım...
M. Haluk Yalçınkaya: Orhan Kemal'in eserlerini incelerken nasıl bir yol izlediniz?
Işık Öğütçü: Orhan Kemal Müzesini açınca, babamın şairliğini biliyorum ama elimde bir iki tane şiir vardı. Ben ilk şiirlerini derlemek istedim. Yedi gün isimli dergide yıllarına göre takip ederek önce şiirlerini derledim. Sonra düz yazılarını arkasında onunla yapılan röportajları, eserlerine yapılan eleştirileri yarım kalan eserleri bir sistematik dahilinde ortaya çıkardım. Bu araştırmaları yaparken gazeteler dergiler tarıyorsunuz ve başka malzemeler de önünüze geliyor. Bunlardan bir tanesi 250'ye yakın hiç bir yerde yayımlanmadığına inandığım öykülerini toplamıştım. Fakat sonra mevcut öykü kitaplarınla karşılaştırınca 54 tane hiçbir kitabına girmemiş hikayeyi buldum. Bilinmeyen senaryolar kaybolan romanlar hep bunlar Orhan Kemal in sanatının büyüklüğünü gösteriyor, o kadar üretken ki, yazdıklarını bırakıyor yeni şeyler yazıyor. Böyle bir sanatçının bizim ülkemizde, Türkiye'de var olduğu için sadece babam olduğu için değil Türkiye'nin bir değeri olduğu için ben çok önemsiyorum. Onun için bu çalışmaları yaptım. Fırsat olursa yapmaya devam edeceğim.
M. Haluk Yalçınkaya: Orhan Kemal'in ölümsüz eserler bırakmasını neye bağlıyorsunuz?
Işık Öğütçü: Roman dediğiniz şey, geleceğe toplumun hafızasını bırakmaktır. Özdemir İnce'nin bir sözü var "Orhan Kemal, Sirkeci Garı’dır" diyor. Sirkeci Garı, Avrupa’ya aydınlanmaya açılan bir kapıdır. Üstadın ölümsüz eserler bırakmasının başlıca nedeni ise toplumun çeşitli sosyal katmanlarının özellikle işçilerin küçük insanların dar gelirlilerin 1940 - 1950'lerdeki insanların hayatlarının kesitlerini anlatmış olmasıdır. Anlattığı kesimlerden, ölümsüz kahramanlar yaratmıştır. En belli başlı ‘Murtaza’dır. Murtaza hakkında belki 100 tane tez hazırlanacak bir kahramandır. Bunun gibi eserlerin toplumun sosyal tarihsel, ekonomik, psikolojik sorununa gönderme yapması onları bir ders verme niteliğinde değil bir romanın örgüsünde herkesin anlayabileceği gibi anlatması, işte onun hem kalıcılığına hem pek çok araştırmacının dönemsel olan romanların incelenmesinde önemli bir faktördür. Sohbetimizde Rus bir Türkolog Tevfik Melikov şunu söyledi: "Eğer bir ülkeyi tanımak istiyorsan, gerçekçi yazarlarının eserlerini okuyacaksın. Bunların başında da Orhan Kemal çok önemlidir.”
M. Haluk Yalçınkaya: Nazım Hikmet ile Orhan Kemal arkadaşlığı hangi boyuttadır?
Işık Öğütçü: Babamın "Nazım Hikmet 3,5 yıl” eserinde nazım hikmet kendisine kötülük yapanlara bile kızmayan bir insan der. Çelebi, naif ve kolları ile herkesi kucaklayan olağan üstü biri. Orhan Kemal'in Nazım Hikmeti sevmesi, onunda şiirlerini gösterip okutması okuttuktan sonra beğenmediğini söyledikten sonra makas değiştirerek düz yazıya geçmesi, böylece Nazım Hikmet Orhan Kemal'in yazarlığındaki süreci çok hızlandırdı. Bir röportajında Orhan Kemal; "Nazım Hikmet bana bakmasını öğretti" diyor.
.jpg)
M. Haluk Yalçınkaya: Orhan Kemal'in eserlerinizi neden derlediniz? Annenizin vasiyeti mi idi?
Işık Öğütçü: 13 yaşında babamı kaybettim, pek çok şeyi soramadım. Bilinçlendiğim zaman da babam yanımda yoktu. İşte bu soruların cevabını bulmak için derledim. Mesela babam 1969 yılında Moskova’ya gittiği zaman Nazım Hikmet mezarına gitti mi gitmedi mi? Annem bu kitabı hazırladığımda vefat etmişti. Ablam ve abilerime soruyorum cevap veremiyorlar. Zamana karşı Orhan Kemal kitabın da bir röportaj da o sorunun cevabı vardı. Babam röportajı yapan gazeteciye: “Evet Moskova’ya gittim, Nazım Hikmet’in mezarına gittim ama mezarının başında nazımın imzasını gördükten sonra öldüğüne inandım" diyor. Eğer bu röportaj kitabını hazırlamasaydım cevabı bulamazdım.
M. Haluk Yalçınkaya: Kitapları nasıl bir yol izleyerek yazmaya başladınız?
Işık Öğütçü: Kitaplara roman, öykü demeyelim. Bunlar edebiyat sınıflandırılmasında araştırma ve belgeseller olarak yer alıyor. Ben bu kısmı yürüttüm, 10 kitaba ulaştım. İstanbul da kütüphaneleri dolaştım bulamadıklarımı Ankara'da abime söyledim oda bulamazsa İzmir de arkadaşıma söyledim ve yönlendirdim yani komplike bir çalışma ile sonuçlandırmaya çalışıyoruz. Babam çok geniş bir yelpazede yazılarını yazmış ve bazen de takma ad kullanarak yazmış. Bana ilham veren sey babamın kendisi ve demin dediğim gibi o soruların cevabını bulma isteği. Bu araştırmaları yaparken de 3 adet kayıp romanını buldum.
.jpg)
.jpg)
M. Haluk Yalçınkaya: Orhan Kemal Roman Ödülü’nden bahseder misiniz?
Işık Öğütçü: 1971 yılında başladı. Babamın ölümünü 49. yılı demek ki; 48. ödülü vereceğiz. Ödülü kazanan yazarı prestij sağlayan bir ödül herhangi bir maddi karşılığı yok. Altın ve Gümüş bir plaket veriyoruz. Yazarlar böyle büyük ödülü olmayan ama gücünün çok yüksek ödülü almak için her yıl yazdıklarını, Orhan Kemal roman ödülüne yolluyorlar. Şartımızda şu geçen yıl basılıp ve hiç ödül almamış özgün bir eser olması gerekli. Yedi kişilik jurimiz değerlendiriyor, Orhan Kemal'in dünya görüşüne ters yapıda üretilmemiş olmaması gerekli içinde bir takım yenilikleri ve roman kavramının geleceğe kalması için bir takım özellikler taşıması yeterli.
.jpg)
M. Haluk Yalçınkaya: Yeni bir projeniz var mı?
Işık Öğütçü: Var yirmi yıldır devam eden bir projem var, hala çalışmalarım devam ediyor "Mektuplar" gecikmesinin nedeni karşılıklı mektuplara koyacağım. Babama mektup yazmışlar oda cevvap vermiş. Böyle bir çalışma yaptım, tabi mektupları bulmak zordu bulduğum kadarı ile bir çalışma yaptım. Eksik bir kaç mektup var bekliyorum. Babamın ölümünün 50.yılda çıkaracağım.
Türk romancılığının mihenk taşı genellikle toplumun sorunlarını bire bir yazar Türk edebiyatının 3 Kemal'inden biri. Hayatı boyunca işçilik, ırgatlık, matbaa işçiliği, katiplik yapmış. Nazım Hikmet ile Bursa cezaevinde tanışması edebiyat hayatını etkilemiş şiir yazımından düz yazı, roman alanına kaymış, yaşamı boyunca doğru anlaşılamamış ama ölümünde 50 yıl sonra daha iyi anlaşılan bir toplumcu yazar. Tabi oğlu Işık öğütçünün çabaları takdir-e şayan.
.jpg)
.jpg)
Işık Öğütçü, Orhan Kemal'in dört çocuğunun en küçüğü babasının eserlerine sahip çıkan ve aynı zamanda 2000 yılında Orhan Kemal müzesini ve roman ödüllerini devam ettiren araştırmacı yazar. Kendisi ile tanışmaktan onur duyduğum naif, hümanist bir toplum bilimci diyebilirim. Benimle yaptığı bu güzel sohbet için teşekkür ederim.