Özgürlüğün boyutları: "Zevk"ten "Mutluluk"a / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '10

 
Kategori
Deneme
 

Özgürlüğün boyutları: "Zevk"ten "Mutluluk"a

Özgürlüğün boyutları: "Zevk"ten "Mutluluk"a
 

Öncelikle yapılması gereken şey, neden mutsuz olduğunu anlamandır. Başlangıç burasıdır. Şayet mutsuzluğunun temel nedenlerini fark edersen, nedenler kendiliğinden çözülecektir. Onun yerine anlayış gelecektir, eylemlerin değişecektir çünkü her seferinde mutluluğu ve sorumlu olmayı seçeceksin. Şayet bu nedenleri çözmezsen dua edebilir, tapınaklara gidebilirsin ama istediğin, arzusunda olduğun mutluluk, arzuladığın huzur olmayacak çünkü esas nedenler orada duruyor olacak.

Gerçekten cesur olanlar, mutsuzluğu, ıstırabı dışında riske edeceği hiçbir şeye sahip olmadığını fark edenler mutlulukları, coşkuları için adım atarlar. Yazık ki insanların çoğu sadece mutsuz olduklarında arayışa girip dindar olurlar, onların inancı samimi değildir, onların içinde hiç mutluluk, hiç coşku yoktur. Eğer sen içinden dans etmek gelirken, iyi bir dansçı olabilecekken bir masa başında dosyalara gömülmüşsen, bilgisayar ekranından gözünü ayıramıyorsan, coşku içinden nasıl taşacak? Bu mümkün değil ve bu insanların çoğu daha fazla iş yapmaları için kendileriyle, çalışma arkadaşlarıyla rekabet halindeyken...

İlk önce hayatı onayla, oyunu fark et. Mutluluğun başarıyla, hırsla, parayla, güçle, prestijle bir alakası yok. O senin bilinçli ya da bilinçsiz olmana, fark etmene ya da etmemene, uykuda mı yoksa uyanık mı olduğuna bağlıdır.

Nerede mutlu bir insan görsen, onun bunu nasıl fark ettiğini, yaratıcı ve zeki bulduğunu düşünürsün. Onun alçak gönüllü, kendini bilen, yaşayan her canlıya saygılı bir insan olduğunu fark etmen, onun mutlu oluşundandır. Mutlu olmak hayatında keskin bir dönüştür. Coşku eskiyi bırakman, yeniyi kucaklaman, değişmen ve her seferinden her durumu yeniden keşfederek uyum sağlaman, kalbine göre yaşaman demektir. Anne baban, devletin, toplumun tarafından dayatılanları yaşaman değildir; basitçe kendini gerçekleştirerek hayata yeniden başlamandır. Kendi ışığına, içsel alevine, kendi zekâna güvenerek, kalbinin yolunu izleyerek yaşadığında her şey tazelenir, hafifler, ışıkla yıkanır.

Şayet uykudaysan, bir uyurgezer gibi yaşıyorsan, zevklerinin özü bedenseldir. Senin zevkin, bir şeyi elde etmeye, onun hayaline bağlıdır. Ondan alacağın lezzete, eğlenceye bağlıdır. Bedensel mutluluklar, çok kısa sürelidir, anlıktır, senin mutluluğa beden yoluyla ulaşmaya çalışmandır. Zevkin, senin duyularınla zincirli, yemek yemek, sevişmek gibi... İnsanların çoğunun “mutluluk” dediği şey bunlardan, istediklerini satın almaktan ibaret. Her zevk zıddı tarafından dengelenir, her zevk zıddıyla birlikte varolur. Bu yüzden bedensel zevklerin her gerçekleşmediğinde acı içinde kalırsın. Zevk sen fark etmeden seni bir korku kafesine tıkar çünkü zevk aldığın şeye karşı bir bağlılık geliştirirsin, onun bağımlısı olursun. Onu kaybetmekten korkacak ve sahipleneceksin, bu çark dönüp duracak. Zevk acıyı ve acı da zevki takip edecek, yüzeysel bir çark dönüp duracak...

Buda buna “ölüm ve yaşam çarkı” der. İnsan zevkiyle ve acısı arasında sıkışıp kalmıştır. Her seferinde bir zevk bir başka zevkle yer değiştirmeye, seni tatmin etmeye çalışır. Cinsel enerjini bastırdığında yemeğe, yemek yemeği bastırdığında cinselliğe yönelirsin. Uykudaki bir insan için, bir uyurgezer için seks anlık bir rahatlamadır, yemek anlık bir mutluluktur, kısa süre sonra tekrar ihtiyaç duyacaktır. Çok az insan yaşamak için yemek yiyor, yemek yemek için yaşayan insan çok.

Uyurgezer insan zevkler arasında serseri bir mayın gibi dolanıp durur. Onun dünyası anlık, yüzeysel tatminlerledir, duyularladır ve kısa süre sonra yeniden aç kalacaktır. Bir zevkten diğerine koşup durmanın, zevkin kölesi olmanın hiçbir niteliği, derinliği, derin tatmini yoktur. Yüzeyseldir.

Guatam Buda “Zevk vardır ve saadet vardır. İkincisine erişmek için ilkinden vazgeç” demiştir.

Zevk fizyolojiktir, o senin basitçe uyarılmandır. Beden insanın evidir ama onun kendisi değildir, beden senin zarındır. Ufak bir cinsel uyarılma, bir yiyecek görmen seni uyarır. Zevk peşindeki insanın bağımsız bir varlığı yoktur, o başkalarına, başka nesnelere bağımlıdır. Ve ne zaman kendi dışında bir şeye bağımlı olsan bir köle haline gelirsin. Bedensel zevklerinin kölesi değil efendisi ol. Diğerine bağımlı olmak, onun senin efendin olması demektir. Şayet daha çok para, daha çok güç peşindeysen bu bir takıntı halini alır, ne kadar çok olursa olsun yetersiz gelecektir. Hep daha fazlasına sahip olmak isteyeceksin ve bunun bir sonu yoktur.

Dışındakileri elde etmek için sürekli içindekileri kaybedip durursun. Daha çok sahip oldukça zarın kalınlaşır, bedenine daha bağımlı hale gelirsin, zevkine daha çok bağlanırsın. Korkun o oranda artar çünkü kaybetmek istemezsin, sahip olmak artık sana sahip olmaya başlar. Daha çok arzu, daha çok korkuyla eşitlenir. İkisi birbirini takip eder. Zevkin sadece bir yorumdur ve anlıktır çünkü her gün aynı şeyi yersen, ondan bıkacaksın. O kısa sürede senin için bir eziyete dönecek.

Evlilikler, ilişkiler de böyledir, bir süre peşinden koştuktan sonra, elde etmek ve artık ondan sıkılmak, ondan bıkmak üzerine... Artık diğerini keşfettiğini düşündüğün, onun bedenine, zevkine aşina olduğun, alıştığın için sıkılırsın, bıkarsın. Onun yeni olan hiçbir şeyini bırakmamışsındır, sömürmüşsündür ve sıra bir başkasındadır. Tüm bedensel aldatışların kökeninde de bu vardır, kısa bir zaman önce kalbini ele geçiren zevk, arzu söner. Sen diğerini bir araç haline getirirsin, bu çok çirkindir çünkü her varlık amacın ta kendisidir. Hilekâr olman, her zaman kendini kollaman, önce saldırman ve alman yerine, özgürleşebilirsin. Tüm bu savaş, hırs, rekabet ve gerginlik hali yerine mutluluğa taşınabilirsin.

Zekâ hep yeni bir şeyin özlemini duyar. Zekânın işleyişi budur, o her zaman sana rüşvetler ve umutlar verir ama hiçbir zaman sözünü tutmaz. Yeni bir ayakkabı aldığında anlık olarak mutlusundur, ona sahipsindir ama bir kere ona ulaşmışsındır, artık o ilgini çekmez olur. Daha yeni ayakkabıları düşünmeye başlamışsındır bile... Böylesi bir zevk peşinde olan milyonlarca insan var ve bu yüzden çok fazla hırs, rekabet, huzursuzluk, telaş, ıstırap ortaya çıkıyor. Arzu seni böler ve sen de bu zevkin, arzuların peşinden giderken sürekli gerginsin, savaş halindesin, gereksiz yere hayatın coşkusunu, az olanın aslında çok oluşunu kaçırdın. Arzu peşindeyken her şey sadece seni “idare eder”, umut verir ama asla derinden bir coşku duymanı sağlayamaz. Zevklerin seni bir o yana bir bu yana çekiştirip duruyor ve sen bu seçimlerin arasında bölünüyorsun.

Zevkler sürekli aklını çeler, sen bir dönüşüm halinde değilsindir. Bunu fark ettiğinde, özgürleşmeye, daha iyi hissetmeye başlarsın, içinde derin bir anlayış köklenmeye başlar. Bir uyurgezer olmaktan uyanıklığa, farkındalığa doğru ilerlersin; o zaman mutluluk senin için gerçek ifadesini bulmaya başlar. O daha çok psikolojik, daha az fizyolojik bir hal alır; uykudan uyanıklığa, bedensel zevklerden, dışsal zevklerden içeri doğru, kendine doğru ilerlersin. O zaman hayatın daha çok dans, şiir ve keyif olur. Meditasyon halinde bir zihinsin, tatmin halindesin, arayışın yok, sessizliğin tadını çıkartıyorsun, tamamen gevşemişsindir. Hep bir sonrakini arzulamak yerine kendi içine bakarsın. Zevk seni sürekli fakirleştirirken mutluluk seni sürekli zenginleştirir.

İçinden coşkunun taşması, mutluluğun yayılması zevkten çok derinde olmandandır. Ancak bu yine de bir son, nihai olan değildir. Tüm ıstıraplar sen tamamen uyandığında, tüm varlığın bir ışık olduğunda biter. O zaman kaygılar, huzursuzluklar, gerginlikler tamamen kaybolur, derin bir coşku belirir, şimdinin içinde varolursun. Geçmişin belleği, geleceğin hayalleri yerini şimdinin gerçekliğini, senin kendini yaşamana bırakır. Beklentiler yerini şu zamana bırakır.

Her şey şu andır, içsel gökyüzün aydınlamıştır, kişisel menkıben de budur.

 
Toplam blog
: 48
: 2763
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..