​ Öyle çocuğum... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Öyle çocuğum...

Öyle çocuğum...
 

Kaynak: İnternet


Bir ağlasam; dereler şırıldar gibi… Hani çocukluğumuzda evimizin az ötesinde yada az uzağında dereler vardı ya; minik-minik akarlardı; yosun tutmuş taşları vardı… Onlara basarak karşı yakaya da geçerdik ya, bildiniz değil mi?

O dereler için ağlayasım tuttu desem… Kaç kişi inanır?

Bahçeli evlerimiz vardı; yok, öyle yalı falan değildi, bildiğimiz müstakil evlerdi, bahar sabahlarında konu-komşu toparlanıp da erik ve dut ağaçları altında kahvaltı ettiğimiz zamanlardı; muşamda örtüler üzerinde peynir-zeytin tabaklarıydı… Öyle alengirli tabaklar da değildi; hani şimdilerde zeytinler için özel dizayn edilmiş tabaklar var ya, sıra-sıra diziliyorlar… Çok şıklar ama o vakitler bildiğimiz tabaklar üzerinde karmaşık vaziyette duran zeytinler, affedersiniz ama, acayip lezzetliydiler!

Arıların konmaya doyamadıkları reçeller vardı, misal; hişştt, git! Git çiçeklerden bal al diye kovduğumuz arılar!

O çilek reçelleri, vişne… Ayva, kayısı…

Yalnız var ya, o zamanlarda çiçeklerin de ayrı bir rahiyası vardı; kim demişti, anımsamıyorum, ama var ya hanımeli çiçeklerinin ballarını emerdik; bir damla ya var ya yoktu, tadını bilen bilir, ahh nasıl da güzeldi!

******

Bir yasemin kokusu sarardı ortalığı, bizler o kokunun ne olduğunu bile bilmezdik ama kendimizi nasıl iyi hissederdik!

O sırada mevsimine göre başka kokular karışırdı ortalığa; bizler tam da oyunun en lezzetli anındayken balkonlardan sesler duyulurdu: Hadi çocuklar, gelin artık, yemek hazır!

******

Çocukluğumun kış günlerinden kalma bir çıra kokusu dolar burnuma; hava soğuk, mevsim kış! Bir hareket var salonda, zaten bir salon bir oda, mutfak, banyo… Haa, bir de kocaman balkon; İzmirli olanlar ancak anlar bu balkondan! Yazlarını geçirir İzmirliler bu açık alanda.

Neyse…

Öyle çocuğum, hatırlamama bakmayın, ya üç yaşındayım ya da dört, o soğuk kış gecelerinde bir çıra kokusu kalmış burnumda; aylardan Ramazanmış, annem mide ağrılarına rağmen, babam ertesi gün deli gibi çalışacağına rağmen sobayı yakmışlar, üzerinde ekmek kızartıyorlar… Oruca niyetleniyorlar… Kapıyı aralayıp da kendimi gösterdiğimi hatırlıyorum; kalktın mı kızım? Diyen babamın sesini… Karnın acıktı mı diyen annem… “Ben de oruç tutmak istiyorum!” diye debelenen ben!

“Çocuk orucu tut” demişlerdi, çocuk orucu şöyleymiş: Her acıktığında yermişsin ama Allah Baba o arada yemediğin vakitleri birer düğüm ile bağlarmış!

Çok çocuk orucu tuttum, çok…

******

Soğuk kış dedim ya, İzmir ne kadar soğuk olur, bilmiyor insan o çocuk aklıyla; kendi üşüdüğü kadar soğuk sanıyor her yanı; kendi ısındığı kadar sıcak…

Kalemtıraşın açtığı kalemlerden gelen bir ağaç kokusu vardı; Allahım, ne kadar güzel! Ödev yaparken bir tarafta sıcacık soba, taze açılmış kalem kokusu… Kaymak diye tabir edilen defterin en parlak sayfası… Sobaya konan bir-kaç mandalina kabuğu… Kafanı kaldırdığında göz-göze geldiğin baban; aferin diyerek bakan… Hadi bakalım,şimdi meyve yeme zamanı diyen annen…

******

Kestane hep bu kadar pahalı mıydı, bilemedim bak şimdi!

Soba üstünde kızartırken, en sevdiğim hali “Haşlanmış” haldeyken; yerli malı yurdum malı günlerinde bolca götürdüğümüze göre yerliydi, lezzetliydi ve ucuzdu, muhtemelen!

******

Oyun oynarken etrafımızda yeşillikler vardı; derelerde kurbiçler… Dikenli bitkilerin üzerlerinde acayip güzel mor, eflatun çiçeklerin olduğunu hep bildik; kuzu kulağı denilen yeşilliğin ne hoş mayhoş tadı olduğunu öğrendik! Ellerimizle topladık böğürtlenleri; çeşitli kelebeklerin peşinde boşa koşmadık!

Böyle böyle büyüdük…

Hiç kimse korkutmadı bizi öcü ve bücülerle…

******

Ne annemizden ne de babamızdan dayak yemedik! (Şeyy, annemden arada terlikten nasibimizi almışlığımız var ama pek tutturamadığından konumuz dışındadır!)

******

Bizler büyüdük; iyi-kötü kendi yolumuzu bulduk; iyi-kötü yüksek öğrenim gördük, iyi-kötü aile sahibi olduk…

İyi-kötü her birimiz yaşadığımız vatan için bir şeyler yapmaya çalıştık; misal, şu an emek harcayanların yaş ortalamalarına ve gelir düzeylerine bir bakın: Borç içinde yaşıyor ama el-aman demiyoruz!

******

Mor kelebekler uçardı havalarda, minik beyaz kelebekler keza; dikenlerin üzerlerinde mor çiçekler açardı; biz çocuklar güzel şeylere inanmıştık!

Şeftali ağacının ilk meyvesini en yeni kitabımızı okurken yemiştik; olgunlaşan erikleri komşularımızla paylaşmıştık ve dut ağacı meyvelerini dökerken böyle şenlik görmemişti!

******

Dereler gibi ağlayasım var derken, nehirler gibi çağlayasım varmış, meğer!

Bahçedeki şeftali ağacının durup-durup da meyve verdiği an ile ansiklopedi okumam arasında bir bağ olsa gerek! Yok ya, espri yapıyorum; bahçedeki şeftali ağacının durup-durup da meyve everdiği anda ne okuduğumu hatırlamıyorum ama o sert ve sulu şeftalinin tadını bir daha asla bulamadığımı gayet iyi biliyorum!

Okuduğum ansiklopedi de olabilir, vallaha severek okurduk, kitaplar da olabilir; hatta cep fotolar, Beyaz Diziler de diyeceğim ama diyemem; o yıllara daha çok vardı!

******

Gülmeyin, vallaha yaz tatillerinde anneniz ya uyuyun ya da bir şeyler okuyun diyorsa, ansiklopediler pek keyifli geliyordu; bilgi edinmek uyumaktan iyiydi…

******

Sonra… Sonrasında yine hep birşeyler yapmaya çalıştık; aşık olduğumuz adamların arkasında durduk, çocuklarımızı özgür yetiştirmek için çırpındık!

Özgür yetiştirirken kavgadan uzak dursunlar istedik; empati yapsınlar, kimsenin hakkını çalmaya çalışmasınlar istedik!

Kurtlar sofrasına kuzular yetiştirdik!

******

Sonra minicik kuzulara göz diken, minicik kuzuların akıllarını, bilinçli olarak, çelen birileri çıktı; öyle çirkindi ki kondurmak bile istemedik bir süre!

Öyle örgütlenmişlerdi ki akıl ve mantık kabul edemezdi!

Akıl ve mantığın kabullenemediği şeyler bazılarını öyle etkilemeye başlamıştı ki…

Herkes unuttu bir anda şeftali ağacından koparttığı şeftalinin tadını! Yediği şeftali de eskisisi gibi değil, parası da…

Dut ağaçları, incir ağaçları mutlu ediyor mu eskisi gibi insanları?

******

Portakalların tadını alabildik mi? Mandalinanın?

Çileğin mevsimi de geldi; arılar etrafta dolaşıyorlar mı?

******

Huu, insanoğlu, yaşıyor musun? Yaşar gibi mi yapıyorsun? Ağaçlarımızın meyveleri çürük; sahi, ne diyorsun?

 

http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..