- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ortancayı beklerken...

Eski koca,
eski kocanın yeni karısı,
eski kocanın yeni karısından olan küçük kızı,
eski kocanın eski karısından olan büyük kızı,
eski kocanın eski karısı…
Atatürk hava limanında, hep birlikte bir saat rötarlı kalkan Londra uçağının inişini bekliyorlardı..
Kocanın eski karısının uçak korkusu had safhalara ulaşmıştı çoktan. Sigara üstüne sigara içiyordu sürekli.Yüzü al al, avuçları terden sırılsıklamdı. Dudakları kıpır kıpırdı, bir şeyler mırıldanıyordu belli belirsiz. Bildiği üç beş duayı tekrarlayıp duruyordu içinden zahir. Ara sıra elini kalbinin üstüne götürüp , sanki gümbürtüsünü susturmak için bastırıyordu sıkıca. Oturdukları barda içki üstüne içki yuvarlıyor, yine de tavanlara çıkmış olan heyecan ve korku grafiğinde bir kıpırdanma görünmüyordu.
İlk kez bu kadar ayrı kalmıştı mahzun bakışlı prensesinden. Dil okuluna giden bebeğini, bağrına taş basıp beklemişti tam 1.5 ay.Bebeği iki gün telefonunu kaybedip de haber alamayınca kendisinden kaygıdan deliye dönmüş,yurtları, konsoloslukları, okulu aramalara kalkmış, sağ olduğunu öğrenince de bu kez sevinçten çıldırmıştı...Bir kez de grip olmuştu bebeği. Bütün tanıdık doktorları aramış, ilaç isimleri almış, nasıl kullanacağını, kullanıp kullanmadığını haber almak için telefon başlarında tünemişti gece-gündüz…
Eski kocanın yeni karısından olan küçük kız, cıvıl cıvıl neşe içinde, yarım top şeklindeki siyah/beyaz bar taburelerinde fır dönüp duruyor, kendince beste yapmış “Benim güzel ablam geliyor …” şarkıları söylüyordu. Tabureden indi, babasının kolundan çekiştirerek sündürdü, elini tuttu ve hava limanının geniş alanlarında gezmeye çıktılar. Küçük kızın neşeli sesleri yavaşca duyulmaz oldu.
Ne kadar da yaşlanmıştı eski koca. Saçları bembeyazdı artık, gözaltları torbaları da epeyce heybetlenmişti, görmeyeli.Hiç yakışmadığı halde bıyık bırakmıştı yine.
Eski kocanın yeni karısı ile eski karısı konuşmaya ve kocayı çekiştirmeye başladılar. “ senin ki yine bıyık bırakmış, saçlarını da uzatmış “ dedi eski karı, yeni karıya. Öteki “ sorma şekerim, o kadar söylüyorum, bi türlü dinletemiyorum…” “ Ahh.. bilmez miyim, kendi bildiğini okur hep o. Ben de çok söylerdim. Ama nerdeeee…” gülüştüler hınzır hınzır…
Ayrıldıklarında, mahzun bakışlı prensesi ilkokul çağlarındaydı. Neredeyse, küçük kızın şimdiki yaşlarındaydı işte. O da böyle kolunu çekeleyip tutardı babasının elinden,başlarını alıp gezmeye çıkarlardı baba-kız. Pek mutlu dönerdi çoğu kez, babalı kızlı yapılan bu gezmelerden.
Babasının gittiğini ilk öğrendiğinde, tam bir travmaydı yaşadıkları. Aylarca hiçbir arkadaşıyla paylaşmadı, utandı. Herkesten kaçar oldu . Geceleri gizli gizli ağlardı yatağında...Aile gezmelerine gitmedi. Kimsenin babasını görmek istemedi. Okul toplantıları, mezuniyet törenleri, baloları kabus oldu onun için. İlkokul balosunda, bütün kızların ilk dansı babaları ile yapacaklarını öğrenince, kendini tuvalete kitleyip, balo boyunca da çıkmamıştı.
Bütün ailenin ilk bir araya gelişi, büyük kızın evlilik töreninde oldu. Büyük kızın annesi, babanın yeni karısını da çağırdı törene. “ O da gelmeli mutlaka, biz bir aileyiz “ deyip kestirip attı.
Yabancı damadın annesi, babası, kız kardeşi , sağdıçı, eski koca, eski kocanın yeni karısı, büyük kız ve kardeşi ve annesi ya da eski kocanın eski karısı Ortaköyde yemekte bir araya geldiler, törenden bir gün önce. Küçük kız, dünyada yoktu o zamanlar.
Hepsi de tedirgindi ilk başlarda. Tarzanca nezaket cümleleriyle geçti ilk dakikalar. Baba ortada yeni karı bir yanda, eski karı öbür yandaydı. Kimse ne konuşacağını , nasıl başlayacağını bilemiyordu sanki.
Boşalan ve sık sık şerefe kaldırılan kadehler imdada yetişti . Kocanın eski karısı, yeni karının ellerini tuttu hafifçe ve gözlerine bakarak “ O, benim çocuklarımın babası, ona iyi bak. Biz anlaşamadık ayrıldık,dilerim siz uzun yıllar birlikte ve iyi yaşarsınız. Ona bir şey olursa, mutsuz olursa… çocuklarım ve ben çok üzülürüz inan” dedi engel olamadığı gözyaşlarını sildi ve gülümsedi, kadın da ona gülümsedi avuçlarında tuttuğu ellerini sıktı eski karının. Yabancı damadın annesi “ Ohh.. be ne güzel…üç anne “ dedi , gülümseyerek. Üçü elele tutuştular, kızlar da katıldı el tutma seansına. Birbirlerine bakıp gülümsediler beş kadın. Erkekler ,birbirlerine baktı birkaç saniye…Onlar da katıldı seansa beceriksizce ve gülümsediler.
Sonra bütün aile sık sık bir araya gelir oldular. Ortak arkadaşlarının özel günlerinde, bayramlarda, depremde, babanın ciddi kalp rahatsızlığında, büyük kız yurtdışından geldiğinde, ortancanın okul toplantılarında, mezuniyetinde, küçük kızın doğumunda. İyi günde ve kötü günde…
Böyle zamanlarda mahzun bakışlı prensesin hali görülmeye değerdi. Bakışlarındaki gölge kaybolur, durup durup herkesi bir daha bir daha öper, sımsıkı sarılırdı boyunlarına, Artık okulda da utanmıyordu, konumundan. “ “ Benim kocaman bir ailem var “ başlıklı kompozisyonu, okul duvarına asılmıştı. Kendi çapında bir rehabilite uzmanı olmuştu adeta, arkadaşları için.
Şimdi yerden bilmem kaç bin feet yükseklerde, nasıl uçtuğunu bir türlü anlıyamadığı o koca demir yığınının içindeydi işte, mahzun bakışlı prensesi. Yaşamının en büyük , en zengin deneyimiyle geri dönüyordu.
Dakikalar geçmek bilmiyordu bir türlü.
Londra uçağının iniş anonsu yanıp sönmeye başladı, tabelada. Kocanın eski karısı, derin bir ohhh… çekti ve büyük kıza sarıldı sımsıkı, “ dur anne…şimdi boğacaksın beni…” deyişine aldırış etmeden.
Az sonra, ablasını aradı ortanca kız. Anne iyice rahatladı, oturduğu yerde yayılıp kaldı, nerdeyse uyuverecekti rehavetten. Bir iki saati bulur geçişi , dedi abla. Offf.. diye söylendi anne. “ çok özledim yaa.. hadi çabuk gelsin.. “ Anne sen bilmez misin bizim kızın ağır kanlılığını, en son o gelecek, bak görürsün, dedi abla, gülerek. “ Biliyo musunuz, ben dil okuluna gittiğimde, uçağın inişinden, on dakika sonra , annem beni hava alanında anons ettirmişti. Hem de beş dakika arayla kaç kez…” “ Bu hep böyle..bir keresinde ben okurken bir gün benden haber alamayınca, telefon numalarını nerden bulduysa bulmuş, çeşitli yerlerdeki en az on arkadaşımı arayıp, beni rezil etmişti. Sahi anne, sen nasıl buldun o numaraları ? “ “ Söylememem dedi, anne. “Annelik sırrı , o …“
Londra uçağının en son yolcusu mahzun bakışlı prenses , alana girdi. Hepsini bir arada görünce, gözleri parladı birden ve uzun bir çığlık attı. Bavulları fırlatıp babasına koştu önce, sonra ablasına sarıldı sımsıkı. Küçük kardeşi boynuna atladı ablasının...Abla,diye hitap ettiği babasının yeni karısı ile sarıldılar en son birbirlerine.
“ Anne…annem nerde ? “ diye sordu ilk heyecandan sonra.
Mahzun bakışlı prensesin annesi-eski kocanın eski karısı, en geride hüzün ve mutlulukla karışık duygular içinde onları seyrediyordu….